Matrix Revolutions
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Matrix Revolutions, sinema tarihindeki o büyük dijital devrimin yorgun ama bir o kadar da hırslı vedası olarak zihinlerimize kazındı. 1999 yılında o yeşil kodlar ekrandan akmaya başladığında hiçbirimiz sinemanın bir daha eskisi gibi olmayacağını tahmin etmemiştik. Ancak serinin bu üçüncü halkasına geldiğimizde, o felsefi derinliğin yerini biraz daha metalik gürültüye ve yağmur altında bitmek bilmeyen kavgalara bıraktığını görmek, biz eski toprak sinefilleri biraz buruk bırakmıştı. Matrix Revolutions izle aramasıyla bu evrene yıllar sonra tekrar dönenler, o dönemin sinema salonlarındaki o gergin ve heyecanlı bekleyişi belki tam olarak hissedemezler ama Neo’nun seçilmiş kişi olma yüküyle nasıl ezildiğini ekran başında hala iliklerine kadar hissedebilirler. Wachowskilerin yarattığı bu evren, artık sadece bir simülasyon değil, insanlığın son kalesi için verilen varoluşsal bir kavgaya dönüşmüştü. İlk iki filmin ardından gelen o büyük beklenti dalgası, bu yapımla birlikte kıyıya vurduğunda, arkasında hem hayranlık hem de kafa karışıklığı bıraktı. Sinema salonlarında geçirdiğim o yılları düşününce, bu filmin yarattığı atmosferin hala ne kadar eşsiz olduğunu ama bir o kadar da tartışmaya açık kaldığını söyleyebilirim.
Matrix Revolutions Konusu
Hikayemiz, Reloaded’ın bıraktığı o belirsiz noktadan, Neo’nun zihninin bir tren istasyonunda, yani makinelerin dünyası ile Matrix arasındaki o arafta mahsur kalmasıyla başlıyor. Bu sırada gerçek dünyada durumlar içler acısı. İnsanlığın son kalesi Zion, devasa bir Sentinel ordusunun kuşatması altında. Makineler, her saniye kenti yok etmeye biraz daha yaklaşıyor. Neo’nun ise sadece Zion’u kurtarması yetmiyor; aynı zamanda Matrix’in içinde kontrolden çıkmış bir virüs gibi yayılan Ajan Smith ile de hesaplaşması gerekiyor. Bir yanda demir ve çelikle verilen fiziksel bir savaş, diğer yanda ise Makine Şehri’nin kalbine doğru yapılan tekinsiz bir yolculuk var. Neo, bir mesih gibi fedakarlık yapmaya hazırlanırken, insanlık kendi varoluşunu korumak için elindeki son kaynakları da seferber ediyor. Trinity ve Morpheus, hem Neo’yu o araftan kurtarmak hem de makinelerin istilasına karşı koymak için zamanla yarışırken, her şeyin nihayete ereceği o büyük yüzleşme kaçınılmaz hale geliyor. Film, bir kurtuluş hikayesi olmanın ötesinde, seçilmiş olmanın bedellerini ve bir döngünün nasıl kırılacağını anlatmaya odaklanıyor.
Matrix Revolutions Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, 6.7 gibi bir IMDb puanı bu çapta bir efsane için biraz iç sızlatıcı görünebilir ama objektif olursak bunun nedenlerini anlamak zor değil. Lana Wachowski ve Lilly Wachowski, ilk filmde yarattıkları o muazzam zekayı, bu finalde biraz fazla dijital karmaşaya kurban etmişler gibi hissettiriyor. Bana sorarsanız, ilk filmdeki o saf felsefi sorgulama yerini burada “kim daha sert vuracak?” sorusuna bırakmış. Keanu Reeves, o meşhur donuk ama karizmatik Neo duruşunu koruyor, lakin karakterin gelişimi bu filmde biraz durağanlaşıyor. Neyse ki Hugo Weaving var; Smith karakterinin o hastalıklı, alaycı ve her şeyi yutmak isteyen egosunu öyle bir yansıtıyor ki, o olmasa filmin yarısı bir bilgisayar oyununun ara sahnesi gibi kalabilirdi. Laurence Fishburne ve Carrie-Anne Moss ikilisi ise senaryonun kendilerine tanıdığı o dar alanda hala o eski büyüyü korumaya çalışıyorlar. Ancak Morpheus gibi bir otorite figürünün bu kadar arka planda kalması, eski bir sinefil olarak beni her zaman rahatsız etmiştir. Öte yandan Jada Pinkett Smith, Niobe rolüyle Zion sahnelerine bir dinamizm katıyor. Teknik işçilik ve o meşhur yağmur altındaki final dövüşü, 2003 yılı şartları düşünüldüğünde devrimseldi ancak bugün baktığımızda o sahnelerin duygusal yükünün, teknik hırsın gerisinde kaldığını görüyoruz. Yine de Wachowskilerin vizyonuna saygı duymamak imkansız; her şeye rağmen bu film, büyük bir seriyi onuruyla kapatmaya çalışan, kusurlu ama tutkulu bir yapım.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer sibernetik felsefelerden çok, dev robotların birbirini parçaladığı epik savaşları ve karanlık bir atmosferi seviyorsanız, bu finale bayılacaksınız. “Ben başladığım işi yarım bırakmam” diyen, Matrix evreninin her tozlu köşesini merak eden o sadık kitleye sesleniyorum: Neo’nun o siyah peleriniyle Makine Şehri’ne girdiği o karanlık sekansları ve Smith ile olan o son tango sahnesini görmeden bu evrenden çıkış yapamazsınız. Bilim kurgunun aksiyonla harmanlandığı, felsefenin yerini biraz daha kadere ve fedakarlığa bıraktığı bir kapanış arıyorsanız, play tuşuna basmakta tereddüt etmeyin. Belki o ilk filmin devrimci ruhunu tam olarak bulamayacaksınız ama cevaplanmayı bekleyen soruların o tozlu raflardan inişine ve bir efsanenin nasıl sona erdiğine şahitlik etmek için bu yolculuğa değer. Hazırsanız, yağmurun altında her şeyin başladığı ve bittiği o yere, Matrix’in kalbine geri dönün.



















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!