Savaş Atı
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Savaş Atı (2011), toprağın kokusunu ve barutun isini henüz ilk sahnelerden genzinize kadar hissettiren, insanın en saf haliyle en vahşi halini bir hayvanın gözlerinden yansıtan o sarsıcı yapımlardan biri. Sinema tarihinde savaşın yıkımını anlatan binlerce kare olsa da, Savaş Atı izle deneyimi sizi cephenin sadece stratejik noktalarına değil, o dehşetin tam ortasında nefes almaya çalışan masum bir canın kalbine götürüyor. Steven Spielberg, kamerasını bir savaşın askeri hamlelerine değil, o hengamenin içinde savrulan ruhların nabız atışlarına yerleştiriyor. Renk paletindeki o huzurlu, altın sarısı buğday tarlalarından; gri, kahverengi ve ölümün hakim olduğu çamurlu siperlere geçiş, izleyicinin ruhunda fiziksel bir sarsıntı yaratıyor. Bu film, bir atın sadakatini anlatırken aslında insanoğlunun ne kadar uzağa gidebileceğini, neleri hoyratça feda edebileceğini ve en karanlık anlarda bile yeşerebilen o incecik umut dalını sorgulatıyor. Geleneksel savaş anlatılarının soğukluğundan sıyrılıp, sıcak bir nefesin buharında hayat bulan bu eser, epik anlatımıyla kalbinize ağır bir yük bırakırken gözlerinizi de her kareden süzülen o eşsiz estetikten ayıramamanıza neden oluyor.
Savaş Atı Konusu
Joey adındaki bir tayın, İngiltere’nin kırsalında başlayan hayatı, aslında tüm Avrupa’nın kaderini değiştirecek bir fırtınanın sessiz öncesidir. Sarhoş ve gururlu bir çiftçi tarafından, ailesinin tüm varlığını tehlikeye atarak satın alınan bu özel at, evin oğlu Albert ile arasında dille tarif edilemeyecek bir bağ kurar. Joey, sadece bir tarım hayvanı değil, Albert’ın hayalleri, azmi ve hayata tutunma biçimidir. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle, ekonomik zorluklar ve borç kıskacı altındaki aile, Joey’i İngiliz ordusuna satmak zorunda kalır. İşte o an, Albert ile Joey’in yolları ayrılır ama kalplerindeki o görünmez bağ asla kopmaz. Joey, bir süvari atı olarak Fransa’nın kan gölüne dönmüş topraklarına sürülürken, hayatı boyunca karşılaşacağı farklı sahiplerin, askerlerin ve hatta düşman hattındaki insanların hayatında derin izler bırakır. Bir savaşın ortasında hem Alman hem de İngiliz saflarında bulunarak, aslında acının ve hayatta kalma güdüsünün pasaportu olmadığını bize gösterir. Albert ise reşit olur olmaz, sadece vatanı için değil, can dostunu bulabilmek ümidiyle kendini o korkunç savaşın alevleri içine atar. Bu yolculuk, cephelerdeki mermilerin değil, iki canın birbirine kavuşma arzusunun hikayesidir.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen koltuğunda Steven Spielberg gibi bir devin oturması, filmin her karesinde kendisini belli eden bir vizyonu beraberinde getiriyor. Spielberg, dramı iliklerinize kadar hissettirmek için ucuz numaralara kaçmıyor; bunun yerine ışığın, gölgenin ve geniş açıların gücünü kullanıyor. Başrolde izlediğimiz Jeremy Irvine, ilk büyük rolünde Albert karakterinin o çocuksu masumiyetini ve sonrasındaki savaş yorgunluğunu oldukça dengeli bir şekilde yansıtıyor. Kadrodaki Peter Mullan ve Emily Watson, yoksulluğun ve çaresizliğin içindeki anne-baba rollerinde o kadar sahiciler ki, köylülerin yaşadığı o sert hayatın ağırlığını omuzlarınızda hissediyorsunuz. Filmin en etkileyici performanslarından biri ise hiç kuşkusuz Fransız büyükbaba rolündeki Niels Arestrup‘tan geliyor; onun sükuneti ve bilge tavrı, savaşın anlamsızlığını tokat gibi yüzümüze çarpıyor. David Thewlis ise her zamanki gibi karakterinin içindeki o huzursuzluğu ve hırsı perdeye mükemmel yansıtıyor. Teknik açıdan Janusz Kaminski’nin görüntü yönetimi, her sahneyi bir tabloya dönüştürüyor. Ancak filmin en büyük kusuru, bazen fazla teatral ve ağdalı bir duygusallığa kayması. Bazı sahneler o kadar kusursuz tasarlanmış ki, savaşın o çiğ ve kirli gerçekliği zaman zaman estetik kaygının gerisinde kalabiliyor. IMDb’deki 7.3 puanı, bu türdeki epik bir yapım için oldukça yerinde bir değerlendirme. Film, bir başyapıt iddiasından ziyade, geleneksel sinema dilini en üst seviyede kullanan duygusal bir yolculuk sunuyor. Müziklerde John Williams’ın dokunuşu yer yer sahnelerin önüne geçse de, genel atmosferi besleyen o görkemli tınılar filmin epik ruhunu besliyor.
Savaş Atı Filmini Kimler İzlemeli?
Bu yapım, insan ve doğa arasındaki kopmaz bağı, en zorlu şartlar altında bile korunan sadakati görmek isteyenler için birebir. Tarihi dramalara meraklı olan, Birinci Dünya Savaşı’nın atmosferini siperlerin içinden solumak isteyen izleyiciler bu filmde aradıkları derinliği bulacaklardır. Özellikle sinemanın sadece diyaloglardan ibaret olmadığını, bir atın bakışındaki ifadenin yüzlerce kelimeye bedel olduğunu anlamak isteyenler için ders niteliğinde bir görsellik sunuyor. Duygusal yoğunluğu yüksek, aile bağlarını ve arkadaşlık kavramını savaşın yıkıcılığı üzerinden sorgulayan hikayeleri sevenler bu yapımdan memnun kalacaktır. Öte yandan, savaşın sadece karanlık ve vahşi tarafını, hiçbir yumuşatma olmadan izlemek isteyen, aşırı realist ve sert yapımları tercih eden kitleye bu film biraz fazla masalsı ve duygusal gelebilir. Hayvanların zarar gördüğü sahnelerden (kurgu bile olsa) derinlemesine etkilenen izleyicilerin ise temkinli yaklaşmasında fayda var; çünkü Joey’in yaşadığı zorluklar izleyicinin empati duygusunu fena halde zorluyor. Eğer sadece kuru bir aksiyon veya strateji odaklı bir savaş filmi arıyorsanız, bu filmin naifliği ve karakter odaklı yapısı sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Ancak ruhunuzu doyuracak bir hikaye ve gözlerinizi bayram ettirecek bir sinematografi arayışındaysanız, doğru yerdesiniz.
“
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!