Ölüme Koşan Adam
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Ölüme Koşan Adam, modern sinemanın o steril ve ruhsuz aksiyon sarmalından kaçmaya çalışan ama bir ayağı da popüler kültürün tam göbeğinde duran tuhaf, bir o kadar da hırslı bir yapım. Yıllarımı bu karanlık sinema salonlarında, bazen bir başyapıt bazen de vakit hırsızı bir fiyasko bulma umuduyla harcamış biri olarak söylüyorum; bu filmde alışık olduğumuz o çiğlikten çok daha fazlası var. Sinema perdesinin o kendine has kokusuyla birleşen distopik bir atmosfer, daha ilk dakikadan sizi ensenizden yakalıyor. Henüz vizyon heyecanı tazeyken ve herkes bir şekilde bu kaosa ortak olmak isterken, Ölüme Koşan Adam izle arayışına girenlerin sayısı artsa da, ben size bu tecrübenin evdeki konforlu koltuklardan ziyade o devasa ve soğuk perdede yaşanması gerektiğini hatırlatmakla yükümlüyüm. Yönetmenin o hiperaktif ama matematiksel kurgu anlayışı, hikayeyi sıradan bir kaçma-kovalamaca hikayesi olmaktan çıkarıp ahlaki bir çöküşün canlı yayınına dönüştürüyor.
Ölüme Koşan Adam Konusu
Hikayenin odağında, sistemin paslı dişlileri arasında ezilen, işçi sınıfına mensup bir baba olan Ben Richards yer alıyor. Richards için hayat, sadece geçim derdi değil, aynı zamanda ölümcül bir hastalıkla pençeleşen küçük kızını hayatta tutma mücadelesi demek. Çaresizlik, insanı en karanlık yollara sapmaya zorlayan en güçlü motivasyondur; Ben de tam olarak bu noktada, dünyanın en vahşi ama en çok izlenen seyir sporu oyununa katılmayı kabul ediyor. Kurallar hem çok basit hem de mide bulandırıcı derecede acımasız: Ne kadar uzun süre hayatta kalırsan, ödül o kadar büyüyor. Ancak peşine takılan profesyonel suikastçılar ve onun ölümü üzerine devasa bahisler oynayan, kan emici yapımcılar varken, bu koşu sadece bir para kazanma yöntemi olmaktan çıkıyor. Ben, her adımda sadece avcılarından kaçmıyor, aynı zamanda bu devasa medya canavarının gerçek, çirkin yüzüyle de yüzleşiyor. Ödülün paradan çok daha fazlası olduğunu, aslında tüm hayatının bir kumar masasına meze edildiğini anladığında ise işler geri dönülemez bir noktaya varıyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, 6.799 gibi bir IMDb puanı gördüğümde kaşlarım hafifçe çatılmadı değil. Genellikle bu puan bandı, “iyi niyetli ama beceriksiz” filmlerin mezarlığıdır. Ancak yönetmen koltuğunda Edgar Wright gibi bir dahi otururken, kuru rakamlara takılıp kalmak sinema sanatına yapılacak en büyük hakaretlerden biridir. Wright, o bilindik kinetik enerjisini ve ritmik kurgusunu bu distopik kabusa o kadar iyi yedirmiş ki, aksiyonun temposu bir an bile düşmüyor. Başrolde son dönemin parlayan, her yerde görmeye başladığımız yüzü Glen Powell, sadece fiziksel kapasitesiyle değil, karakterin o içsel çaresizliğini yansıtan bakışlarıyla da benden geçer not almayı başardı. Kadronun geri kalanı ise tam bir şampiyonlar ligi edasında. Colman Domingo‘nun o tekinsiz karizması, Josh Brolin‘in her zamanki sert ve otoraklı duruşu filme ağırlık katıyor. Özellikle William H. Macy gibi bir ustanın hikaye içindeki varlığı, sahnelerin dokusunu zenginleştirmiş. Lee Pace sahnelerindeki o gerilimi iliklerinize kadar hissetmemeniz imkansız. Bana sorarsanız, bu film türün meraklıları için çölde bulunan bir vaha niteliğinde. Wright, aksiyonu sadece vurup kırmak için değil, toplumsal bir eleştiri yapmak için bir araç olarak kullanmış. Filmdeki yapımcı figürleri ve toplumun şiddete olan açlığı, günümüz sosyal medya çılgınlığına ve izlenme uğruna nelerin feda edildiğine atılmış sert, okkalı bir tokat gibi. Belki bazı kurgu geçişleri eski Wright filmlerindeki o “cerrahi kusursuzlukta” değil ama yine de piyasadaki o birbirinin kopyası aksiyon filmlerinin fersah fersah önünde olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer Scott Pilgrim ya da Baby Driver gibi filmlerdeki o zeka kokan, her karesi düşünülmüş kurgu oyunlarını seviyorsanız, bu yapımı ıskalamanız kendinize yapacağınız bir haksızlık olur. Distopik bir gelecekte, sistemin insana bakış açısını sert bir dille eleştiren ama bunu yaparken de adrenalini damarlarınıza enjekte eden bir iş var karşımızda. “The Running Man” hikayesinin o eski, tozlu raflardan inip Edgar Wright vizyonuyla yeniden canlanması, hem nostalji arayanları hem de modern sinema diline aç olanları aynı potada eritecektir. Glen Powell’ın kariyerindeki bu önemli virajı görmek ve sinemanın sadece bir eğlence değil, aynı zamanda bir yüzleşme aracı olduğunu hatırlamak istiyorsanız, o “Play” tuşuna basın. Hazırlıklı olun; bu amansız koşu bittiğinde siz de en az ana karakter kadar nefes nefese kalmış olacaksınız.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!