Karayip Korsanları 5: Salazar’ın İntikamı
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Karayip Korsanları 5: Salazar’ın İntikamı, denizin tuzuyla harmanlanmış bir melankoli ve geçmişin tozlu raflarından fırlayan hayaletlerin tekinsiz fısıltılarıyla başlıyor. Gecenin karanlığında, dalgaların dövdüğü çürümüş bir gemi iskeletinin içinde uyanan o eski, tanıdık ruhu hissetmemek imkansız. Bir zamanlar denizlerin mutlak hakimi olan Kaptan Jack Sparrow, şimdi ise sadece eski zaferlerinin tortusunu taşıyan, şansını ve belki de aklını yitirmiş bir gölge gibi karşımızda duruyor. Karayip Korsanları: Salazar’ın İntikamı izle arayışına giren bir zihnin, aslında sadece bir aksiyon filmi değil, bir efsanenin nasıl yaşlandığını ve hatıraların nasıl birer canavara dönüşebileceğini görme arzusu taşıdığını fark etmek zor değil. İlk sahnelerde ekranı kaplayan o puslu hava, serinin en başına dönme isteğiyle yanıp tutuşan ama modern sinemanın dijital soğukluğuna hapsolmuş bir yapımın sinyallerini veriyor. Suyun altından yükselen o uğursuz sessizlik, birazdan kopacak fırtınanın değil, bitmek bilmeyen bir intikam döngüsünün habercisi.
Karayip Korsanları 5: Salazar’ın İntikamı Konusu
Hikayenin merkezinde, geçmişin karanlık dehlizlerinden kopup gelen ve denizleri birer mezarlığa dönüştürmeye yeminli bir figür yer alıyor. Şeytan Üçgeni’nin lanetli sularından kurtulan Kaptan Salazar, sadece bir düşman değil, aynı zamanda Jack Sparrow’un gençlik hatalarının cisimleşmiş bir formudur. Salazar ve onun hayalet mürettebatı, yaşayan her korsanı yok etmek için ant içmişken, Jack kendisini yine imkansız bir denklemin ortasında bulur. Bu kez yanındaki yol arkadaşları da en az onun kadar derin yaralar taşımaktadır. Babasını sonsuz bir lanetten kurtarmaya çalışan genç Henry Turner ve dönemin dar kalıplarına sığmayan, gökyüzünün dilinden anlayan zeki gökbilimci Carina Smyth ile yolları kesişir. Jack, elindeki tek koz olan Poseidon Asası’nı bulmak zorundadır; çünkü bu asa sadece denizlerin üzerindeki hakimiyeti temsil etmez, aynı zamanda denizlerdeki tüm lanetleri sona erdirebilecek tek anahtardır. Olay örgüsü ilerledikçe, karakterlerin arasındaki o görünmez bağlar daha belirgin hale gelirken, Salazar’ın öfkesinin sadece bir korsan avı olmadığı, Jack’in geçmişte attığı bir çalımın yarattığı devasa bir yıkım olduğu ortaya çıkar. İntikamın soğuk nefesi Jack’in ensesindeyken, Dying Gull isimli o küçük ve her an parçalanacakmış gibi duran gemiyle çıkılan yolculuk, aslında bir varoluş mücadelesine dönüşür.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
İşin aslına bakarsak, yönetmen koltuğundaki Espen Sandberg ve Joachim Rønning ikilisi, serinin o ilk filmdeki organik ve kaotik ruhunu yakalamak için yoğun bir çaba sarf etmişler. Ancak kameranın arkasındaki asıl niyeti düşündüğümüzde, bu çabanın zaman zaman ticari bir zorunluluğun gölgesinde kaldığını hissedebiliyoruz. Johnny Depp, Jack Sparrow karakterini artık o kadar içselleştirmiş ki, mimiklerinin altındaki o yorgunluğu ve karakterin karikatürize edilmiş hallerini ayırt etmek güçleşiyor. Bir zamanlar dehası ve sakarlığı arasındaki ince çizgide yürüyen Jack, bu filmde sanki kendi efsanesinin bir taklidi gibi duruyor. Öte yandan Javier Bardem, Salazar karakterine getirdiği o ürpertici dokunuşla filmin en güçlü yanlarından birini oluşturuyor; yüzündeki dijital bozulmalar bile onun oyunculuğundaki o saf nefreti örtmeye yetmiyor. Geoffrey Rush ise Barbossa rolünde her zamanki gibi karakterin derinliğini ve o gizli duygusallığını ustalıkla sergiliyor. Gelelim o meşhur puana; IMDb üzerindeki 6.6’lık skor, aslında kitlesel bir yanılgıdan ziyade, sadık izleyicinin bir nebze kırgın ama yine de bağlı olduğunu gösteren bir denge noktası. Film, teknik açıdan oldukça yetkin ve yer yer hipnotik sahnelere sahip olsa da, senaryodaki bazı boşluklar ve tesadüflerin aşırı kullanımı, derinlikli bir analiz bekleyen sinema dedektiflerini biraz hayal kırıklığına uğratabilir. Yapım, bir başyapıt olma iddiasından ziyade, tozlu raflardaki bir günlüğü yeniden temize çekme denemesi gibi hissettiriyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Peki, bu yapım kimin ruhuna dokunur? Eğer çocukluğunuzun o heyecan verici korsan hikayelerine duyduğunuz özlem hala taze ise ve denizlerin o sınırsız özgürlük vaadi sizi hala heyecanlandırıyorsa, bu film sizin için biçilmiş kaftan. Karakterlerin arasındaki baba-oğul ya da baba-kız çatışmalarının getirdiği o ağır dramatik yükten keyif alanlar, Brenton Thwaites ve Kaya Scodelario ikilisinin hikayeye kattığı taze enerjide kendilerini bulabilirler. Ancak, bir filmden mantık sınırlarını zorlamayan bir tutarlılık ve devrim niteliğinde bir alt metin bekleyenler, bu yapımın fantastik öğeleri karşısında kendilerini biraz yabancılaşmış hissedebilirler. Görsel estetiğin hikaye anlatımının önüne geçtiği anlarda sıkılan titiz izleyiciler için bu yolculuk biraz yorucu olabilir. Velhasıl, bir cumartesi gecesi elinde bir bardak içecekle, sadece bir efsaneye veda etmek ya da onu yeniden selamlamak isteyen, nostaljinin o tatlı esintisine kapılmaya hazır olanlar bu sulara yelken açmalı. Diğerleri ise kıyıda kalıp, denizin daha sakin olduğu başka hikayeleri beklemeyi tercih edebilirler.




















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!