Hugo
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Hugo, her karesiyle aslında kaybolmuş bir zamanın ve unutulmaya yüz tutmuş bir aşkın peşinden gidiyor. Orijinal ismi de aynı olan bu yapım, sadece bir çocuk filmi değil, sinemanın kendi köklerine dönüş hikayesi. Eğer bir yerlerde Hugo izle seçeneğiyle karşılaşıp bu dünyaya girmeyi düşünüyorsanız, sizi bekleyen şeyin basit bir macera olmadığını bilmelisiniz. Bir tren istasyonunun devasa çarkları arasında, saatlerin bitmek bilmeyen tıklayışıyla hayata tutunan bir çocuğun gözünden bakarken, kendinizi aslında sinemanın tam kalbinde buluyorsunuz. Martin Scorsese, bu işi yaparken alışık olduğumuz sert dünyasından çıkıp, çocuksu bir merakla teknolojiyi birleştiriyor. Bu hikaye, bir çocuğun hayatta kalma çabasından çok daha fazlasını, bir sanatın nasıl var olduğunu ve nasıl unutulabildiğini anlatıyor.
Hugo Konusu
1930’ların Paris’i… Kalabalık, gürültülü ve her köşesi binlerce farklı hikaye barındıran bir tren istasyonu olan Gare Montparnasse. Küçük Hugo, bu istasyonun duvarlarının arkasındaki gizli geçitlerde, kimsenin ruhu duymadan devasa saatleri kurarak yaşıyor. Babasından kalan tek miras, bozuk ve gizemli bir mekanik adam. Bu otomatı tamir etmek, onun için sadece bir uğraş değil, babasıyla kurduğu son bağın ve hayattaki amacının tek anahtarı. Hugo, eksik parçayı bulmak için istasyondaki dükkanlardan malzeme çalarken, sert görünüşlü oyuncakçı Georges ile karşı karşıya geliyor. Bu karşılaşma, Hugo’yu beklediğinden çok daha derin bir gizemin içine çekiyor. Yanına aldığı Isabelle ile birlikte, mekanik adamın göğsündeki anahtar deliğinin peşine düşen Hugo, aslında sadece bir makineyi değil, tarihin tozlu raflarına hapsedilmiş bir dâhinin hayatını da onarmaya başlıyor. Her adımda işlerin daha da karıştığı bu yolculukta, bir anahtarın nelere kapı açabileceğini görüyoruz.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Martin Scorsese, suç ve şiddet dolu o bildik sinema dilinden sıyrılıp bu masalsı anlatıya soyunduğunda birçok kişi bu kararı sorgulamıştı. Ancak ortaya çıkan iş, yönetmenin sinemaya duyduğu o saf ve sarsılmaz sevginin en somut kanıtı. Asa Butterfield, o koca mavi gözleriyle merakı, korkuyu ve derin yalnızlığı öyle bir taşıyor ki, sayfalarca sürecek diyalogların yerini tek bir bakış dolduruyor. Ben Kingsley ise canlandırdığı karakterin içindeki o kırılmışlığı ve eski günlerin ihtişamını yüzündeki her çizgide hissettiriyor. IMDb puanı olan 7.2, filmin sunduğu teknik beceriyi ve tarihsel derinliği tam olarak yansıtmıyor olabilir; bu puanın çok daha üzerinde bir zanaat var ortada. Film, sadece bir hikaye anlatmakla kalmıyor, Georges Méliès gibi öncülerin hayallerini nasıl gerçeğe dönüştürdüğünü ve sonrasında nasıl bir kenara itildiğini göstererek kalbinize dokunuyor. Chloë Grace Moretz, maceracı ruhuyla hikayeye neşe katarken, Sacha Baron Cohen istasyon müfettişi rolünde komediyle hüznü harika dengeliyor. Müfettişin o gıcırdayan mekanik bacağı bile aslında filmin ruhundaki o ‘tamir edilmeye muhtaçlık’ temasını destekliyor. Ray Winstone ise kısa süreli göründüğü sahnelerde bile o karanlık ama insani havayı vermeyi başarıyor. Görsellik, o dönemin Paris’ini ve mekanik detayları öyle bir incelikle işliyor ki, ekrana bakarken metalin soğukluğunu ve istasyondaki buharın kokusunu alabiliyorsunuz. Filmin en büyük başarısı, teknolojiyi ruhsuz bir araç olarak değil, duyguyu en uç noktaya taşıyan bir fırça gibi kullanmasıdır. Bazı yerlerde temponun biraz düştüğünü hissetseniz de, o sahnelerdeki atmosfer sizi hikayenin içinde tutmaya devam ediyor.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Sinemanın sadece bir eğlence aracı değil, bir büyü olduğuna ve insanların hayal kurma yeteneğini iyileştirdiğine inananlar bu yapımı asla kaçırmamalı. Mekanik dişlilerin tıkırtısından, tozlu kütüphane raflarından, eski film makinelerinden ve gizemli anahtarlardan hoşlananlar için bu film tam bir hazine. Eğer bir şeyleri tamir etmenin, aslında kırılmış kalpleri ve yarım kalmış hayalleri onarmakla aynı şey olduğunu düşünüyorsanız, bu hikaye sizinle konuşacak demektir. Sadece aksiyon dolu sahneler veya çok hızlı akan bir olay örgüsü arayanlar için biraz yavaş kalabilir. Ancak, bir yönetmenin kendi mesleğine yazdığı o hüzünlü ve umut dolu aşk mektubunu okumak isteyen, sinema tarihinin tozlu sayfalarında bir yolculuğa çıkmaya hazır olan herkes bu filmi listesinin başına almalı. Hugo, bize dünyanın dev bir makine olduğunu ve bu makinede hiç kimsenin ‘fazlalık’ olmadığını hatırlatan, ruhu olan nadir işlerden biri.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!