Çığlık 5
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Çığlık 5, o meşhur telefon sesinin dijital çağa uyarlanmış haliyle tekrar karşımızda ve dürüst olmak gerekirse bu sefer işler çok daha kanlı. Maskenin ardındaki o tekinsiz boşluk, 1996’daki o ilk şok dalgasını bugün hala ensenizde hissettirmeyi başarıyor. Woodsboro’nun lanetli sokaklarına geri dönmek, eski bir dostun cenazesine gitmek ama orada aslında herkesin katil olabileceğini fark etmek gibi bir duygu yaratıyor. Bu nostalji soslu modern kan banyosuna dalmadan önce internette Çığlık 5 izle araması yapıp ekran başına geçenler, sadece bir katilin peşindeki gençleri değil, bizzat sinema sektörünün kendi çıkmazlarını deşifre eden bir yapıyla karşılaşacaklar. Film, daha ilk dakikasından itibaren ben bir devam filmi değilim, ben bir yeniden çevrim de değilim, ben bir requel’ım diye bağırıyor. Bu tavır, türün meraklıları için hem riskli hem de heyecan verici bir başlangıç noktası sunuyor. Ekrandan taşan bu enerji, sadece bir slasher filmi izlemediğinizi, aynı zamanda türün kendisiyle dalga geçen zeki bir kurgunun içinde olduğunuzu hatırlatıyor.
Çığlık 5 Konusu
Woodsboro kasabası, o trajik ve acımasız olayların üzerinden tam yirmi beş yıl geçmesine rağmen geçmişin hayaletlerinden bir türlü kurtulabilmiş değil. Bu sefer her şey, **Jenna Ortega** tarafından canlandırılan Tara karakterinin evinde tek başınayken aldığı o ürpertici telefon aramasıyla başlıyor. Klasikleşmiş giriş sekansı, akıllı ev sistemleri ve gelişen teknolojiyle harmanlanarak güncellenmiş durumda. Tara’nın vahşice saldırıya uğraması, uzaklarda kendi hayatını kurmaya çalışan ablası Sam’in, yani **Melissa Barrera**’nın kasabaya mecburi dönüşüne neden oluyor. Sam, yanında erkek arkadaşı **Jack Quaid** ile birlikte geldiğinde, kasabanın yeni nesil genç grubuyla tanışıyoruz. **Mason Gooding** ve **Jasmin Savoy Brown** gibi isimlerin hayat verdiği bu grup, korku filmi kurallarını ezbere bilen, sinema meraklısı ama bir o kadar da hedef tahtasındaki gençler olarak karşımıza çıkıyor. Olayların düğümü, katilin neden yine bu kasabayı ve özellikle bu grubu seçtiği sorusu etrafında atılıyor. Eski toprakların, yani Sidney, Gale ve Dewey’nin de denkleme dahil olmasıyla işler iyice karmaşık bir hal alıyor. Geçmişin karanlık sırları, Sam’in kendi zihnindeki köşe kapmacalar ve Hayalet Maske’nin her zamankinden daha acımasız hamleleri, hikayeyi basit bir hayatta kalma savaşından çok, köklerle ve hayranlık kültürüyle bir hesaplaşma noktasına taşıyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, Wes Craven gibi bir efsanenin ardından bu mirası devralmak her yönetmenin harcı değil. Ancak **Tyler Gillett** ve **Matt Bettinelli-Olpin** ikilisi, bu ağır yükün altından kalkmayı bilmişler. Buradaki asıl mesele, filmin sadece bir korku objesi yaratması değil, izleyicinin beklentileriyle kedi fare oyunu oynaması. Eğrisiyle doğrusuyla bakarsak, yönetmenlerin en büyük başarısı filmin ritmini bir an bile düşürmemeleri ve şiddetin dozunu ayarlarken korkak davranmamaları. **Melissa Barrera** her ne kadar hikayenin merkezindeki duygusal yükü sırtlanmaya çalışsa da, sahnelerdeki ağırlığı ve inandırıcılığıyla **Jenna Ortega** kesinlikle rol çalıyor. **Jack Quaid** ise o tekinsiz ama sempatik tavrıyla kadroya taze bir soluk getirmiş. IMDb puanı olan 6.6 seviyesi, aslında bu tür bir janr filmi için gayet makul bir rakam. Film ne bir başyapıt olma derdinde ne de ucuz bir taklit seviyesinde kalıyor. **Mason Gooding** ve **Jasmin Savoy Brown** ikilisi, modern korku izleyicisinin sesini film içinde temsil ederken, hikayenin “meta” yapısını güçlendiriyorlar. Bazı anlarda senaryo kendi zekasına fazla hayran kalıp diyalogları uzatsa da, bu durum janrın doğasındaki o ukala tavra hizmet ediyor. Oyuncuların performansındaki inandırıcılık, özellikle fiziksel mücadele sahnelerinde kendini gösteriyor. Ghostface’in bu filmdeki fiziksel varlığı, önceki halkalara göre çok daha hırslı ve öfkeli hissettiriyor. Yönetmen koltuğundaki ikili, kamerayı bir silah gibi kullanarak seyirciyi sürekli tetikte tutmayı başarıyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Korku sinemasının kurallarıyla oynamayı seven, katil kim oyunundan hala bıkmamış olanlar için bu yapım gerçek bir eğlence sunuyor. Eğer 90’ların o kendine has atmosferini özlediyseniz ama aynı zamanda bugünün dünyasına, sosyal medyasına ve fandom kültürüne ait eleştiriler duymak istiyorsanız, Woodsboro kapıları size sonuna kadar açık. Özellikle türün klişelerini bilip onlarla eğlenmeyi becerebilen kitle, bu filmden büyük keyif alacaktır. Öte yandan, sadece saf ve düz bir gerilim bekleyen, filmin kendi içinde yaptığı tür analizlerinden veya uzun meta diyaloglardan hoşlanmayanlar için bu deneyim biraz yorucu ve fazla entelektüel görünebilir. Ben yenilik arıyorum, janr sınırları tamamen yıkılsın diyenler de hayal kırıklığına uğrayabilir çünkü bu yapım gücünü tam olarak o eski sınırları bozup yeniden inşa etmekten alıyor. Slasher türüne gönül vermişseniz ve Ghostface’in o bıçak bileme sesini duymak bile sizin için bir heyecan kaynağıysa, bu kanlı ama zeki geri dönüşü listenizin başına eklemelisiniz. Genç kadronun dinamizmi ile eski ekibin tecrübesinin çarpıştığı bu noktada, kimin hayatta kalacağına dair iddiaya girmek bile başlı başına bir keyif.





















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!