Ölümcül Deney 4: Ölümden Sonra
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Ölümcül Deney 4: Ölümden Sonra, perdede ilk belirdiğinde o dönemlerin 3D çılgınlığının tam göbeğine düşmüş, ağır çekim kurşunların havada süzüldüğü, metalik ve gri bir dünyanın kapılarını aralamıştı. Yönetmen koltuğunda oturan Paul W. S. Anderson, video oyun estetiğini sinemaya en sert ama bir o kadar da stilize şekilde pompaladığı bu halkada, serinin o güne kadarki en teknolojik duran işlerinden birine imza attı. Eğer o günlerde salonun karanlığına gömülüp bu kaosu deneyimlemediyseniz, bugün ekran karşısında Resident Evil: Ölümden Sonra izle seçeneğine tıkladığınızda karşınıza çıkacak olan şey, derin bir hikayeden ziyade saf bir kinetik enerji patlamasıdır. Film, izleyiciyi bir saniye bile dinlendirmeyen, Alice’in o bitmek bilmeyen intikam hırsını her karede hissettiren, gürültülü ve bir o kadar da iddialı bir duruş sergiliyor. Ekrana yansıyan o ilk anlarda, Umbrella Corporation’ın Tokyo karargahına yapılan baskınla birlikte, filmin bize ne vaat ettiğini hemen anlıyoruz: Mantığı bir kenara bırak ve bu stilize edilmiş şiddetin tadını çıkar.
Ölümcül Deney 4: Ölümden Sonra Konusu
Hikayemiz, serinin bir önceki filminin bıraktığı yerden, Alice’in kendi klonlarından oluşan bir orduyla Umbrella’nın Japonya’daki merkezine daldığı o meşhur sahneyle açılıyor. Ancak bu görkemli başlangıç, Alice’in güçlerini kaybetmesine neden olan bir olayla hızla yön değiştiriyor. Artık “insani” seviyelere dönen Alice, virüsten temizlendiği söylenen güvenli bölge Arcadia’yı bulmak için Alaska semalarında uçak sürmektedir. Umudu tükenmek üzereyken eski dostu Claire Redfield, yani Ali Larter ile karşılaşır; fakat Claire hafızasını kaybetmiş ve göğsüne takılan garip bir cihazın etkisindedir. İkili, sağ kalan bir grup insanı bulma umuduyla Los Angeles’a doğru yol alır. Şehir, binlerce zombi tarafından kuşatılmış bir harabeye dönmüştür. Bir cezaevinin çatısına inen Alice, burada mahsur kalmış bir grup kurtulanla tanışır. Grubun içindeki en kilit isim ise, bir hücrede kilitli tutulan ve zombi istilasını durdurabilecek stratejik bilgilere sahip olan Chris Redfield’dır. Karakteri canlandıran Wentworth Miller, bu noktada hikayeye dahil olarak hem Claire ile olan bağını hem de Umbrella’nın korkunç planlarını deşifre eder. Ekip, cezaevinin etrafını saran yaşayan ölü ordusunu aşarak okyanusun ortasında duran ve aslında büyük bir tuzak olan Arcadia gemisine ulaşmaya çalışırken, karşılarına serinin ikonik kötüsü Albert Wesker çıkacaktır. Olaylar, bir sığınak arayışından çok, hayatta kalma ve geçmişle hesaplaşma döngüsüne evrilir.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Eğrisiyle doğrusuyla konuşmak gerekirse, karşımızda bir sanat filmi yok ve Paul W. S. Anderson’ın böyle bir derdi de hiç olmadı. Buradaki asıl mesele, yönetmenin Matrix’ten ödünç aldığı estetiği, zombi kıyametiyle nasıl harmanladığıdır. Milla Jovovich, Alice rolünde artık o kadar devleşmiş ve karakterle bütünleşmiş ki, onun havada asılı kalarak ateş etmesini ya da imkansız akrobatik hareketler yapmasını sorgulamıyoruz bile. Oyuncunun bu serideki duruşu, filmi ayakta tutan en temel kolon. Ancak açık konuşmak gerekirse, senaryo anlamında çok büyük boşluklar var. 6.055 olan IMDb puanı, filmin türdaşları arasındaki konumunu net bir şekilde özetliyor; yani ne yerin dibine sokulacak kadar kötü ne de türü baştan yazacak kadar dahi işi. Wentworth Miller gibi bir ismi Chris Redfield rolünde görmek kağıt üzerinde harika duruyor ama film boyunca onun potansiyelinin tam olarak kullanılmadığını, sadece popüler bir yüz olarak kadroya dahil edildiğini hissediyorsunuz. Diğer yanda Kim Coates ve Kacey Barnfield gibi isimler, hikayenin içinde yan karakter olmaktan öteye geçemiyorlar. Filmin teknik başarısı, özellikle yavaş çekim sahnelerin o dönemki 3D teknolojisiyle uyumu takdire şayandı, fakat bugün izlediğinizde bazı sahneler fazla yapay gelebilir. Yine de aksiyonun koreografisi ve müziklerin sahnelerle uyumu, serinin hayranları için tatmin edici bir seviyede. Filmin en büyük sorunu, karakterlerin gelişimine hiç yer vermemesi ve her şeyi bir video oyunu bölümü geçme mantığıyla ilerletmesi. Ama bu durum, serinin DNA’sında zaten var olan bir şey.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer beklentiniz karakterlerin iç dünyasına yolculuk yapmak veya felsefi bir derinlik bulmaksa, bu filmden koşarak uzaklaşın. Resident Evil: Ölümden Sonra, işten yorgun argın dönüp kafasını boşaltmak isteyen, görsel olarak dinamik ve gürültülü sahnelerden hoşlanan kitleye hitap ediyor. Özellikle video oyunlarındaki o abartılı dövüş mekaniklerini sinemada görmekten keyif alanlar için bu yapım bir hazine niteliğinde. Milla Jovovich hayranları için zaten izlenmesi mecburi bir durak. Öte yandan, zombi türünü sadece Walking Dead tarzı dramatik bir hayatta kalma hikayesi olarak görenler bu filmdeki abartılı aksiyon karşısında hayal kırıklığına uğrayabilir. Bu film, mantık hatalarını dert etmeyen, sadece o karanlık ama stilize atmosferin içinde kaybolmak isteyen aksiyon tutkunları için yapılmış. Eğer elinizde mısır patlağınızla, dünyayı kurtaran bir kadının devasa canavarlara ve robotik askerlere karşı verdiği savaşı izlemek istiyorsanız, doğru yerdesiniz. Eski bir dostu görmüş gibi hissettiren o nostaljik ama sert doku, türün meraklılarını hala etkilemeyi başarıyor.





















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!