Kemik Koleksiyoncusu
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Kemik Koleksiyoncusu (The Bone Collector 1999), doksanlı yılların sonunda, Se7en gibi devlerin gölgesinde ama kendine has bir karanlıkla sinema perdelerine yansıyan, bugün bile o puslu atmosferini koruyan bir yapım. Kemik Koleksiyoncusu izle seçeneğiyle bu filme yönelenleri, sadece bir polisiye kovalamacası değil, aynı zamanda fiziksel sınırların zihinsel keskinlikle çarpıştığı, klostrofobik bir gerilim bekliyor. Film, izleyiciyi daha ilk dakikasından itibaren New York’un o nemli, kirli ve her köşesinden kötülük sızacakmış hissi veren arka sokaklarına hapsediyor. Türünün diğer örneklerinden ayrıldığı en temel nokta, kahramanının bir yataktan kalkamayacak kadar fiziksel olarak kısıtlı ama bir şehrin tüm suç haritasını avucunun içi gibi bilecek kadar zihinsel olarak özgür olmasıdır. Bu durağanlık ile dışarıdaki kaotik ve kanlı koşturma arasındaki tezatlık, hikayenin ritmini belirleyen ana unsur haline geliyor. İnsan zihninin en karanlık dehlizlerine inmekten çekinmeyen yapım, suç ve ceza kavramlarını sadece birer hukuki terim olarak değil, birer yaşamsal zorunluluk olarak ele alıyor. Gösterişli aksiyon sahnelerinden ziyade, bir delilin üzerindeki toz zerresinin peşine düşen o titiz kurgu, seyirciyi de birer dedektife dönüştürüyor.
Kemik Koleksiyoncusu Konusu
Lincoln Rhyme, kriminoloji dünyasının en parlak yıldızlarından biri, bir dahi ve her suç mahallini bir sanat eseri gibi okuyabilen bir uzmandır. Ancak görev başında geçirdiği ve onu boyundan aşağısına mahkum eden o meşum kaza, Rhyme’ın dünyasını dört duvar arasına ve gelişmiş bir bilgisayar sistemine indirger. Hayata dair tüm umudunu yitirmiş, hatta kendi sonunu planlamaya başlamışken, şehirde ortaya çıkan tuhaf bir cinayet zinciri onun zihnini yeniden canlandırır. Katil, kurbanlarını seçerken ve onları ölüme terk ederken arkasında eski New York tarihine dair gizemli, karmaşık ve antika değeri taşıyan ipuçları bırakmaktadır. Bu ipuçları sıradan bir polisin göremeyeceği kadar derindedir. İşte bu noktada, devriye memuru Amelia Donaghy sahneye çıkar. Amelia, bir cinayet mahallini sezgileriyle koruma altına alırken Rhyme’ın dikkatini çeker. Amelia, Rhyme’ın dış dünyadaki gözü, kulağı ve elleri olmak zorundadır. Rhyme yataktan komutlar verirken, Amelia suç mahallerinin o dehşet verici sessizliğinde katilin bıraktığı kemik parçalarının, eski toprak kalıntılarının ve kağıt parçalarının peşine düşer. Aralarındaki ilişki, basit bir usta-çırak ilişkisinin ötesine geçerek, birinin zekasının diğerinin fiziksel varlığıyla bütünleştiği bir hayatta kalma mücadelesine dönüşür. Katil ise her adımda onları daha derin bir labirente çekmekte, şehri bir oyun sahasına çevirmektedir.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen Phillip Noyce, hikayeyi anlatırken doksanların o ağır ve oturaklı sinema dilini kullanıyor; bu da filmin ciddiyetini artırıyor. Ancak senaryonun bazı kısımlarında, özellikle final bloğunda, türün klasik hastalıkları olan tesadüf zincirlerine ve biraz zorlama kahramanlık anlarına rastlamak mümkün. Denzel Washington, kısıtlı hareket alanına rağmen sadece gözleri ve sesiyle bir karakterin nasıl devleşebileceğini kanıtlıyor. Onun performansındaki o vakur duruş ve içsel öfke, filmi yukarı taşıyan en büyük güç. Angelina Jolie ise kariyerinin başındaki o ham ama tutkulu enerjisiyle Amelia karakterine gereken kırılganlığı ve sertliği veriyor; fakat bazı sahnelerdeki donukluğu, Denzel’ın karşısında bazen sönük kalmasına neden oluyor. Queen Latifah, Rhyme’ın tek dostu ve yardımcısı rolünde hikayeye insani bir dokunuş katarken, Michael Rooker ve Michael McGlone gibi isimler bürokratik engelleri ve polis departmanındaki sürtüşmeleri temsil ederek gerilimi tırmandırıyorlar. IMDb üzerindeki 6.8 puanı, filmin gerçek kalibresini yansıtıyor; yani karşımızda türü yeniden tanımlayan bir dev yok ama türün hakkını veren, dürüst ve sağlam bir iş var. Görüntü yönetimi, New York’un tekinsizliğini iliklerinize kadar hissettirirken, müziklerin bazı sahnelerde fazla didaktik kalması ve “şimdi korkmalısın” demesi filmin eksilerinden biri olarak not edilebilir. Kurgu, ilk yarıda muazzam bir merak uyandırsa da, ikinci yarıda katilin motivasyonunun bir nebze havada kalması ve kişiselleştirilen intikam hikayesinin zayıflığı, filmin o görkemli başlangıcına biraz gölge düşürüyor.
Kemik Koleksiyoncusu Filmini Kimler İzlemeli?
Bu yapım, her şeyden önce sabırlı ve detaylara aşık izleyici kitlesi için üretilmiş bir iş. Eğer bir cinayet dosyasının tozlu raflarında kaybolmayı, eski kütüphane kayıtları arasında ipucu aramayı ve mantık yürütmeyi seviyorsanız, bu film sizin için biçilmiş kaftan. Seri katil temalı filmlerin o karanlık ve kasvetli havasından hoşlananlar, karakterlerin psikolojik derinliklerine önem verenler bu yapımdan tatmin ayrılacaklardır. Ayrıca, fiziksel engellerin bir insanın dehasını sınırlayamayacağı temasını izlemek isteyenler için de ilham verici bir yanı var. Öte yandan, sadece hızlı aksiyon, bitmek bilmeyen silahlı çatışmalar ve yüzeysel bir kedi-fare oyunu arayanlar bu filmin metodik ilerleyişinden çabuk sıkılabilirler. Mantık hatalarına karşı toleransı çok düşük olan ve bir katilin her hareketinin mükemmel bir matematiksel temele dayanmasını bekleyen izleyiciler, finaldeki bazı senaryo boşlukları nedeniyle hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu film, yağmurlu bir havada perdeleri kapatıp, kendinizi New York’un o tekinsiz yeraltı dünyasına bırakmak istediğinizde, size o soğuk ve mesafeli gerilimi sonuna kadar hissettirecek bir deneyim vaat ediyor. Duygusal derinliği olan ama janrın kurallarına da sıkı sıkıya bağlı bir polisiye arayanlar kaçırmasın.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!