Saksı Olmanın Faydaları
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Saksı Olmanın Faydaları (The Perks of Being a Wallflower), bazen hayatın ağır yükleri altında ezilirken, bir yandan da büyümeye çalışmanın nasıl bir şey olduğunu hissettiren, kalbine dokunan filmlerden. Lise denince aklına sadece eğlence gelmeyen, derin mevzuların peşinden giden bir gençlik hikayesi arayışıyla Saksı Olmanın Faydaları izle butonuna tıklamadan önce, bu filmin ruhuna iyi hazırlanmak gerekiyor. Çünkü karşımızda sadece bir ergenlik draması değil, aynı zamanda hayata tutunma çabası ve kendini bulma yolculuğu var.
Saksı Olmanın Faydaları Konusu
Liseye yeni başlamanın getirdiği o garip heyecanı ve bir o kadar da ürkütücü belirsizliği hepimiz yaşamışızdır. İşte film, içe dönük ve biraz da tuhaf Charlie’nin bu yeni dünyaya adım atışıyla başlıyor. Daha lisenin ilk günlerinde etrafına tam adapte olamayan, kenarda duran Charlie için okul koridorları adeta bir labirent gibi. En yakın arkadaşını kaybetmenin acısıyla zaten sarsılmış olan bu genç, bir yandan geçmişin hayaletleriyle boğuşurken, bir yandan da “normal” olmaya çalışıyor. Kendi halinde, sessiz sedasız biri olarak tanınan Charlie, aslında içten içe bir aidiyet ve anlaşılma özlemi çekiyor. Tam da bu kafa karışıklığı içinde, özgür ruhlu Sam ve onun asi, enerjik üvey kardeşi Patrick ile yolu kesişiyor. Bu ikili, Charlie’yi daha önce hiç bilmediği bir dünyaya çekiyor; yasaklar, riskler, dostluklar, ilk aşklar ve yetişkinliğe doğru atılan o tedirgin adımlar. Charlie, bu yeni arkadaşlarının sayesinde kendini ifade etmenin, sevilmenin ve ait olmanın ne anlama geldiğini keşfetmeye başlıyor. Ama bu yeni hayatın getirdiği güzelliklerin yanında, geçmişten gelen travmatik gölgeler de peşini bırakmıyor. Filmin asıl derdi de bu zaten; Charlie’nin içindeki fırtınalarla ve dış dünyadaki iniş çıkışlarla nasıl başa çıktığını, kendini nasıl iyileştirdiğini, bir “saksı” (wallflower) olmaktan çıkıp hayatın tam ortasına nasıl atıldığını merak ettirerek anlatıyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Filmin hikayesini kaleme alan ve yönetmen koltuğunda oturan Stephen Chbosky, kendi romanını beyazperdeye taşırken çok hassas davranmış. Bu da filmin en büyük artılarından biri. Kitabın o naif, yer yer karanlık ama hep samimi ruhunu ekrana taşımayı başarmış. Film boyunca hikaye akıcı ilerliyor, öyle bir yerde takılıp kalmıyor, karakterlerin değişimini izlemek insanı sarıp sarmalıyor. Ağır dramatik anları bile sindirilebilir bir şekilde sunuyor, boğmuyor.
Oyunculuklara gelirsek, başroldeki Logan Lerman, Charlie’nin o içe kapanık, kırılgan ve gözlemci ruhunu inanılmaz iyi yansıtmış. Sanki o karakteri giyinmiş gibi. En ufak mimiklerinde bile Charlie’nin karmaşık iç dünyasını hissettiriyor. Emma Watson, Sam rolünde, hem özgür ruhlu hem de kendi içinde yaraları olan bir genç kızı gayet inandırıcı canlandırmış. Özellikle Ezra Miller‘ın Patrick karakteri ise filmin parlayan yıldızı diyebilirim. Patrick’in hem neşeli hem de acıları olan yönünü o kadar doğal oynamış ki, izlerken bir an bile “rol yapıyor” hissi vermiyor. Onun enerjisi ve hüzünlü anlardaki duruşu filmi başka bir seviyeye taşıyor. Diğer oyuncular Mae Whitman ve Kate Walsh da rollerinde gayet başarılılar, filmin atmosferine iyi katkı sağlıyorlar.
IMDb puanı 7.8, bence yerinde bir puanlama. Hatta belki biraz daha yüksek bile olabilirmiş. Film, klasik bir gençlik draması olmanın ötesine geçip, derinlikli karakter analizleri ve gerçekçi diyaloglarla insanı yakalıyor. Filmi izlerken o karakterlerle bağ kuruyorsun, onların acılarını, sevinçlerini paylaşıyorsun. Gençlik dönemindeki gelgitleri, kendini bulma çabalarını çok iyi anlatıyor. Yönetmen, gençlerin dünyasındaki yalnızlığı, dışlanmışlığı ve aidiyet arayışını öyle güzel işlemiş ki, kendinden bir parça bulmaman neredeyse imkansız. Film, yer yer insanı hüzünlendirse de, sonunda bir umut ışığı bırakıyor ve hayata karşı duruşunu biraz daha sağlamlaştırmanı sağlıyor. Kesinlikle “izledim de ne oldu şimdi?” dedirten filmlerden değil, aksine uzun süre aklından çıkmayacak filmlerden biri.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Lise yıllarının karmaşık duygularını, ilk aşkların acı tatlı hallerini veya kendini bulma yolculuklarını anlatan, yüreğe dokunan hikayelerden hoşlananlar bu filmi kaçırmasın. İçine kapanık hissetmiş veya hayatın kenarında durduğunu düşünmüş herkes, Charlie’nin hikayesinde kendinden bir şeyler bulabilir. Sadece eğlencelik değil, izlerken üzerine düşündüren, karakterlerin ruh hallerine ortak olabildiğin derinlikli gençlik filmleri arayanlar için biçilmiş kaftan. Yetişkinliğe geçiş sancılarını, arkadaşlıkların dönüştürücü gücünü ve geçmişle yüzleşmenin önemini anlatan, duygusal anlamda yoğun yapımları sevenler de bu filme şans verebilir. Kısacası, bir filmin sizi ağlatıp güldürmesini, düşündürüp umut vermesini istiyorsanız, doğru adrestesiniz. Özellikle 90’ların atmosferini ve o dönemin gençlik dramalarını özleyenler için de güzel bir nostalji rüzgarı estirecektir.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!