Bridget Jones’un Günlüğü
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Bridget Jones’un Günlüğü (Bridget Jones’s Diary 2001) her ne kadar kağıt üzerinde sıradan bir romantik komedi gibi dursa da, aslında modern çağın insan üzerindeki kusursuzluk baskısına çekilen kocaman bir orta parmak niteliği taşıyor. Bridget Jones’un Günlüğü izle seçeneği üzerinden bu hikayeye ulaşan herkes, aslında kendi iç dünyasındaki o bitmek bilmeyen yetersizlik hissiyle ve sakarlıklarla dolu anlarıyla yüzleşiyor. Film, yirmi birinci yüzyılın başındaki Londra atmosferini, sigara dumanı ve düşük kalorili şarap kadehlerinin arasından bizlere sunarken, aslında çok daha derin bir yalnızlık ve aidiyet arayışını merkezine alıyor. Başladığı andan itibaren seyirciyi o sıcak ama bir o kadar da dağınık oturma odasının içine çeken yapım, türdeşlerinden farklı olarak ana karakterini bir ikon değil, tam tersine her an düşüp dizini kanatabilecek bir komşu kızı olarak resmediyor. Bu samimiyet, hikayeyi sadece bir aşk üçgeni olmaktan çıkarıp, bireyin kendiyle olan barışma sürecine dönüştürüyor. Kent yaşamının gürültüsünde kendi sesini duymaya çalışan bir kadının, toplumsal beklentilerin ağırlığı altında ezilmeden nasıl ayakta kalmaya çalıştığını izlemek, her dönemde tazeliğini koruyan bir deneyim sunuyor.
Bridget Jones’un Günlüğü Konusu
Hikayemiz, otuzlu yaşlarının başında olan ve hayatının her alanında bir türlü dikiş tutturamadığına inanan Bridget’ın, yeni bir yıla girerken radikal bir karar almasıyla başlıyor. Kendine bir günlük tutmaya başlayan kahramanımız, sadece yediklerini ve içtiklerini değil, aynı zamanda kalbinin en kuytu köşelerindeki güvensizlikleri de bu sayfalara döküyor. Hayatının kontrolünü eline almak isterken aslında kontrolün ne kadar kaygan bir zemin olduğunu fark eden Bridget, kendini iki farklı kutbun arasında buluyor. Bir yanda, her kadının hayallerini süsleyen ama tehlike çanlarını da beraberinde getiren, çekici ve bir o kadar da güvenilmez patronu Daniel Cleaver; diğer yanda ise çocukluk arkadaşı olan, soğuk nevale gibi görünen ama dürüstlüğüyle duvarları yıkan avukat Mark Darcy yer alıyor. Bridget’ın bu iki adam arasındaki bocalaması sadece bir gönül ilişkisi değil, aynı zamanda kim olmak istediğine dair verdiği bir savaşın yansımasıdır. Kendi ailesinin bitmek bilmeyen evlilik baskıları, arkadaşlarının bazen yarardan çok zarar veren tavsiyeleri ve iş hayatındaki absürt kazalar arasında sıkışan kahramanımız, her adımda biraz daha tökezlerken aslında kendi gerçekliğini inşa ediyor. Olaylar geliştikçe, Bridget’ın en büyük düşmanının dış dünya değil, kendi zihnindeki o eleştirel ses olduğunu görüyoruz.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen koltuğunda oturan Sharon Maguire, hikayeyi anlatırken o kadar dengeli bir yol izlemiş ki, film ne çok ağır bir drama dönüşüyor ne de içi boş bir kahkaha tufanı olarak kalıyor. Başroldeki Renée Zellweger, canlandırdığı karakter için sadece fiziksel bir değişim geçirmekle kalmamış, aynı zamanda o karakterin ruhundaki o kırılganlığı ve direnci her mimiğine yedirmiş. Onun aksanı ve sakarlıkları o kadar doğal ki, bir noktadan sonra kurgusal bir karakter izlediğinizi unutuyorsunuz. Hugh Grant ise kariyerinin en karakteristik performanslarından birini sergileyerek, kötü adam imajını bile nasıl bu kadar karizmatik kılabileceğini kanıtlıyor. Öte yandan Colin Firth, o meşhur mesafeli tavrıyla aslında sessizliğin ne kadar çok şey anlatabileceğini gösteriyor. Jim Broadbent ve Gemma Jones ise Bridget’ın anne ve babası rollerinde, orta sınıf bir ailenin karmaşasını ve sıcaklığını filme çok iyi enjekte etmişler. Filmin en büyük eksisi, zaman zaman 2000’lerin başındaki o kısıtlı kadın perspektifine fazla hapsolması olabilir; ancak bu durum yapımın çekildiği dönemin ruhunu yansıtması açısından bir belge niteliği de taşıyor. IMDb üzerindeki 6.7 puanı, türün genel ortalamasına bakıldığında aslında biraz mütevazı kalıyor çünkü bu yapım teknik bir başarıdan ziyade duygusal bir bağ kurma gücüyle öne çıkıyor. Müziklerin kullanımı, sahnelerin temposuyla uyumu ve özellikle o meşhur mavi çorba sahnesi gibi ince detaylar, yönetmenin ne kadar dikkatli bir gözlemci olduğunu kanıtlar nitelikte.
Bridget Jones’un Günlüğü Filmini Kimler İzlemeli?
Eğer hayatın size sürekli bir şeyler borçlu olduğunu hissediyor ve başkalarının mükemmel görünen hayatları karşısında kendi dağınıklığınızdan utanıyorsanız, bu film tam size göre bir sığınak. Kariyerinde, ilişkilerinde veya sosyal hayatında “geç kaldığını” düşünen, toplumun dayattığı şablonlara uymadığı için kendini dışlanmış hisseden herkes bu hikayede kendinden bir parça bulacaktır. Özellikle romantik bir ilişkide dürüstlüğün mü yoksa tutkunun mu daha önemli olduğu ikilemini yaşayanlar için Mark ve Daniel karakterleri üzerinden yapılan analizler oldukça ufuk açıcı olabilir. Ancak, sadece hızlı aksiyon, yüksek tempo veya son derece mantıklı olay örgüleri arayan izleyiciler için bu yapım biraz yavaş veya fazla duygusal kalabilir. Hayatın içindeki o küçük trajikomik anları yakalamayı seven, büyük trajedilerden ziyade günlük yaşamın küçük hıçkırıklarına odaklanan bir sinema dili arıyorsanız doğru yerdesiniz. Ayrıca, Jane Austen’ın Gurur ve Önyargı eserine yapılan o zekice göndermeleri yakalamaktan keyif alacak edebiyat tutkunları için de filmde saklı birçok hazine bulunuyor. Kendini olduğu gibi kabul etme yolculuğunda bir dosta ihtiyaç duyanlar, Bridget’ın bu samimi günlüğüne mutlaka bir göz atmalıdır.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!