Alacakaranlık Efsanesi 2: Yeni Ay
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Alacakaranlık Efsanesi 2: Yeni Ay, Forks’un o hiç bitmeyen yağmurlu gri gökyüzü altında, bir doğum gününün kutlamadan ziyade bir cenaze merasimine dönüştüğü tekinsiz o anla kapılarını açıyor. Edward Cullen’ın gidişiyle birlikte Bella Swan’ın ruhunda açılan o devasa boşluk, ekranın her köşesinden sızan soğuk bir melankoliyle izleyiciyi sarmalıyor. Odasında mevsimlerin geçişini izleyen hareketsiz bir kızın sessiz çığlığı, sinemanın bazen sadece susarak neler anlatabileceğine dair tuhaf bir örnek sunuyor. Hikaye ilerledikçe bu duygusal çöküntünün içinde kaybolanlar için Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay izle seçeneği, sadece bir gençlik filmi seyretmek değil, aynı zamanda terk edilmenin yarattığı o çiğ ve karanlık psikolojinin içine sızmak anlamına geliyor. Kadrajdaki her bir gölge, Bella’nın kaybettiği parçasını ararken başvurduğu tehlikeli oyunların habercisi gibi duruyor.
Alacakaranlık Efsanesi 2: Yeni Ay Konusu
Hikayenin merkezinde, bir insanın varoluşunu başka birinin varlığına bu denli bağımlı hale getirmesinin yarattığı yıkım yer alıyor. Edward ve ailesinin, Bella’nın can güvenliğini koruma bahanesiyle kasabayı aniden terk etmesi, genç kızın dünyasını yaşanmaz bir enkaza çeviriyor. Bella, bu derin yalnızlık ve depresyon haliyle başa çıkmaya çalışırken, Edward’ın hayalini görebilmek için sınırlarını zorlamaya başlıyor. Her riskli adım, her tehlikeli motosiklet sürüşü veya ormanın karanlıklarına her dalış, aslında sevdiğinin sesini yeniden duyabilmek için kurgulanan umutsuz birer eylemden ibaret. Bu sancılı süreçte, Bella’nın en büyük sığınağı çocukluk arkadaşı olan Jacob Black oluyor. Ancak Jacob’ın da kendi içinde taşıdığı, genlerinden gelen ve henüz tam olarak anlamlandıramadığı karanlık bir sırrı var. Jacob ile kurulan bu bağ, Bella’nın donmuş kalbini yavaş yavaş ısıtmaya başlasa da, doğaüstü dünyanın dengeleri bir kez daha sarsılıyor. Bir yanda sadık bir koruyucunun sıcaklığı, diğer yanda ise yokluğuyla bile her şeyi kontrol eden kadim bir aşkın hayali arasında sıkışan bir ruhun hikayesini izliyoruz. Olaylar, İtalya’nın güneşli ama bir o kadar ölümcül topraklarına, Volturi klanının gizemli dünyasına kadar uzanan geniş bir gerilim hattında ilerliyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
İşin aslına bakarsak, serinin bu ikinci halkası birincisinden devraldığı o amatör ve bağımsız ruhu, daha cilalı ama bir o kadar da ağır bir tempoyla değiştiriyor. Yönetmen koltuğundaki **Chris Weitz**, selefi Catherine Hardwicke’in o ham ve mavi tonlu atmosferini daha sıcak, sepya ve turuncu ağırlıklı bir palete dönüştürerek kurtadamların sıcaklığını vurgulamayı seçmiş. Kameranın arkasındaki asıl niyeti düşündüğümüzde, bu değişikliğin sadece görsel bir tercih olmadığını, hikayenin değişen odağını temsil ettiğini anlayabiliyoruz. **Kristen Stewart**, Bella karakterinin o kronikleşmiş içsel acısını, bazen abartılı bulsak da, dönemin ergenlik buhranlarını yansıtmak konusunda tutarlı bir performans sergiliyor. Öte yandan **Robert Pattinson**, filmin büyük bir kısmında sadece bir halüsinasyondan ibaret kalarak, varlığıyla değil yokluğuyla hikayeyi domine etme yükünü omuzlarında taşıyor. Gelelim o meşhur puana; 5.992 gibi bir IMDb puanı, aslında bu yapımın sinematografik kalitesinden ziyade, hitap ettiği kitlenin büyüklüğü ve ona mesafeli duran izleyicinin sert eleştirileri arasındaki o derin uçurumu temsil ediyor. Bu puan, ne filmi yerin dibine sokacak kadar kötü ne de bir başyapıt ilan edecek kadar yüksek. **Taylor Lautner** cephesinde ise fiziksel bir dönüşümün oyunculuk yeteneğinin önüne geçtiği bir durum söz konusu olsa da, Jacob’ın o çocuksu neşesini ve sonrasındaki vahşi kabullenişini izleyiciye geçirmeyi başarıyor. İtalya sahnelerinde karşımıza çıkan **Dakota Fanning** ve **Michael Sheen** ikilisi ise filmin ciddiyet seviyesini bir anda yukarı çekiyor; Sheen’in o tekinsiz nezaketi, Volturi’nin ne kadar tehlikeli olabileceğini birkaç dakikada hissettirmeye yetiyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Bu yapım, her şeyden önce melankolinin tadını çıkarmayı bilen, yağmurlu pazar öğleden sonralarını hüzünlü hikayelerle geçirmeyi seven izleyiciler için biçilmiş kaftan. İlk aşkın o mantık sınırlarını zorlayan, her şeyi yakıp yıkan ve geride sadece yıkıntı bırakan şiddetli duygularını hatırlamak isteyenler, Bella’nın bu tutarsız ama tutkulu yolculuğunda kendilerinden bir şeyler bulabilirler. Ancak bir dedektif titizliğiyle yaklaştığımızda, hızlı aksiyon sahneleri veya mantık süzgecinden geçmiş bir olay örgüsü arayanların bu 130 dakikalık süreçte sıkıntıdan patlamaları kaçınılmaz görünüyor. Popüler kültürün bir dönemini nasıl bu kadar derinden etkilediğini anlamak isteyen sosyolojik gözlemciler için de ilginç veriler sunuyor bu film. Eğer kalbinizdeki o sızıyı hafifletmek için kurtadamların sıcak kucağına mı yoksa vampirlerin soğuk ve asil dünyasına mı sığınmanız gerektiğine karar veremiyorsanız, bu film size yardımcı olmayacak, sadece kararsızlığınızı derinleştirecektir. Yine de, her şeye rağmen o kültleşmiş orman sahnelerinin ve karakterlerin birbirlerine duyduğu o bitmek bilmeyen özlemin, belirli bir ruh hali içindeyken garip bir şekilde huzur verdiğini de inkar edemeyiz.




















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!