Salgın
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Salgın (2010) filmi, medeniyetin ne kadar ince bir buz tabakası üzerinde yürüdüğünü ve o buz kırıldığında insanın nasıl bir canavara dönüşebileceğini suratımıza çarpan o tekinsiz yapımlardan biri. Orijinal adıyla The Crazies olarak sinema tarihindeki yerini alan bu eser, sadece bir hastalık hikayesi değil; güvenliğin, otoritenin ve komşuluk ilişkilerinin nasıl bir anda buharlaştığının anatomisidir. Eğer sinirlerinizi gerecek, sizi koltuğunuzda huzursuzca kıpırdatacak bir gerilim arayışındaysanız, Salgın izle seçeneğiyle bu kaotik dünyaya adım atmadan önce gardınızı almanızda fayda var; çünkü burada düşman sadece virüs değil, bizzat yan evdeki komşunuzun ta kendisi.
Salgın Konusu
Ogden Marsh kasabası, Amerikan taşrasının o dingin, her şeyin yerli yerinde göründüğü, insanların birbirine selam vermutlarını yudumlarken birbirlerine selam verdiği huzurlu köşelerinden biridir. Ancak bu huzur, gökyüzünden düşen bir uçak enkazının kasabanın su şebekesine zehirli bir madde sızdırmasıyla yerle bir olur. İlk başta kimse durumu fark etmez. Bir baba, elinde gaz bidonuyla ailesini yakmaya çalışana kadar her şey normal gibidir. Suya karışan bu kimyasal, insan beynini yavaş yavaş kemirerek onları kontrolsüz, vahşi ve rasyonel düşünceden tamamen kopmuş birer avcıya dönüştürür. Kasabanın şerifi, olan biteni anlamaya çalışırken devreye askeriye girer. Ancak ordunun gelişi bir kurtuluş değil, kasabanın dış dünyadan tamamen izole edildiği bir hapishaneye dönüşmesi anlamına gelir. Sağlıklı olanların, hastalananların ve emirleri sorgulamadan uygulayan askerlerin arasında kalan bir avuç insanın hayatta kalma mücadelesi, kasaba sınırlarının dışına taşmaya çalışan bir kabusa evrilir. Kimin sağlıklı kimin enfekte olduğunu anlamanın imkansızlaştığı bu süreçte, hayatta kalmanın tek yolu en yakınındakinden bile şüphe etmekten geçer.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Bir filmin IMDb puanına bakıp 6.3 etiketini gördüğünüzde, genellikle ortalama bir yapım beklersiniz; fakat yönetmen Breck Eisner, bu önyargıyı kırmak için elinden geleni yapıyor. Film, ucuz korku numaralarına başvurmak yerine, atmosferi adım adım ağırlaştırarak boğucu bir gerilim inşa etmeyi tercih ediyor. Timothy Olyphant, kasabanın şerifi rolünde o her zamanki vakur ve güven veren duruşuyla hikayeyi sırtlıyor. Onun karşısında Radha Mitchell, bir korku filmindeki o klasik çığlık atan kadın tiplemesinden uzak, ayakları yere basan bir performans sergiliyor. Oyuncu kadrosunda yer alan Joe Anderson ve Danielle Panabaker gibi isimler de bu kaosun içinde kaybolan karakterlerini oldukça organik bir şekilde canlandırıyor. Filmin en güçlü yanı, düşmanı sadece bir ‘yaratık’ olarak sunmaması. Gerçek korku, dün akşam yemeğinde birlikte olduğunuz birinin, ertesi sabah elinde bir dirgenle size saldırmasıdır. Breck Eisner, bu psikolojik çöküşü ve askeri otoritenin soğuk, mekanik tavrını birbirine harmanlayarak seyirciyi ahlaki bir ikileme de sürüklüyor. Çekim teknikleri ve renk paleti, kasabanın o sarı tonlarındaki kuraklığını ve hastalığın getirdiği solukluğu başarıyla yansıtıyor. Ancak filmin finaline doğru bazı aksiyon sahnelerinin biraz fazla tahmin edilebilir olması, o baştaki yoğun gizemi hafifçe zedeliyor. Yine de piyasadaki pek çok mantık hatalarıyla dolu türdaşına kıyasla, bu yapım ayakları yere basan ve mantık sınırlarını zorlamayan bir kurguya sahip. 6.3 puanı, bu türdeki bir film için oldukça mütevazı kalmış; zira karakter gelişimi ve tansiyon yönetimi açısından daha fazlasını hak ettiği bir gerçek.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Bu film, sadece birilerinin birbirini kovaladığı sığ bir aksiyon arayanlar için değil, toplumsal düzenin nasıl bir anda kaosa teslim olabileceğini merak edenler için tasarlandı. Eğer klostrofobik mekanlardan, kapalı kapılar ardındaki askeri komplolardan ve insanın doğasındaki o karanlık şiddet eğiliminin nasıl tetiklendiğini konu alan hikayelerden hoşlanıyorsanız, bu yapım tam size göre. Komşuluk bağlarının, aile sevgisinin ve hukukun, hayatta kalma içgüdüsü karşısında nasıl hızla eridiğini görmek isteyen sinemaseverler bu deneyimden keyif alacaktır. Paranoya seviyesi yüksek, her an her yerden bir tehlikenin çıkabileceği o tekinsiz atmosferi iliklerinde hissetmek isteyenler için bu film, kaçırılmaması gereken bir fırsat sunuyor. Eğer bir filmde sadece kan ve vahşet değil, aynı zamanda karakterlerin düştüğü o çaresiz durumu ve aldıkları zorlu kararları da önemseyen bir izleyiciyseniz, Ogden Marsh kasabasının bu karanlık öyküsüne mutlaka bir şans vermelisiniz.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!