Çılgın Max 3: Gökkubbenin Ardında
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Çılgın Max 3: Gökkubbenin Ardında izlerken beklentilerinizde biraz değişiklik yapmanız gerektiğini bilmekle başlayalım, çünkü Mad Max Beyond Thunderdome, serinin önceki filmlerinden epey farklı bir havaya sahip. Eğer kendinizi apokaliptik bir dünyanın tozlu yollarında yine Mel Gibson‘ın o bildik, yorgun ve karizmatik duruşuyla sürüklenmeye hazırladıysanız, bu filmde sizi daha farklı, hatta yer yer şaşırtıcı bir serüven bekliyor. Serinin bu üçüncü halkasına, bilindik sertliğin ötesinde, daha fantastik ve masalsı bir dokunuş hakim. Bu, iyi ya da kötü değil, sadece farklı bir yolculuk vaat ediyor.
Çılgın Max 3: Gökkubbenin Ardında Konusu
Nükleer savaşın dünyayı paramparça etmesinin üzerinden tam on beş yıl geçmiş, medeniyet ne varsa silinip gitmiş, geriye sadece toz, çorak topraklar ve hayatta kalmaya çalışan az sayıda insan kalmış. Bizim bildiğimiz “Çılgın Max” de bu ıssız, acımasız topraklarda tek başına yolculuğuna devam ediyor, hayatta kalmak için mücadele ediyor. Bir gün, değerli eşyaları çalındığında Max’in yolu, her şeyin takas usulü yürüdüğü, kaotik ama düzenli sayılabilecek Bartertown’a düşüyor. Bu şehri, demir yumrukla yöneten isim ise Tina Turner‘ın hayat verdiği Auntie Entity. Bartertown, kendine özgü adaleti, “Gök Kubbe” denen ölümcül arenası ve enteresan sakinleriyle tam bir keşmekeş yeri. Max, burada kendi isteği dışında bir güç mücadelesinin içine çekiliyor. Bu zorlu mücadelenin ardından, Max kendisini çölün derinliklerinde, hiç beklemediği bir çocuk topluluğunun lideri olarak, Bartertown’ın acımasız gerçekleriyle bir kez daha yüzleşirken buluyor. Hikaye, Max’in sadece kendi hayatta kalma içgüdüleriyle değil, aynı zamanda yeni bir sorumlulukla, umutla ve bu post-apokaliptik dünyanın acımasız döngüsüyle yüzleşmesini ele alıyor. Film, onun sadece bir intikamcı değil, aynı zamanda bir kurtarıcıya dönüşebileceği ihtimalini de gözler önüne seriyor, ama spoiler vermeden söyleyelim, bu dönüşüm hiç de kolay olmuyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, serinin ilk iki filminin o sert, acımasız “kıyamet sonrası” atmosferine alışkınsanız, Mad Max Beyond Thunderdome sizi ilk başta biraz bocalatabilir. Yönetmen koltuğunda bu kez George Miller‘a, George Ogilvie‘nin de eşlik etmesiyle, film biraz daha “aile dostu” ve masalsı bir çizgiye kaymış gibi duruyor. Özellikle filmin ikinci yarısında ortaya çıkan çocuk karakterler ve onların yarattığı dünya, bazı hayranlar için serinin o karanlık ruhuna tezat oluşturabilir. Yine de bu, filmin tamamen kötü olduğu anlamına gelmiyor. Mel Gibson, Max Rockatansky olarak her zamanki gibi yerinde duran, yorgun ama karizmatik performansıyla filmi sırtlıyor, karakterin derinliğini yansıtıyor. Özellikle Bartertown sahnelerinde, o bitkin ama kararlı duruşu karakterin özünü yakalıyor. Tina Turner ise Auntie Entity rolünde sahneye çıktığı her an parlıyor; otoritesi, kostümleri ve müziklere olağanüstü katkılarla unutulmaz bir karakter yaratıyor. Filmin soundtrack’i oldukça akılda kalıcı, özellikle Tina Turner‘ın “We Don’t Need Another Hero” parçası filmin ruhu oluyor. Aksiyon sahneleri ise yine George Miller‘ın imzası gibi, tatmin edici ve yaratıcı. Özellikle Gök Kubbe’deki dövüş ve filmin sonundaki takip sekansları adrenalin dozunu yükseltiyor. Ancak genel hikaye akışı, önceki filmlerin keskinliğinden uzak, yer yer tempo düşüklükleri yaşanıyor ve bazı kısımlar gereksiz uzatılmış gibi hissettiriyor. Helen Buday ve Bruce Spence gibi diğer oyuncular da kendi rollerini iyi kotarıyorlar. IMDb puanı 6.2 gibi orta düzeyde seyrediyor ki bu bence tam da filmin hakkı. İlk iki filmin sertliğini arayanlar için belki düşük kalabilir ama “Mad Max” evrenine daha farklı, fantastik bir pencereden bakmak isteyenler için fena değil. Ne efsane bir başyapıt ne de tamamen başarısız bir deneme. Kendi içinde dengeli ama serinin geneline göre farklı bir tat sunuyor. Benim için de tam olarak bu puan civarında bir yerde duruyor; izlettiriyor ama serinin zirve anlarını aratıyor diyebilirim.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Eğer 80’lerin post-apokaliptik bilim kurgu filmlerinin o kendine has, biraz “camp” ve görsel olarak iddialı atmosferini seviyorsanız, Mad Max 3: Gök Kubbenin Ardında tam size göre. Özellikle kıyamet sonrası temasına farklı bir çocuk hikayesi katmanını merak edenler, bu filmi es geçmesinler. Tina Turner‘ın sadece oyunculuğuna değil, aynı zamanda filmle bütünleşen efsanevi sahne performansına ve şarkılarına hayran olanlar için ise kesinlikle kaçırılmaması gereken bir yapım. Yüksek tempolu ve bol patlamalı aksiyon yerine, karakter gelişimine ve distopik dünyanın farklı bir yorumuna odaklanan hikayelerden keyif alanlar bu filmden tat alabilir. Serinin ilk iki filminin o sert, karanlık ve tavizsiz tonuna takılı kalmayan, daha fantastik öğeler barındıran maceralara açık olan izleyiciler de keyifli vakit geçirecektir. Post-apokaliptik evrenlerde yol hikayeleri sevenler ve hayatta kalma mücadelesinin farklı boyutlarını, daha umutlu ve renkli bir bakış açısıyla görmek isteyenler için de bu film, ilginç bir deneyim sunuyor. Kısacası, “Mad Max” evrenine yeni bir soluk getiren, kendine has duruşuyla ne tam anlamıyla klasikleşen ne de tamamen unutulan, ortada bir yerde duran, biraz nostaljik ama keyifli bir seyirlik arayanlar bu yapıma kesinlikle bir şans verebilir.



















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!