Çağrı: İslamiyet’in Doğuşu
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Çağrı: İslamiyet’in Doğuşu, beyaz perdede izleyebileceğiniz en sarsıcı, en epik ve en derinlikli hikâyelerden birini, tozlu çöl rüzgârlarının arasından süzüp kalbinizin tam ortasına bırakıyor. Sinema tarihinin tozlu raflarında değil, her izlendiğinde yeniden filizlenen bir başyapıt olarak duran bu film; sadece bir inancın doğuşunu değil, bir adaletsizlik düzenine karşı verilen o devasa, o görkemli direnişi anlatıyor. 1976 yapımı olmasına rağmen bugün bile etkisinden bir nebze olsun kaybetmemiş olması, yönetmen Moustapha Akkad’ın dehasından ve Anthony Quinn gibi devleşen isimlerin oyunculuğundan kaynaklanıyor.
6. yüzyılın Mekke’sine, o kavurucu sıcakların ve daha da yakıcı olan toplumsal adaletsizliğin hüküm sürdüğü karanlık bir döneme gidiyoruz. Şehrin ileri gelenlerinin pençesinde inleyen, kız çocuklarının diri diri gömüldüğü o sert atmosferde; bir adamın sessiz ama derinden gelen çağrısı yankılanmaya başlıyor. İşte Çağrı, tam da bu noktada bizi içine çekiyor. Sinema tarihindeki en büyük meydan okumalardan birine imza atan Akkad, ana karakterini hiç göstermeden, sadece onun yarattığı o muazzam enerjiyi ve değişimi bize hissettirerek eşine az rastlanır bir kurgu mucizesi yaratıyor. Anthony Quinn’in hayat verdiği Hz. Hamza karakteri ise, asaleti ve cesaretiyle ekranın dışına taşıp izleyiciyi avucunun içine alıyor.
Filmin her bir karesinde, Maurice Jarre’ın o unutulmaz ve tüyleri diken diken eden müzikleri eşliğinde bir uyanışa tanıklık ediyorsunuz. Bedir’in stratejik zekasından Uhud’un hüzünlü rüzgârlarına kadar, her sahne bir tablodan fırlamışçasına titizlikle işlenmiş. Dönemin kostümleri, binlerce figüranın yer aldığı savaş sahneleri ve o dönemin ruhunu iliklerinize kadar hissettiren atmosfer, sizi modern dünyadan koparıp kum fırtınalarının ortasına bırakıyor. Peki, bir avuç insanın devasa ordulara karşı duran o inancı, dünyayı nasıl değiştirebildi? Filmin alt metninde yatan bu güçlü soru, izleyiciyi son ana kadar bırakmıyor.
Eğer bugüne kadar Çağrı’yı sadece bir ‘tarih filmi’ olarak görüp ertelediyseniz, çok şey kaçırdınız demektir. Bu film; onurun, sadakatin ve karanlığın en koyu olduğu anda doğan o umut ışığının hikâyesidir. Karakterlerin gözlerindeki o sönmeyen ateşi, Irene Papas’ın sarsıcı performansındaki derinliği ve insan ruhunun sınırlarını zorlayan o büyük yürüyüşü gördüğünüzde, neden bu filmin bir sinema efsanesi olduğunu anlayacaksınız. Şimdi, tüm ışıkları kapatın ve kendinizi bu destansı yolculuğun kollarına bırakın; çünkü bu çağrı, hala taptaze ve hala çok güçlü.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!