Dracula
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Drakula, orijinal adıyla Dracula: A Love Tale izle seçeneğine yönelmeden önce, bu efsanevi karakterin bildiğiniz o korkunç canavar imajından sıyrılıp çok daha tutkulu ve karanlık bir aşk hikayesinin merkezine yerleştiğini bilmeniz gerekiyor. Luc Besson’un yönetmen koltuğuna oturduğu bu yapım, Bram Stoker’ın klasik eserine bambaşka bir pencereden bakıyor. Sinemanın en çok işlenen figürlerinden biri olan bu ölümsüz kontu, bu sefer sadece kan peşinde koşan bir gece yaratığı olarak değil, yüzyıllara yayılan bir yasın ve bitmek bilmeyen bir özlemin kahramanı olarak izliyoruz. Hikaye, XV. yüzyılda karısının ölümünün ardından Tanrı’ya isyan eden ve lanetlenen bir prensin trajedisiyle açılıyor. Bu başlangıç, aslında filmin geneline yayılacak olan o gotik ve hüzünlü atmosferin temelini atıyor. Karakterlerin yaşadığı o devasa içsel yıkım, izleyiciyi ilk dakikalardan itibaren sarıyor ve filmi sadece bir korku öyküsü olmaktan çıkarıp derin bir dramın içine çekiyor. Dracula: A Love Tale izle kararı verdiyseniz, kendinizi kılıç darbelerinin, tozlu şatoların ve bitmek bilmeyen bir sadakatin ortasında bulacaksınız.
Drakula Konusu
Film, Prens Vladimir’in (yani bildiğimiz adıyla Drakula’nın) sevdiği kadını kaybetmesiyle başlayan o meşhur isyanını odağına alıyor. Karısı Elisabeta’nın intiharıyla sarsılan prens, kutsal saydığı her şeye sırtını dönüyor ve ebedi bir karanlığa mahkum oluyor. Aradan geçen koca yüzyılların ardından, 1893 yılının Londra’sında yaşayan genç bir kadın olan Mina, Drakula’nın karşısına çıktığında işler değişiyor. Çünkü Mina, ölen karısının tıpatıp aynısı. Drakula, bu genç kadını elde etmek ve eski aşkını yeniden canlandırmak için Londra’nın sisli sokaklarına kadar geliyor. Ancak bu sadece bir kavuşma hikayesi değil; aynı zamanda masumiyetin karanlıkla olan tehlikeli dansı. Genç bir avukat olan Jonathan Harker’ın Drakula’nın şatosuna yaptığı o ürkütücü yolculuk, aslında bu büyük aşkın ve karanlığın başlangıç fitilini ateşliyor. Şatonun her köşesine sinmiş olan o tekinsiz hava, Drakula’nın içindeki bitmek bilmeyen açlık ve Mina’ya olan takıntısı, olayların geri dönülmez bir noktaya evrilmesine neden oluyor. Karakterin içindeki o büyük boşluk, yüzyıllar sonra bile dolmak bilmiyor ve bu durum beraberinde büyük bir yıkımı getiriyor. Kimin av, kimin avcı olduğu birbirine karışırken, Drakula’nın aşk uğruna nelerden vazgeçebileceğini görmek hem ürkütüyor hem de garip bir şekilde merak uyandırıyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Drakula efsanesini Luc Besson gibi bir adamın elinden izlemek gerçekten farklı bir deneyim. Yönetmen Luc Besson, aksiyon ve fantastik unsurları harmanlamayı iyi biliyor ve bu filmde de o karanlık, gotik estetiği çok iyi kurmuş. Özellikle şato sahnelerindeki o loş ışıklar, tozlu raflar ve kostümler hikayeyi çok iyi besliyor. Ancak şunu söylemek lazım; film bazen o aşk temasının içinde fazla kayboluyor ve korku unsurlarını biraz geri planda bırakıyor. Yani tam bir dehşet filmi bekleyenleri biraz hayal kırıklığına uğratabilir ama gotik romantizm arayanlar için iş görür. Oyunculuk tarafında Caleb Landry Jones, Drakula rolünde o tekinsiz ve acılı hali çok iyi yansıtıyor. Bakışlarındaki o boşluk ve yüzyılların yorgunluğu karakterin üzerine tam oturmuş. Mina rolündeki Zoey Deutch ise masumiyet ile merak arasındaki o ince çizgide gidip gelirken sırıtmıyor. Christoph Waltz gibi dev bir ismin kadroda olması zaten filmin kalitesini yukarı çekiyor, onun sahneleri her zamanki gibi ekranı dolduruyor. Ancak Matilda De Angelis bazı sahnelerde biraz sönük kalmış gibi hissettirebiliyor. IMDb puanına bakınca beklentilerin orta şekerli olduğunu görüyoruz ama bu tarz dramatik ve görselliği ön planda olan yapımlar genelde izleyicide iki farklı uç oluşturur. Kimi bu duygusal derinliği çok sever, kimi de \”hani nerede o eski vahşi Drakula?\” diyerek eleştirir. Bence bu film, efsaneye getirilen taze ve romantik bir soluk olarak izlettiriyor.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Eğer vampir filmlerinde sadece diş ve kan değil, aynı zamanda sağlam bir karakter gelişimi ve yüzyıllara meydan okuyan bir aşk hikayesi arıyorsanız bu yapım tam size göre. Gotik edebiyatın o hüzünlü ve karanlık havasından hoşlananlar, şatafatlı kostümlerle bezeli dönem filmlerine bayılanlar ekran başına geçmeli. Özellikle Luc Besson hayranları yönetmenin bu farklı tarzını merak edecektir. Ama eğer beklentiniz her sahnede birinin boynunun koptuğu, hızlı kurgulu ve saf aksiyon dolu bir canavar filmiyse, Drakula sizi biraz bayabilir; çünkü bu film daha çok duygulara ve o bitmeyen yas sürecine odaklanıyor. Klasik hikayelerin modern dokunuşlarla yeniden anlatılmasını sevenler için kaçırılmayacak bir seçenek. Sakin ama derin bir atmosferin içine dalıp, bir canavarın neden bu kadar acı çektiğini anlamaya hazırsanız, bu akşamki planınız belli demektir. Kısacası, romantik damarı kuvvetli korku severler için bu film biçilmiş kaftan.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!