Jason Bourne 4: Bourne’un Mirası
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Jason Bourne 4: Bourne’un Mirası, sadece bir devam filmi değil; devasa bir casusluk evreninin kapılarını sonuna kadar aralayan, o bildiğimiz Jason Bourne efsanesinin gölgesinde kalmadan kendi kimliğini yaratmaya çalışan sert bir hamle. Matt Damon’ın canlandırdığı o unutulmaz karakterin yarattığı sarsıntıdan sonra, bayrağı devralan yeni bir ismin omuzlarındaki yükün ağırlığını filmin her saniyesinde hissediyorsunuz. Kamera sallanıyor, nabız yükseliyor ve biz kendimizi birdenbire Alaska’nın dondurucu soğuğunda, genetik olarak modifiye edilmiş bir ajanın hayatta kalma mücadelesinin tam merkezinde buluyoruz. Eğer bir akşam vaktinizi bu karmaşık ve yüksek tempolu dünyaya ayırmak isterseniz Bourne’un Mirası izle aramasıyla karşınıza çıkacak olan bu yapım, serinin genetiğiyle nasıl ustalıkla oynandığını ve çıtanın nerede tutulduğunu anlamak için harika bir durak noktası sunuyor. Film, bir önceki üçlemede tanık olduğumuz olayların aslında buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu, arka planda dönen dolapların çok daha kirli ve bilimsel bir boyutu olduğunu kanıtlar nitelikte başlıyor.
Jason Bourne 4: Bourne’un Mirası Konusu
Hikayemiz, Jason Bourne’un Blackbriar ve Treadstone projelerini ifşa etmesinin hemen ardından patlak veriyor. Ancak bu sefer odak noktamızda Bourne değil, “Outcome” adlı daha gelişmiş bir gizli operasyonun parçası olan Aaron Cross var. Cross ve onun gibi ajanlar, fiziksel ve zihinsel kapasitelerini artıran özel haplarla hayatta kalan, devletin birer mülkü haline gelmiş savaşçılar. Bourne’un yarattığı kaos, devletin bu tür gizli programları tamamen ortadan kaldırma ve izleri silme kararı almasına neden olunca, Cross bir anda kendi kurumunun hedef tahtasına oturuyor. Jeremy Renner tarafından canlandırılan Aaron Cross, sadece düşmanlarından kaçmıyor; aynı zamanda hayatta kalmasını sağlayan o küçük mavi ve yeşil hapların peşine düşmek zorunda kalıyor. Bu süreçte yolları, projenin mutfağında yer alan ve Cross gibi hayatta kalan son kişi olan Dr. Marta Shearing ile kesişiyor. Rachel Weisz’ın hayat verdiği Marta, kendini bir anda Manila’nın dar sokaklarından ilaç laboratuvarlarına kadar uzanan, her köşesi ölüm kokan bir kovalamacanın içinde buluyor. Olaylar, bir hayatta kalma savaşından çok, sistemin kendi yarattığı canavarları nasıl acımasızca yok etmeye çalıştığını gösteren bir domino etkisine dönüşüyor. Her adımda daha fazla karanlık, her kaçışta daha fazla soru işareti karşımıza çıkıyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, Bourne serisi denilince akla gelen o Paul Greengrass stili kaotik kurgunun yerini daha oturaklı ve senaryo odaklı bir yönetimin alması riskliydi. Ancak Tony Gilroy, önceki filmlerin mutfağında olmasının verdiği avantajla, bu evreni nasıl genişleteceğini çok iyi çözmüş. Buradaki asıl mesele, filmin bir aksiyon pornosu olmaktan ziyade, bürokratik bir gerilim ile hayatta kalma içgüdüsünü harmanlaması. Jeremy Renner, Bourne’un o melankolik ve kayıp ruh halinden ziyade, daha kararlı ve ne yaptığını bilen bir karakter ortaya koyuyor. Eğrisiyle doğrusuyla bakarsak, IMDb’deki 6.2’lik puanın bu yapıma biraz haksızlık ettiğini düşünüyorum. Muhtemelen izleyici Matt Damon’ı görmediği için bir miktar hayal kırıklığı yaşadı ama Edward Norton’ın canlandırdığı Eric Byer karakterinin o soğukkanlı, manipülatif duruşu bile filmi tek başına yukarı taşımaya yetiyor. Norton, masasının başında otururken sadece telefon konuşmalarıyla bile ne kadar tehlikeli bir düşman olunabileceğini ders niteliğinde gösteriyor. Aksiyon sahneleri ise o klişe patlamalardan uzak, daha fiziksel ve gerçekçi. Manila’daki motosiklet takibi sahnesi, janrın meraklıları için gerçek bir işçilik örneği. Rachel Weisz ile Jeremy Renner arasındaki kimya ise yapaylıktan uzak; ikisi de çaresizliği ve o anlık güven duygusunu seyirciye geçirmeyi başarıyor. Filmin tek falsosu, yer yer çok fazla teknik terminolojiye boğulması ve finale doğru biraz aceleci davranması denebilir. Yine de serinin mirasına ihanet etmeyen, aksine o mirası zenginleştiren bir iş var ortada.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer bir filmden beklentiniz sadece havada uçan arabalar ve bitmek bilmeyen kurşun sesleriyse, bu yapım sizi biraz yorabilir. Ancak zekice kurgulanmış casusluk oyunlarını, devletin karanlık koridorlarında dönen stratejik savaşları ve “deney” olarak kullanılan bir adamın sistemden intikam alışını izlemekten keyif alıyorsanız, ekranın başından memnun ayrılacaksınız. Bilimkurgu unsurlarının gerçeğe çok yakın bir dozda aksiyona yedirilmiş olması, Bourne’un Mirası yapımını türdeşlerinden ayırıyor. Tony Gilroy imzalı bu casusluk draması, özellikle detaylara takılan ve bir olayın arka planını kurcalamayı seven sinema tutkunları için biçilmiş kaftan. Matt Damon hayranlığıyla körleşmeden, hikayenin bütününe odaklanabilen her izleyici, Jeremy Renner ve Edward Norton çatışmasından büyük bir keyif alacaktır. Soğuk savaşın yerini biyogenetik savaşların aldığı modern dünyada, komploların ne kadar ileri gidebileceğini görmek isteyen herkes bu filmi mutlaka listesine eklemeli.




















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!