Keşke 30 Olsam
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Keşke 30 Olsam (Orijinal adıyla 13 Going on 30), izlediğinizde “Acaba ben de böyle bir dilek tutsam ne olurdu?” diye düşündürürken, hayatın koşuşturmasında gözden kaçırdığımız samimi anlara tebessümle bakmanızı sağlayan tatlı bir film. Eğer fantastik bir dokunuşla romantik bir komedi arayışındaysanız ve “Keşke 30 Olsam izle” tuşuna basmadan önce neyle karşılaşacağınızı merak ediyorsanız, doğru yerdesiniz. Bu film, çocukluk masumiyetinin yetişkinliğin karmaşıklığıyla iç içe geçtiğini, zamanı bükmeden, sadece bir dilekle anlatmayı başarıyor. Kendinizi bir anda başka bir hayatın içinde bulma fikri, başta ürkütücü gelse de, hikaye ilerledikçe bunun ne kadar komik ve içten olabileceğini gösteriyor. Film, hayatın sunduğu sürprizleri ve yetişkinliğin getirdiği sorumlulukları, 12 yaşındaki bir kızın saf ve meraklı bakış açısıyla ele alıyor.
Keşke 30 Olsam Konusu
Jenna Rink, 1987 yılının sıradan bir 12 yaşındaki kızı. Akranları gibi o da bir an önce büyüyüp havalı ve popüler bir kadın olmayı düşlüyor. Çevresinde yer bulmakta zorlanan Jenna, 13. yaş günü partisinde yaşadığı hayal kırıklığının ardından, tüm kalbiyle “Keşke 30 olsaydım!” diye bir dilek tutuyor. İşte tam da o anda, sihirli bir toz bulutunun içinde uyandığında kendini bambaşka bir hayatta buluyor. Artık 30 yaşında, başarılı bir derginin editörü ve New York’un ışıltılı dünyasında yaşayan alımlı bir kadın. Ama bu rüya gibi görünen hayatın içinde, Jenna’nın ruhu hala 12 yaşında bir kız çocuğu. Etrafındaki her şey ona yabancı, bildiği insanlar bambaşka tiplere dönüşmüş ve en önemlisi, çocukluğundaki en yakın arkadaşı Matt ile ilişkisi tamamen kopmuş. Jenna şimdi bu yeni ve karmaşık hayatı anlamaya çalışırken, aslında gerçekten ne istediğini ve yetişkin olmanın ne anlama geldiğini keşfetmek zorunda kalacak. Film, bu büyülü dönüşümün getirdiği komik ve bazen hüzünlü anlarla dolu bir serüven vaat ediyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Filmin en büyük artısı, o tatlı ve samimi atmosferi. Romantik komedilerde bazen klişeye kayan durumlar olabilir ama Gary Winick, bu filmde bunu iyi dengelemiş. Hikaye genel olarak sarıyor, bir noktadan sonra Jenna’nın bu yeni hayatına adapte oluşunu ve komik bocalamalarını izlemek keyifli oluyor. Özellikle 30 yaşındaki bir kadın bedeninde 12 yaşında bir ruhun varlığı, gerçekten eğlenceli anlara zemin hazırlıyor. Karakterin çocukluktan kalma saflığını koruması, yetişkin dünyasının gerçekleriyle yüzleşirken ortaya çıkan tezatlıklar, filmi izlettiriyor.
Oyunculuklara gelirsek, Jennifer Garner resmen döktürmüş. 12 yaşındaki bir çocuğun mimiklerini, tavırlarını, hatta enerji seviyesini o kadar gerçekçi bir şekilde yansıtmış ki, ona inanmamak elde değil. Filmin en güçlü yanı kesinlikle onun performansı. Jenna’nın şaşkınlığı, sevinci, üzüntüsü ekrandan adeta fışkırıyor. Mark Ruffalo ise çocukluk arkadaşı Matt rolünde tam bir denge unsuru. Sakin, destekleyici ve o içten duruşuyla filmin duygusal yükünü taşıyan isimlerden biri olmuş. İkilinin arasındaki kimya da gayet iyi tutmuş, bu da hikayenin romantik tarafını daha inandırıcı kılıyor. Judy Greer da kötü arkadaş rolünde oldukça başarılı, karakterinin o sivri ve fırsatçı yönünü çok iyi yansıtmış. Andy Serkis‘in küçük rolünde bile karakterine kattığı o tuhaf mizah da gözden kaçmıyor.
IMDb puanı 6.8 belki ilk bakışta “eh işte” dedirtebilir ama bu türde bir film için bence gayet makul. Puanın ortalama oluşu, belki derin bir mesaj kaygısı gütmemesinden ya da bazı yerlerdeki basit çözümlerden kaynaklanıyor olabilir. Ancak, film bu puanın hakkını kesinlikle veriyor. Eğlenceli, sıcak ve izleyiciyi yormayan bir yapım. Akış bazen tahmin edilebilir olsa da, genel olarak sürükleyiciliğini koruyor. Yer yer hikayede boşluklar veya bazı karakter motivasyonları havada kalabilir ama bunlar filmin genel keyfini çok da bozmuyor. Özellikle yetişkinliğin getirdiği sorumluluklara ve beklentilere dair tatlı bir eleştiri sunması, onu sıradan bir romantik komediden ayırıyor.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Hayatın monotonluğundan sıkılıp iç ısıtan, bol gülmeli ama aynı zamanda “acaba ben neyi kaçırıyorum” diye düşündürecek şeyler arayanlar bu filmi es geçmesin. Fantastik temaları, özellikle de beden değiştirme gibi kurgusal öğeleri romantik komedi sosuyla harmanlanmış sevenler için biçilmiş kaftan. Yetişkin olmanın zorluklarını çocuksu bir safiyetle sorgulayan, kendi geçmişiyle yüzleşmeye cesaret eden karakterlerin hikayelerine bayılanlar da keyifle izleyecektir. Ayrıca, Jennifer Garner‘ın doğal ve enerjik oyunculuğunu görmek isteyenler ve Mark Ruffalo‘nun o kendine has “iyi adam” portresini sevenler için de ideal bir seçim. Kısacası, ağır dramlardan veya beyin yakan gerilimlerden uzak, kafasını dinlendirmek ve tatlı bir tebessümle ekran karşısından ayrılmak isteyen herkes bu yapımı listesine ekleyebilir. Özellikle ’80’lerin pop kültürüne göndermeleri sevenler için de sürprizler barındırıyor.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!