Prey
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Prey, 1719 yılının nemli ve puslu sabahında, Büyük Ovalar’ın derinliklerinde bir Comanche kabilesinin sessizliğini bozarak başlıyor. Sinemanın o bazen gürültülü ama içi boş dünyasından sıyrılıp, doğanın vahşi ve çiğ gerçekliğine bir pencere açıyor bu yapım. İlk sahneden itibaren hissettiğiniz o melankolik huzur, aslında fırtınanın hemen öncesindeki o ağır ve tekinsiz sessizlikten başka bir şey değil. Naru’nun gökyüzündeki o tuhaf ışığı gördüğü andaki bakışlarında, sadece bir merak değil, aynı zamanda bilinmeyene duyulan o kadim korkunun parıltılarını görüyoruz. Bir film eleştirmeni değil, bir sinema dedektifi olarak bu yapımı incelediğimde, yönetmenin bizi sadece bir hayatta kalma savaşına değil, türlerin ve teknolojik uçurumların çarpışmasına davet ettiğini anlıyorum. İnternette rastgele bir arama yapıp Prey izle diyerek bu evrene girenlerin, karşılarında basit bir bilim kurgu aksiyonundan fazlasını bulacakları bir atmosfer kurulmuş. Kadrajın her köşesi, Comanche halkının toprakla olan bağını ve o topraklara ait olmayan yabancı bir varlığın soğuk metalik varlığını hissettirmek için ince ince işlenmiş.
Prey Konusu
Filmin hikayesi, geleneksel rollerin ve kabilenin katı beklentilerinin arasına sıkışmış, ancak doğayı bir kitap gibi okuma yetisine sahip genç Naru’nun etrafında şekilleniyor. Amber Midthunder tarafından canlandırılan Naru, sadece bir savaşçı olma arzusuyla yanıp tutuşan bir genç kadın değil; o, çevresindeki dünyanın en ufak titremesini bile fark edebilecek kadar keskin gözlere sahip bir gözlemci. Kabilenin diğer üyeleri, ormandaki garip izleri ve açıklanamayan ölümleri vahşi bir ayıya veya bilinen bir tehdide yorarken, Naru görünmeyenin ardındaki o karanlık gerçeği hissetmeye başlıyor. Gökyüzünden düşen o ateş topu, aslında kabilenin tüm savunma mekanizmalarını altüst edecek, galaksiler arası bir avcının gelişinin habercisidir. Dakota Beavers’ın hayat verdiği ağabeyi Taabe ile olan ilişkisi, hikayeye duygusal bir derinlik katarken, asıl gerilim Naru’nun ormanda tek başına kaldığı anlarda zirveye tırmanıyor. Film, Comanchelerin doğayla olan uyumunu, dışarıdan gelen ve sadece öldürmek için orada bulunan o teknik canavarla kıyaslayarak bir alt metin oluşturuyor. Karakterlerin içsel çatışmaları, özellikle Naru’nun kendini kanıtlama çabası, hikayenin merkezindeki o görünmez gerilimi besleyen en büyük damar. Sırlar sadece kumun altında değil, ağaçların tepesinde pusuya yatmış, ışığı bükebilen o teknolojik dehşetin içinde saklı.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
İşin aslına bakarsak, Predator serisinin yıllar içinde geçirdiği o hantal ve kimliksiz değişimden sonra, bu kadar sade ve vurucu bir geri dönüş beklemiyordum. Kameranın arkasındaki asıl niyeti düşündüğümüzde, yönetmen Dan Trachtenberg’in seriyi köklerine, yani o ilkel av ve avcı dinamiğine geri döndürme niyetini net bir şekilde görüyoruz. Trachtenberg, Hollywood’un o bitmek bilmeyen patlama ve gürültü takıntısını bir kenara bırakıp, karakterin nefes alışverişlerine ve toprağın kokusuna odaklanmış. Amber Midthunder, kelimelere dökmediği her duyguyu mimikleriyle ve bedeniyle o kadar iyi aktarıyor ki, diyalogların eksikliği bir eksiklikten ziyade bir zenginlik haline geliyor. Gelelim o meşhur puana; 7.6’lık IMDb skoru, genellikle tür filmleri için bir tavan noktası sayılır. Ancak bu puanın sadece bir hayran kitlesinin coşkusu değil, hak edilmiş bir başarı olduğunu kabul etmek gerekiyor. Film, izleyiciye bir sirk gösterisi sunmak yerine, onları 300 yıl öncesine, vahşi bir ormanın ortasına fırlatıyor. Michelle Thrush, Stormee Kipp ve Julian Black Antelope gibi isimlerin kabile dokusuna kattığı gerçekçilik, filmin o fantastik öğelerini daha inandırıcı kılıyor. Kameranın o geniş açılarla Comanche topraklarını tarayışı, aslında insanın doğa karşısındaki küçüklüğünü ve bir başka avcı karşısındaki çaresizliğini temsil ediyor. Serinin önceki filmlerindeki o testosteron yüklü, kaslı kahraman imajının yerini; zekasını, gözlem yeteneğini ve sabrını kullanan bir kadının alması, seriye taze bir nefes aldırmış. Trachtenberg, teknolojinin ilkel zeka karşısında nasıl çuvallayabileceğini, bir satranç ustası edasıyla sahnelerine yedirmiş.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer siz de benim gibi, bir filmi izlerken sadece ekrandaki renkli piksellere değil, o sahnelerin altındaki felsefi çatışmaya odaklananlardansanız, bu yapım tam size göre. Sabırlı izleyiciler, Naru’nun bataklıkta verdiği o çamurlu hayatta kalma mücadelesinde kendi hayatlarındaki engellerden bir parça bulabilirler. Doğanın o vahşi estetiğini seven, insanoğlunun teknolojiye olan aşırı güvenini sorgulayan ve sessizliğin sesini dinlemeyi bilenler bu filmin derinliğinde keyifle kaybolacaktır. Ancak uyarayım; her saniye bir şeylerin patlamasını bekleyen, karakter gelişimini zaman kaybı olarak gören ve Predator’u sadece bir katliam makinesi olarak izlemek isteyen kitle, bu filmin ağırlığı ve minimal yapısı karşısında sıkıntıdan esnemeye başlayabilir. Bu film, bir aksiyon pornosu değil; bir hayatta kalma şiiri. Kendi avının peşinde koşarken, aslında en büyük düşmanının kendi korkuları olduğunu anlayan bir kadının hikayesini sindire sindire izlemek isteyenler için biçilmiş kaftan. Ormanın derinliklerinden gelen o tanıdık klik sesini duyduğunuzda ürpermiyorsanız, belki de daha gürültülü ama daha sığ sulara yelken açmalısınız. Ancak o puslu Comanche sabahına bir kez girdiğinizde, kolay kolay çıkmak istemeyeceksiniz.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!