Cehennemden Gelen
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Cehennemden Gelen, 1888 yılının kirli, çamurlu ve dumanla boğulmuş Londra’sına kapı açarken, izleyiciyi Viktorya döneminin ışıltılı saraylarından değil, Whitechapel’ın dar ve karanlık ara sokaklarından içeri davet ediyor. Bu yapım, bir seri katilin peşindeki sıradan bir polis hikayesi anlatmaktan ziyade, toplumsal çürümüşlüğün ve sınıf farkının yarattığı o derin uçurumu gözler önüne seriyor. Cehennemden Gelen izle niyetinde olan bir sinemasever, filmin ilk dakikalarından itibaren karamsar bir atmosferin içine düştüğünü fark edecektir. Hughes kardeşler, çizgi romandaki o ağır ve karanlık tonu, sinemanın imkanlarıyla birleştirirken renk paletinde bakır tonlarını ve kan kırmızısını ön plana çıkarıyorlar. Film, sadece bir gerilim değil, aynı zamanda o dönemin ruhunu, yoksulluğunu ve çaresizliğini de bir fotoğraf karesi gibi dondurup önümüze koyuyor. Sokak lambalarının turuncu ışığı ile gecenin soğuk mavisi arasındaki o tekinsiz kontrast, yönetmenlerin estetik vizyonunu her sahnede hissettiriyor. İnsanların yüzündeki yorgunluk, binaların üzerine çöken is ve her köşe başından fırlayacakmış gibi duran o kadim korku, izleyiciyi koltuğuna sabitlemekten ziyade o dönemin bir parçası haline getiriyor.
Cehennemden Gelen Konusu
Film, tarihin en gizemli figürlerinden biri olan Karındeşen Jack cinayetlerini merkeze alırken, olaylara Müfettiş Frederick Abberline’ın perspektifinden bakmamızı sağlıyor. Abberline, sadece bir dedektif değil, aynı zamanda kaybettiği eşinin acısını afyon ve pelin otuyla dindirmeye çalışan, zihni dumanlı ama sezgileri bir o kadar keskin bir adamdır. Bu adamın gördüğü psişik rüyalar ve vizyonlar, Whitechapel sokaklarında fahişelik yapan kadınların birer birer vahşice öldürülmesiyle birleşince, dava kişisel bir takıntıya dönüşür. Cinayetlerin işleniş biçimindeki cerrahi titizlik ve kurbanların seçilme tarzı, Abberline’ı kurbanların sadece birer sokak kadını olmadığını, bu işin ardında krallığın derinliklerine kadar uzanan bir komplo olduğunu düşünmeye iter. Mary Kelly ve arkadaşlarının korku dolu bekleyişi, şehrin üzerine çöken bu karanlık gölgeyle birleşince, her sokak başı potansiyel bir mezar sessizliğine bürünür. Karakterlerin motivasyonları sadece hayatta kalmak değil, aynı zamanda görünmez bir elin yönettiği bu vahşetin içindeki anlamı bulmaktır. Hikaye, katilin kimliğinden ziyade, bu cinayetlerin hangi kirli eller tarafından örtbas edilmeye çalışıldığına ve toplumun en altındakilerin nasıl harcanabilir görüldüğüne odaklanarak derinleşir. Abberline’ın partneri Godley ile olan ilişkisi, bu karanlık yolculukta ona tutunacak küçük bir dal sağlasa da, gördüğü kanlı vizyonlar onu gerçekliğin sınırlarına itmeye devam eder.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen koltuğunda oturan Albert Hughes ve Allen Hughes, aksiyon kökenli bir geçmişten gelmelerine rağmen, bu filmde son derece ağır ve gotik bir dil kurmayı başarmışlar. Johnny Depp, Abberline karakterinin o kırılgan ve melankolik yapısını, abartıya kaçmadan, gözlerindeki o hüzünlü boşlukla yansıtıyor. Karşısında ise tıp dünyasının saygın ismi olarak Ian Holm, sergilediği sarsıcı performansla filmin ağırlık merkezini oluşturuyor. Robbie Coltrane dürüstlük timsali partner rolünde, Heather Graham ise kurbanların arasındaki o hüzünlü umudu temsil eden Mary Kelly rolünde sırıtmıyor. Ancak film, 6.7 gibi ortalama bir IMDb puanına sahip olmasının sebeplerini de içinde barındırıyor. Bazı sahnelerde hikayenin ritmi olması gerekenden fazla yavaşlıyor ve kurgudaki bazı geçişler, izleyicinin dikkatinin dağılmasına neden olabiliyor. Orijinal çizgi romanın o devasa alt metnini ve karmaşık komplo teorilerini iki saate sığdırmaya çalışmak, bazı noktalarda olayların yüzeysel kalmasına yol açmış. Yine de Ian Richardson gibi usta isimlerin varlığı ve filmin o kendine has, dumanlı görsel dili bu eksikleri büyük ölçüde kapatıyor. Dönem filmlerinin o yapay temizliğinden uzak, her yerin is, pislik ve rutubet içinde olduğu bir Londra tasviri, yönetmenlerin bu işe ne kadar kafa yorduğunu gösteriyor. Müziklerin o tekinsiz tınısı, katilin ayak seslerini her an ensenizde hissetmenizi sağlarken, gerilimin dozu mantık hatalarını bazen görmezden gelmenize imkan tanıyor. Filmin en büyük sorunu, finale doğru giderken bazı gizemleri çok hızlı tüketmesi ve izleyiciyi o büyük çözülme anına tam olarak hazırlayamaması diyebilirim.
Cehennemden Gelen Filmini Kimler İzlemeli?
Viktorya dönemi İngiltere’sine, o dönemin karanlık cerrahi yöntemlerine ve masonik sembollerle bezeli komplo teorilerine ilgi duyanlar için bu film tam bir hazine niteliğindedir. Sadece katilin peşinde koşan bir dedektiflik hikayesi değil, aynı zamanda sistemin nasıl işlediğine ve alt tabakanın nasıl kurban edildiğine dair ağır bir eleştiri arayanlar bu yapımdan keyif alacaktır. Grafik roman estetiğinin sinemaya nasıl başarılı bir şekilde aktarıldığını görmek isteyen teknik izleyiciler de mutlaka şans vermelidir. Psikolojik derinliği olan, melankolik bir kahramanın kendi zihnindeki canavarlarla ve dışarıdaki gerçek canavarlarla olan savaşını izlemek isteyenler için doyurucu bir içerik sunuyor. Buna karşılık, hızlı tempoda aksiyon sahneleri bekleyen, her şeyin net bir mantık süzgecinden geçmesini isteyen veya aşırı kanlı ve çiğ bir slasher korku filmi arayışında olanlar için Cehennemden Gelen biraz durağan ve yavaş gelebilir. Eğer sisli havaları, eski kütüphanelerin o ağır kokusunu, karanlık felsefeleri ve çözülememiş tarihsel gizemlerin peşinden gitmeyi seviyorsanız, bu yapım sizin için doğru bir tercih olacaktır. Film, bittiğinde damağınızda bir parça is ve bir parça hüzün bırakarak sizi o kirli Londra sokaklarından yavaşça geri çekmeyi başarıyor.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!