Bıçaklar Çekildi
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Bıçaklar Çekildi, ilk karesinden itibaren bizi o eski, tozlu ama görkemli malikanelerin içine hapsediyor. Hani şu her köşesinde bir sırrın saklandığı, gıcırdayan parkelerin altında yıllanmış yalanların yattığı o klasik polisiye atmosferini iliklerimize kadar hissediyoruz. Modern sinemanın içine düştüğü o ruhsuz ve bol patlamalı aksiyon sarmalından sıkılanlar için bu yapım, çölde rastlanan serin bir vaha gibi karşımıza çıkıyor. Sinema salonlarının o ağır ve vakur havasını evine taşımak isteyenler, akşam ne izlesem diye düşünenler için Bıçaklar Çekildi izle seçeneği, son yılların en isabetli kararlarından biri olacaktır. Sinemanın o eski usul, zekâ dolu anlatım tarzını, karakterlerin birbirini kelimelerle dövdüğü o sofistike dünyayı özleyenler için bu film, sadece bir vakit geçirme aracı değil, adeta her parçası titizlikle yerleştirilmiş bir zihin egzersizi gibi önümüze seriliyor. Türün klişeleriyle dalga geçerken onları onurlandırmayı da ihmal etmeyen bu yapım, izleyiciyi aptal yerine koymayan nadir işlerden biri.
Bıçaklar Çekildi Konusu
Filmin merkezinde, polisiye edebiyatının dev ismi Harlan Thrombey’nin 85. doğum günü partisi yer alıyor. Ancak kutlama, ertesi sabah yazarın boğazı kesilmiş halde malikanesinde bulunmasıyla kanlı ve karmaşık bir gizeme dönüşüyor. Olay yerindeki herkes şüpheli; çünkü bu “mutlu” görünen ailenin her bir üyesi, yaşlı adamın devasa mirasına göz dikmiş durumda ve her birinin o gece orada olmak için gizli bir ajandası var. Yerel polis olayı hızlıca intihar olarak kapatmaya meyilliyken, devreye kimliği belirsiz bir hayırsever tarafından kiralanan, dünyaca ünlü ve son derece eksantrik dedektif Benoit Blanc giriyor. Blanc, Thrombey malikanesinin labirent benzeri koridorlarında, antika bıçakların gölgesinde gezinirken, maktulün en yakınındaki isimlerden başlayarak herkesin ipliğini pazara çıkarmaya başlıyor. Harlan’ın sadık bakıcısı Marta’dan, bencil çocuklarına ve hayırsız torunlarına kadar herkes, dedektifin soruları karşısında kendi yalanlar ağına dolanıyor. Her karakterin kendine has bir sırrı, her sırrın altında ise derin bir sınıfsal öfke ve çıkar çatışması yatıyor. Blanc’ın işi ise bu anlamsız kandırmacalar yığını içinden tek bir saf gerçeği çekip çıkarmak, ancak bu kez karşısındaki aile, suç romanlarından fırlamışçasına tehlikeli.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, türün meraklısı ve yıllarını karanlık salonlarda tüketmiş bir eleştirmen olarak, “katil kim” filmlerinin günümüzde bu kadar taze ve zeki hissettirebileceğini pek tahmin etmiyordum. Ancak yönetmen koltuğunda oturan Rian Johnson, türün geleneksel yapısına büyük bir saygı duyarken onu modern bir bakış açısıyla yerle bir etmeyi de çok iyi biliyor. Klasik bir Agatha Christie romanı izliyormuşuz gibi başlayıp, hikayenin tam ortasında halıyı ayağımızın altından çekiveriyor ve bizi bambaşka bir anlatı yapısının içine bırakıyor. Daniel Craig, James Bond ceketini üzerinden atıp o kendine has güneyli aksanıyla Benoit Blanc karakterine büründüğünde, ortaya inanılmaz karizmatik, hafif ukala ve bir o kadar da rahatsız edici derecede zeki bir dedektif figürü çıkmış. Oyuncu kadrosunun geri kalanı ise tam bir şampiyonlar ligi karması gibi. Chris Evans, o alıştığımız kahraman imajını elinin tersiyle itip şımarık ve küstah torun rolünde devleşirken, Ana de Armas filmin hem vicdanını hem de duygusal yükünü sessizce sırtlanıyor. Jamie Lee Curtis ve Michael Shannon gibi dev isimlerin yan rollerde bile karakterlerine nasıl derinlik kattığını görünce, yönetmenin elindeki malzemeyi ne kadar ustaca yoğurduğunu anlıyorsunuz. Bana sorarsanız, 7.8’lik IMDb puanı bu film için oldukça mütevazı bir rakam; çünkü filmdeki mizahın ve gerilimin dengesi o kadar hassas ayarlanmış ki, bir yandan zekanızı zorlayan bir bulmacayı çözerken diğer yandan modern aristokrasinin ikiyüzlü yapısına acı acı gülüyorsunuz. Film, kuru bir cinayet araştırmasından ziyade, insan doğasının çiğliğini, açgözlülüğünü ve sınıfsal kibrini deşen bir senaryoya sahip. Kurgunun bir saat gibi tıkır tıkır işlemesi ve gereksiz hiçbir sahneye yer verilmemesi ise Rian Johnson imzasının ne kadar güçlü olduğunu kanıtlıyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer zekice kurgulanmış diyaloglara, ince detaylara saklanmış ipuçlarına ve ters köşe yapan hikaye anlatımlarına açsanız, bu film sizin için biçilmiş kaftan demektir. Sadece bir katilin peşine düşmek değil, aynı zamanda karakterlerin psikolojik derinliklerinde kaybolmak isteyenler bu yapımdan büyük keyif alacaktır. Bir odanın içinde geçen ama dünyalar kadar büyük bir çatışmayı barındıran filmleri seviyorsanız, o meşhur bıçak tahtasına bakarken yönetmenin size attığı pasları yakalamaya çalışın. Harika oyunculuklar ve muazzam bir sanat yönetimi eşliğinde, son saniyeye kadar “acaba mı?” dedirten o büyük sırrı beklemek, gerçek bir sinema tutkunu için paha biçilemez bir deneyim. Play tuşuna basmakta tereddüt etmeyin; zira bu malikanede kimse göründüğü kadar masum değil ama emin olun, kimse sandığınız kadar da suçlu olmayabilir. Kendinizi Benoit Blanc’ın o tüten purosuna ve keskin gözlem yeteneğine bırakın, pişman olmayacaksınız.


















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!