Şeytan Marka Giyer 2
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Şeytan Marka Giyer 2, modanın o devasa çarkları arasında ezilmeye alışmış ruhları yeniden o topuk seslerinin yankılandığı koridorlara davet ediyor. Şeytan Marka Giyer 2 izle isteği uyandıran o ilk saniyelerden itibaren, Miranda Priestly’nin o meşhur sessizliğinin içindeki fırtınaları hissetmemek imkansız. Bu yapım, bir önceki hikayenin mirasını sırtında taşırken, aslında hepimizin içindeki o onaylanma ihtiyacına ve kariyer basamaklarını tırmanırken neleri feda ettiğimize dair bir ayna tutuyor. İlk filmde o meşhur cerulean mavisi kazağın hikayesini dinlerken ne hissettiysek, şimdi de dijitalin soğuk yüzünde eski bir devin ayakta kalma çabasını izlerken aynı derin sızıyı hissediyoruz. Film, sadece lüks kıyafetlerin ve pırıltılı davetlerin etrafında dönmüyor; insanın zamanla girdiği o amansız yarışı, değişime karşı direnci ve bazen de yenilgiyi kabul etmenin verdiği o ağır yükü omuzlarımıza bırakıyor. Karakterlerin arasındaki o gergin ama bir o kadar da hayranlık dolu bağ, sokağın diliyle söylersek, tam bir kurtlar sofrası ama masadakilerin hepsi tasarım kıyafetler içinde. Bu atmosfer, izleyiciyi bir yandan o ışıltılı dünyaya çekerken diğer yandan ‘ben ne yapıyorum bu hayatta?’ sorusunu sormaya itiyor.
Şeytan Marka Giyer 2 Konusu
Hikaye, bildiğimiz o sert hiyerarşinin tepetaklak olduğu bir zemin üzerine kuruluyor. Miranda Priestly, yıllarca yönettiği Runway dergisinin, basılı medyanın can çekiştiği bir dönemde nasıl eridiğini izlemek zorunda kalıyor. Ancak asıl darbe, geçmişin gölgelerinden geliyor. Eski asistanı Emily Charlton, artık o panik ataklar geçiren, sürekli birilerinin gözüne girmeye çalışan asistan değil. O, artık devasa bir moda grubunun iplerini elinde tutan, bütçeleri yöneten ve sektörün yeni kurallarını koyan güçlü bir kadın figürü olarak karşımıza çıkıyor. Emily’nin elindeki reklam güçleri, Miranda’nın ömrünü adadığı derginin ya kurtuluşu ya da sonu olacak. Bu durum, aralarında yıllar öncesinden kalan o bitmemiş hesabı, çok daha profesyonel ama bir o kadar da kişisel bir savaşa dönüştürüyor. Diğer tarafta Andy’nin bu denklemdeki yeri, karakterlerin motivasyonlarını sorgulamamıza neden oluyor. Miranda’nın sarsılmaz görünen otoritesinin ilk kez çatırdadığını, Emily’nin ise bir zamanlar nefret ettiği o kadına dönüşüp dönüşmediğini izlemek, hikayenin asıl kırılma noktasını oluşturuyor. Film, sadece bir dergi kurtarma operasyonu değil; aynı zamanda bir kadının yarattığı canavarın karşısında nasıl duracağını, o canavarın ise yaratıcısını geçip geçemeyeceğini konu alıyor. Olayların patlak verdiği an, sadece iş dünyasının değil, karakterlerin kendi iç dünyalarındaki o eski hesaplaşmaların da gün yüzüne çıktığı an oluyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Filmde Meryl Streep yine o bildiğimiz, tek bir kaş hareketiyle dünyaları yakabilecek buz kraliçesi performansını sergiliyor ama bu sefer karakterine daha insani, daha kırılgan bir ton katmış. Emily Blunt ise karakterinin geçirdiği o sert evrimi öyle bir taşımış ki, onu izlerken hem içten içe seviniyor hem de neye dönüştüğünü görünce bir ürperti hissediyorsunuz. Anne Hathaway’in varlığı, hikayenin o duygusal köprüsünü kurmakta hala en önemli anahtar. Stanley Tucci yine o her eve lazım olan, sağduyunun sesi rolünde döktürüyor; onun sahneleri insanın ruhuna iyi geliyor. Yeni kadroda Kenneth Branagh gibi bir devin olması ise filme farklı bir ağırlık katmış, o eski İngiliz ekolünün havasını getirmiş. Yönetmen David Frankel, kameranın arkasında yine o hızlı, keskin ve karakter odaklı tarzını konuşturmuş. Ancak film için verilen 6.4 IMDb puanı üzerinde biraz durmak lazım. Bu puan, aslında filmin kötü olduğundan değil, beklentilerin o ilk filmin yarattığı devasa etkinin gölgesinde kalmasından kaynaklanıyor. Bazı sahnelerde ‘biz bunu daha önce görmüştük’ dedirten o klasik çatışmalar, filmi bazen klişelerin kucağına itiyor. Yine de moda dünyasının o acımasızlığını sokağın o gerçek ve sert diliyle harmanlamayı başarıyorlar. Müzikler ve o tasarım harikası ofisler, filmin ruhunu besliyor ancak bazen hikayenin o derin psikolojik analizi, lüksün ve markaların arkasında biraz boğuluyor gibi hissettiriyor. Yine de o meşhur Miranda Priestly sessizliğini duymak için bile bu puanın çok ötesinde bir ilgi hak ediyor.
Şeytan Marka Giyer 2 Filmini Kimler İzlemeli?
Bu yapım, özellikle iş hayatının o boğucu rekabeti içinde kendi kimliğini kaybetmemeye çalışanlar için bir ders niteliğinde. Kariyerinde büyük bir değişim eşiğinde olan, bir zamanlar hayran olduğu figürlerin aslında nasıl da zayıf noktaları olduğunu keşfeden herkes bu filmde kendinden bir parça bulacaktır. Güç savaşlarını, kadınların iş dünyasındaki o bitmek bilmeyen mücadelesini ve bir şeyi inşa ederken neleri yıktığımızı merak eden psikolojik derinlik meraklıları için kaçırılmayacak bir fırsat. Eğer sadece moda dünyasının o parıltısını, şık elbiseleri ve kırmızı halı şatafatını görmek için bu filmin başına oturacaksanız, muhtemelen hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Çünkü bu film, o şatafatın altındaki teri, gözyaşını ve aslında o mükemmel görünen hayatların ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu anlatıyor. Sabırsız izleyiciler, ağır ilerleyen psikolojik tahlillerden ve diyalog ağırlıklı sahnelerden sıkılabilir. Ancak bir karakterin gözlerindeki o tek bir damla yaşın, binlerce dolarlık bir çantadan daha kıymetli olduğunu anlayanlar için bu hikaye tam yerinde bir tercih olacaktır. Eski asistanın yeni patronla olan o gerilimli ilişkisi, her ofis çalışanının gizli fantezisi olsa da, bedellerini görmek bazılarını bu hayalden vazgeçirebilir.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!