Milyoner
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Milyoner, 2008 yılında beyaz perdeye düştüğünde sadece bir başarı öyküsü anlatmıyordu; aslında modern dünyanın vahşi dişlileri arasında ezilen ruhların nasıl birer mucizeye dönüştüğünü gösteriyordu. İlk sahnede, Jamal’ın gözlerindeki o hüzünlü derinlik ve Mumbai’nin puslu sabahındaki o ağır hava, izleyiciyi bir anda kuşatıyor. Terin, toprağın ve metalin kokusunu burnunuzun ucunda hissediyorsunuz. Kamera, yoksulluğun ortasında bile bir ritim bulabilen bu şehrin damarlarında dolaşırken, aslında her birimizin hayatındaki doğru cevapların bedelini sorgulatıyor. Gece vakti perdeleri çekip, dış dünyadan koparak Milyoner izle arayışına girdiğinizde, aslında karşınıza çıkacak olan şey renkli bir televizyon şovundan ziyade, bir insanın belleğindeki kanlı canlı anılar silsilesi olacak. Film, daha ilk dakikasından itibaren sizi o tekinsiz, gürültülü ama bir o kadar da yaşama tutkusuyla dolu Hindistan sokaklarına hapsediyor. Burası, her köşesinde bir sırrın saklandığı, her bakışta bir dramın gizlendiği, kadere inanmanın bir zorunluluk olduğu bir coğrafya.
Milyoner Konusu
Hikayenin merkezinde, Mumbai’nin Juhu gecekondu mahallesinden çıkan ve bir çağrı merkezinde çay dağıtıcılığı yapan 18 yaşındaki Jamal Malik bulunuyor. Jamal, Hindistan’ın en popüler bilgi yarışmasına katıldığında kimse onun son soruya kadar gelebileceğine ihtimal vermiyordu. Jamal Malik rolünde Dev Patel, karakterin o hem kırılgan hem de sarsılmaz iradesini mükemmel bir sessizlikle taşıyor. Yarışma ilerledikçe, Jamal’ın her soruya verdiği doğru cevap, onu bir halk kahramanına dönüştürürken aynı zamanda polisin ve sistemin şüphelerini üzerine çekiyor. Eğitimsiz bir sokak çocuğunun, en bilgili insanların bile zorlandığı bu soruları nasıl bildiği sorusu, sert bir sorgulama odasında tokatlarla yankılanıyor. Ancak Jamal’ın sırrı hilede değil, yaşadığı hayatın ta kendisinde gizli.
Filmin kurgusu, Jamal’ın geçmişine yapılan ustaca geri dönüşlerle şekilleniyor. Her bir yarışma sorusu, Jamal’ın hayatındaki travmatik veya öğretici bir anıya kapı açıyor. Annesi gözlerinin önünde katledilen, ağabeyi Salim ile hayatta kalmak için her türlü kirli yola başvurmak zorunda kalan bir çocuğun hafızası, aslında en büyük kütüphanesidir. Madhur Mittal tarafından canlandırılan ağabey Salim karakteri, Jamal’ın masumiyetinin zıttı olarak karanlık ve hırslı bir yolu temsil ediyor. Bu iki kardeşin çatışması, hayatta kalma güdüsünün insanı nasıl dönüştürebileceğinin en net kanıtı. Arka planda ise Freida Pinto’nun hayat verdiği Latika var; Jamal için her şeyin ötesinde bir amaç, ulaşılamayan bir vaha. Jamal’ın yarışmaya katılma nedeni para değil, kaybettiği tek gerçeği, yani Latika’yı bulabilme ihtimali. Olay örgüsü ilerledikçe, tesadüf dediğimiz şeyin aslında çok önceden yazılmış bir senaryonun parçası olup olmadığını sorgularken buluyorsunuz kendinizi.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
İşin aslına bakarsak, bu film bir yönetmenlik gövde gösterisidir. Danny Boyle, Hindistan’ı bir batılının gözünden egzotik bir manzara olarak sunmak yerine, onu kaotik, kirli, hızlı ve nefes alan bir organizma gibi tasvir etmiş. Kameranın arkasındaki asıl niyeti düşündüğümüzde, Boyle’un temposunun hikayenin dramatik ağırlığını hafifletmediğini, aksine o hızı bir hayatta kalma refleksi gibi kullandığını görüyoruz. Yönetmen, kurgu masasındaki yeteneğiyle izleyiciyi yormadan ama bir an bile duraksamasına izin vermeden bir tempoya sokuyor. Oyuncuların performanslarına gelirsek; Anil Kapoor, o kaygan, narsisist ve içten içe Jamal’dan nefret eden sunucu karakteriyle tam bir modern zaman kötüsü profili çiziyor. Mahesh Manjrekar ise yeraltı dünyasının o soğuk ve acımasız gerçekliğini her mimiğinde hissettirmeyi başarıyor.
Gelelim o meşhur puana… IMDb üzerindeki 7.7’lik skor, bu denli geniş kitlelere ulaşmış ve Oscar heykelciklerini silip süpürmüş bir yapım için oldukça rasyonel bir noktada duruyor. Kimileri bu filmi “fakirlik edebiyatı” yapmakla eleştirse de, filmin alt metninde yatan sistem eleştirisi ve sınıfsal uçurumların yarattığı o derin uçurum göz ardı edilemez. Film, sadece bir başarı hikayesi sunmuyor; başarının tesadüflerle değil, yaşanmışlıklarla nasıl örüldüğünü gösteriyor. Bazı sahnelerdeki aşırı duygusallık, sinemanın o eski romantik ruhuna bir selam niteliğinde olsa da, Boyle’un sert gerçekçiliği bu duygusallığı dengeliyor. Sinematografik açıdan bakıldığında, renklerin kullanımı ve ışığın oyunları, Mumbai’nin hem cennetini hem de cehennemini aynı karede birleştiriyor. Bu, sadece bir izleme deneyimi değil, aynı zamanda bir sosyolojik gözlem süreci.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Bu yapım, hayatın mantık süzgecinden geçmeyen tesadüflerine inanan ama bu tesadüflerin acı tecrübelerden süzüldüğünü bilenler için biçilmiş kaftan. Eğer siz de her şeyin bir nedeni olduğuna dair o eski, tozlu inanca tutunmak istiyorsanız, bu hikaye ruhunuza iyi gelecektir. Ancak, hayatı sadece istatistiklerden ve soğuk gerçeklerden ibaret gören, sinemada katı bir rasyonalizm arayan izleyiciler için Jamal’ın şansı biraz fazla “zorlama” gelebilir. Yine de, sistemin dışında kalanların, görünmez olanların ve sokakların tozunu yutanların bir gün ışıklar altına çıkabileceği fikri, en kinik izleyiciyi bile bir anlığına duraksatacaktır. Mumbai’nin kalabalığında kaybolup, bir gencin zihnindeki o karanlık dehlizlerde doğru cevapları aramak isteyen herkes bu yolculuğa çıkmalı. Fakat uyarayım; bu filmden sonra televizyondaki o parıltılı yarışma şovlarına bir daha asla aynı gözle bakamayacaksınız. Çünkü her doğru cevabın arkasında, bazen bir yara izi, bazen de kaybedilmiş bir çocukluk yatar.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!