Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir?
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir? (2003) romantik komedi türünün en parlak döneminden kopup gelen, enerjisiyle insanı hemen kavrayan ve bırakmayan bir yapım olarak hafızalarda yer ediyor. 2000’lerin o kendine has estetik anlayışını, New York’un ışıltılı caddelerini ve bitmek bilmeyen kadın-erkek çekişmesini merkezine alan film, izleyiciyi bir duygu sarmalının içine çekiyor. Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir? izle arayışına girenlerin karşısına sadece basit bir aşk hikayesi değil, aslında stratejik bir savaşın eğlenceli yansıması çıkıyor. Yapım, henüz ilk sahnelerinden itibaren parlak dergi ofislerinin, hırslı reklam ajanslarının ve şık davetlerin dünyasına kapı aralıyor. Görsel dili, o dönemin modasını ve yaşam tarzını çok net bir şekilde yansıtırken, aslında ikili ilişkilerin ne kadar kırılgan ve manipülasyona ne kadar açık olduğunu da gözler önüne seriyor. Bir tarafta kariyer basamaklarını tırmanmak adına duygularını birer deneye dönüştüren bir kadın, diğer tarafta ise büyük bir iş anlaşması için karizmasını bir koz olarak kullanan bir adam var. Bu iki zıt ama aslında birbirine fazlasıyla benzeyen karakterin yolları kesiştiğinde, ortaya çıkan kaos hem yüzlerde bir gülümseme bırakıyor hem de insan ilişkileri üzerine ufak çaplı bir sorgulama başlatıyor. Mekanların samimiyeti, kullanılan renk paletinin sıcaklığı ve karakterlerin arasındaki o elle tutulur elektrik, yapımı kendi türündeki benzerlerinden ayırıp daha kalıcı bir yere koyuyor.
Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir? Konusu
Andie Anderson, popüler bir kadın dergisi olan Composure’da “nasıl yapmalı” köşesinin yazarıdır ancak hayali çok daha ciddi, toplumsal meseleleri ele alan yazılar kaleme almaktır. Editöründen istediği şansı bulabilmek için son bir görev üstlenir: Bir kadının bir ilişkide yapabileceği tüm hataları yapıp, bir erkeği on gün içinde kendinden nasıl bıktıracağını bizzat deneyimleyerek yazacaktır. Hedef tahtasına ise yakışıklı ve hırslı bir reklamcı olan Benjamin Barry oturur. Fakat Andie’nin bilmediği bir şey vardır; Benjamin de kendi patronuyla bir iddiaya girmiştir. Eğer on gün içinde bir kadını kendine aşık edebilirse, çok istediği büyük bir pırlanta reklamı kampanyasının başına geçecektir. Böylece taraflar, birbirlerinin gizli niyetlerinden habersiz bir şekilde kendi oyunlarını oynamaya başlarlar. Andie, bir erkekte kaçma isteği uyandıracak ne kadar davranış varsa; aşırı sahiplenme, yersiz kıskançlıklar, çocuksu tavırlar ve özel alana müdahaleleri birer birer sergilerken, Benjamin ise her ne pahasına olursa olsun sabırla bu fırtınaya göğüs gerip onu kendine aşık etmeye çalışır. İkilinin bu on günlük maratonu, bir süre sonra sadece bir iddia olmaktan çıkıp, gerçek hislerin ve kontrol edilemez durumların birbirine karıştığı bir kördüğüme dönüşür. Filmin bu noktadaki çatışması, yalanlar üzerine kurulu bir başlangıcın dürüst bir duyguya evrilip evrilemeyeceği sorusu üzerinden ilerliyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen koltuğundaki Donald Petrie, türün matematiğini çok iyi bilen bir isim ve bu filmde de o ritmi hiç düşürmüyor. Yapımın en büyük kozu, başrol oyuncuları arasındaki o muazzam uyum. Kate Hudson, Andie karakterine kattığı inanılmaz enerjiyle, en itici olması gereken anlarda bile izleyicinin ona sempati duymasını sağlıyor. Hudson’ın mimikleri ve enerjisi, karakterin içindeki o hırslı ama yumuşak kalpli kadını çok iyi dengeliyor. Karşısında ise karizmasıyla devleşen bir Matthew McConaughey var. McConaughey, o dönemdeki romantik kahraman imajının altını doldururken, Benjamin’in içindeki o rekabetçi ruhu ve sonradan ortaya çıkan kırılganlığı başarıyla yansıtıyor. Yan rollerde karşımıza çıkan Kathryn Hahn, Annie Parisse ve Adam Goldberg gibi isimler ise hikayenin yan dallarını besleyerek tempoyu her an diri tutuyorlar. Filmi teknik açıdan incelediğimizde, o meşhur sarı ipek elbisenin sinema tarihindeki ikonik duruşundan, New York’un altın saatlerindeki çekimlerine kadar her şey bir bütünlük içinde. IMDb’deki 6.9 puanı, yapımın aslında ne çok derin bir başyapıt olma iddiasında olduğunu ne de izleyiciyi hafife aldığını kanıtlıyor. Eleştirel taraftan bakarsak, bazı senaryo çözümlerinin ve tesadüflerin fazla zorlama olduğunu söylemek mümkün. Özellikle bazı yan karakterlerin kararları çok yüzeysel kalıyor ve hikaye zaman zaman mantık sınırlarını zorlayan bir noktaya evriliyor. Ancak türün beklentisi olan “iyi vakit geçirme” vaadi sonuna kadar yerine getiriliyor. Müziklerin seçimi ve sahnelerin geçişlerindeki o yumuşaklık, filmi izlerken yormayan bir akış sağlıyor. Bazı sahnelerdeki abartılı oyunculuklar bile, o dönemin romantik komedi ruhu içinde eğreti durmuyor.
Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir? Filmini Kimler İzlemeli?
Bu yapım, hayatın stresinden bir süreliğine uzaklaşmak ve yüzünde kocaman bir gülümseme bırakacak bir hikayeye tanıklık etmek isteyen herkes için ideal. Özellikle 2000’li yılların başındaki o kaygısız, renkli ve biraz da gösterişli New York atmosferine özlem duyanlar bu filmde aradığını bulacaktır. İlişkilerdeki o “kovalamaca” halinden, tarafların birbirine kurduğu küçük tuzaklardan ve tatlı sert atışmalardan zevk alanlar için biçilmiş kaftan. Kariyer hırsıyla duygular arasında sıkışmış şehirli insan profilini sevenler, Andie ve Benjamin’in bu tuhaf yolculuğunda kendilerinden pek çok parça yakalayabilirler. Eğer aradığınız şey çok derin felsefi sorgulamalar, karanlık bir atmosfer veya ağır bir dram ise bu film size göre değil. Gerçekçilik takıntısı olanlar, bazı sahnelerin abartılı doğasından rahatsız olabilirler. Ancak arkadaş gruplarıyla izlenecek, üzerine konuşulacak ve o ikonik sahneleriyle keyif alınacak bir film arayanlar için Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir? hala tazeliğini koruyan bir klasik. Romantik komedi türünün en temel taşlarından biri olan bu yapım, aşkın aslında tüm o planlara ve taktiklere rağmen kendi yolunu bulduğunu bizlere en neşeli haliyle hatırlatıyor.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!