Ölümcül Deney 2: Kıyamet
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Ölümcül Deney 2: Kıyamet, bir önceki filmin o klostrofobik ve steril koridorlarından sıyrılıp bizi doğrudan kaosun, çürümenin ve barut kokusunun tam ortasına, Raccoon City sokaklarına fırlatıyor. 2004 yapımı bu film, sinema perdesinde oyun estetiğini aksiyonla harmanlamaya çalışan o dönemin en hırslı denemelerinden biri olarak hafızalarda yer ediyor. Ekrandan taşan o kirli şehir havası ve her köşe başında pusuya yatmış ölümcül tehlike, izleyiciyi daha ilk dakikadan itibaren bir hayatta kalma mücadelesinin içine çekiyor. Eğer o dönemlerin o kendine has, sert ve tavizsiz aksiyon atmosferini özlediyseniz, Ölümcül Deney: Kıyamet izle seçeneği sizi o toz dumanın ve kaosun tam göbeğine bırakacaktır. Bu film, sadece bir devam halkası değil, aynı zamanda hikayenin sınırlarını genişleten ve tehdidi tüm şehre yayan bir genişleme paketi gibi hissettiriyor.
\n\nÖlümcül Deney: Kıyamet Konusu\n\n
Her şeyin başladığı o gizli laboratuvar, yani Hive’daki felaket artık yerin altına sığmıyor. Umbrella Şirketi’nin yarattığı T-virüsü, bir şekilde şehre sızmış ve koca bir metropolü yaşayan ölülerin istilasına uğratmıştır. Hikayenin merkezinde yine, şirketin üzerinde yaptığı genetik oynamalar sayesinde insanüstü refleksler ve güçler kazanan Alice yer alıyor. Ancak Alice bu sefer yalnız değil; şehirde hala hayatta kalmaya çalışan ve Umbrella’nın yarattığı bu cehennemden kaçış yolu arayan bir grup insanla yolları kesişiyor. Bu grubun içinde, oyun serisinin sadık hayranlarının yakından tanıdığı, soğukkanlılığı ve kararlılığıyla dikkat çeken S.T.A.R.S üyesi Jill Valentine ve saha tecrübesiyle ekibi ayakta tutmaya çalışan Carlos Oliveira da bulunuyor. Şehrin her yanını saran zombiler yetmezmiş gibi, Umbrella bu ekibin üzerine Nemesis adını verdikleri, durdurulması imkansız gibi görünen biyolojik bir silahı salıyor. Nemesis, sadece Alice ve arkadaşlarını avlamak için programlanmış bir canavar olarak sokakları dar ediyor. Bu hengamenin içinde tek çıkış yolu ise, Umbrella için çalışan bir bilim insanı olan Doktor Ashford ile pazarlık yapmak. Ashford, şehirden tahliye edilmeden önce kaybolan kızı Angela’yı bulmaları karşılığında onlara şehirden kaçış biletini sunuyor. Zaman ise daralıyor; çünkü Umbrella, tüm bu felaketi temizlemek için şehri bir nükleer saldırıyla haritadan silmeye hazırlanıyor.
\n\nBeklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)\n\n
Eğrisiyle doğrusuyla konuşalım, bu yapım ilk filmin yarattığı o gizemli ve gerilim odaklı atmosferi tamamen elinin tersiyle itip, saf aksiyona ve çatışmaya odaklanıyor. Yönetmen koltuğunda oturan **Alexander Witt**, bir korku filmi çekmekten ziyade, yüksek tempolu bir hayatta kalma savaşı koreografisi kurgulamayı tercih etmiş. IMDb puanının 6.3 seviyelerinde dolanması aslında bu tercihin izleyici kitlesini ikiye bölmesinden kaynaklanıyor. Açık konuşmak gerekirse, filmin bazı sahnelerinde mantık sınırlarının zorlandığı, fizik kurallarının Alice’in hatırına askıya alındığı anlar var. Ancak buradaki asıl mesele, filmin vaat ettiği o kaotik eğlenceyi verip vermediği. **Milla Jovovich**, artık Alice karakteriyle tamamen bütünleşmiş durumda; o sert bakışları ve dövüş sahnelerindeki inandırıcılığı tartışılmaz bir seviyede. Jill Valentine karakterine hayat veren **Sienna Guillory** ise, sanki oyunun içinden fırlayıp gelmiş gibi duruyor. Kostümünden silah tutuşuna kadar serinin hayranlarını memnun eden bir performans sergiliyor. Carlos Oliveira rolünde **Oded Fehr** ise ekibe o eksik olan askeri disiplini ve karizmayı katmayı başarıyor. Lakin madalyonun diğer yüzüne baktığımızda, kötü adam koltuğunda oturan **Thomas Kretschmann**’ın canlandırdığı Cain karakteri, derinlikten biraz yoksun ve tipik bir şirket kötüsü olmanın ötesine geçemiyor. Küçük Angela rolünde izlediğimiz **Sophie Vavasseur** ise hikayeye duygusal bir katman eklemeye çalışsa da, film o kadar hızlı akıyor ki bu bağ tam olarak kurulamıyor. Teknik açıdan bakıldığında, 2004 yılına göre Nemesis’in tasarımı ve bazı pratik efektler oldukça başarılıyken, bazı CGI sahnelerinin zamanın gerisinde kaldığı hissediliyor. Yine de temposu bir an bile düşmeyen, izleyicisini sürekli bir kaçış ve çatışma döngüsünde tutan bir yapım var karşımızda.
\n\nBu Filmi Kimler İzlemeli?\n\n
Bu yapım, öncelikle “benim için aksiyon her şeyden önce gelir, mantık hatalarına çok takılmam” diyen kitle için biçilmiş kaftan. Eğer zombilerin istila ettiği bir şehirde, elinde ağır silahlarla yolunu açmaya çalışan bir grup savaşçının hikayesini seviyorsanız, bu film sizi ekran başına kilitleyecektir. Özellikle video oyun serisine sadık karakter tasarımları görmek isteyen Jill Valentine hayranları bu işe bayılacaktır. Diğer taraftan, eğer siz ilk filmin o karanlık, sessiz ve psikolojik gerilim dozu yüksek yapısını arıyorsanız, bu filmin gürültülü ve patlamalı dünyası size biraz yorucu gelebilir. Bilim kurgu ve aksiyonun o meşhur 2000’ler başı estetiğini özleyenler için kaçırılmaması gereken bir deneyim. Ama eğer daha ağırkanlı, derin felsefi alt metinleri olan bir yapım peşindeyseniz, Raccoon City sokakları sizin için biraz fazla kaotik ve yüzeysel kalabilir. Kısacası, patlamış mısırınızı alıp beyninizi biraz dinlendirmek ve Alice’in Nemesis ile olan o devasa kapışmasını izlemek istiyorsanız, doğru yerdesiniz.





















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!