Sihirbaz
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Sihirbaz, dumanlı bir sahnenin ortasında, 19. yüzyıl Viyana’sının o ağırbaşlı ama içten içe çürümeye yüz tutmuş aristokrasisinin tam kalbinde açılıyor. Turuncu bir ışık huzmesi, havada asılı kalan toz zerrelerini ve sahnedeki o tekil adamın gizemini aydınlatırken, aslında izlediğimizin sadece bir gösteri olmadığını ilk saniyeden seziyoruz. Zamanın ruhu, bilim ve batıl inanç arasındaki o ince çizgide tehlikeli bir vals yaparken, bu puslu atmosferin içine çekilip bir noktada Sihirbaz izle seçeneğinin ardındaki o melankolik hikayeye kendinizi bırakıyorsunuz. Perde açıldığında karşımıza çıkan şey, sadece el çabukluğu ya da ucuz göz boyamalar değil; aksine toplumsal sınıfların yarattığı o aşılmaz, kalın duvarların arasında sıkışmış bir ruhun sessiz ve derinden gelen çığlığı. Her bir bakış, her bir el hareketi ve her bir gölge oyunu, Viyana’nın soğuk, Arnavut kaldırımlı sokaklarında yankılanan eski bir sırrın habercisi gibi duruyor. Bu yapım, bir illüzyonistin pelerinine saklanmış bir isyanın hikayesi.
Sihirbaz Konusu
Hikayenin merkezinde, marangoz bir ailenin oğlu olarak hayata gözlerini açan ve kaderini kendi elleriyle, daha doğrusu kendi ellerindeki o görünmez iplerle değiştirmeye çalışan Eisenheim bulunuyor. Gençlik yıllarında, aristokrat bir ailenin kızı olan Sophia ile aralarındaki o imkansız bağ, sınıfsal farklılıkların soğuk nefesiyle kesintiye uğrar. Sosyal statünün her şeyden önemli olduğu bir dünyada, bir marangoz oğlunun bir dük kızıyla yan yana gelmesi, düzenin temellerine saldırı sayılmaktadır. Eisenheim, bu baskının altından kalkamayıp dünyayı keşfetmek, belki de ruhundaki o boşluğu sihirle doldurmak için ülkesini terk eder. Aradan geçen on beş koca yılın ardından, artık dünyaca ünlü, gizemli ve bir o kadar da ürkütücü bir illüzyonist olarak Viyana’ya geri döndüğünde, karşısında sadece eski aşkını değil, Avusturya-Macaristan veliaht prensi Leopold ile nişanlanmak üzere olan bir kadını bulur. Olay örgüsü bu noktadan sonra sadece bir aşk üçgenine değil, rasyonalizm ile mucize arasındaki amansız bir savaşa dönüşür. Eisenheim, sahnesinde ölüleri çağırdığını iddia ederken, Prens Leopold bu durumu bir halk kışkırtması ve şarlatanlık olarak görür. Ancak buradaki asıl gerilim, sahnede kaybolan nesneler değil, güç sarhoşu bir prensin, kontrol edemediği bir zihne karşı duyduğu o hastalıklı öfkedir. Karakterlerin her biri, birbirinin ruhuna sızmaya çalışırken, gerçeğin nerede bittiğini ve illüzyonun nerede başladığını kestirmek giderek zorlaşır. Bir dedektif titizliğiyle bakarsak, hikayenin alt metninde yatan asıl soru şudur: Aşk, politik bir gücü devirebilecek kadar büyük bir illüzyon mudur?
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
İşin aslına bakarsak, Neil Burger bu yapımda bizlere sadece bir dönem filmi sunmuyor; o, bir yönetmen olarak izleyicinin algısıyla tıpkı başrolü gibi oynuyor. Kameranın arkasındaki asıl niyeti düşündüğümüzde, filmin o sepya tonlarındaki görselliğinin, aslında izleyiciyi bir hipnoz seansına hazırladığını fark ediyoruz. Edward Norton, Eisenheim karakterinde o kadar ölçülü ve o kadar minimalist bir performans sergiliyor ki, bazen sadece gözlerini kırpması bile ekranda büyük bir fırtınaya neden oluyor. Norton’un bu ağırbaşlı oyunculuğu, karakterin altındaki o tehlikeli zekayı ve bastırılmış acıyı çok iyi besliyor. Öte yandan, Paul Giamatti canlandırdığı Müfettiş Uhl karakteriyle, filmin asıl ahlaki pusulası haline geliyor. Giamatti’nin, görev aşkı ile hayranlık arasında gidip gelen o tereddütlü mimikleri, filmin en insani taraflarını oluşturuyor. Gelelim o meşhur puana; IMDb üzerindeki 7.296’lık skor, aslında bu filmin tam olarak hak ettiği o dengeli noktayı işaret ediyor. Bazıları bu puanın daha yüksek olması gerektiğini savunabilir ancak filmin temposundaki o bazen haddinden fazla yavaşlayan ritim, bu puanın neden 8’lere fırlamadığını açıklıyor. Jessica Biel, Sophia rolünde zarafetiyle yer alsa da, Rufus Sewell tarafından canlandırılan Prens Leopold karakterinin o çiğ ve kaba kibri karşısında biraz gölgede kalıyor. Sewell, kötü adam tiplemesini o kadar net bir hayal gücü yoksunluğuyla (ki bu karaktere çok uygun) canlandırıyor ki, ondan nefret etmemek elde değil. Filmin kurgusu, bir illüzyonun aşamaları gibi ilerliyor; önce dikkatinizi başka yöne çekiyor, sonra asıl hamlesini sessizce yapıyor. Bazı sahnelerde Eddie Marsan gibi usta bir ismin varlığı, atmosferin o karanlık dokusunu daha da kalınlaştırıyor. Teknik açıdan bakıldığında, filmin müzikleri bile o tekinsiz ama bir o kadar da romantik havayı solumanıza yardımcı oluyor. Bu yapım, bir sinema dehasının başyapıtı değil belki ama kesinlikle zekice kurgulanmış, izleyicinin entelektüel merakını son saniyeye kadar diri tutan, oya gibi işlenmiş bir seyirlik.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Bu yapım, hayatın sadece görünen yüzünden ibaret olmadığını bilen, detayların ardındaki o gizli manayı arayan rasyonel romantikler için biçilmiş kaftan. Eğer siz de mantık ile duygunun o çatışmalı bölgesinde gezinmeyi seviyorsanız, bu hikayenin derinliklerinde kendinizi kaybetmeniz işten bile değil. Ancak uyarayım; her şeyin hemen bir sonuca bağlanmasını bekleyen, hızlı aksiyon sahneleriyle beslenen ve hikaye anlatıcılığında sabırsız olan izleyiciler, bu filmin o ağır ve vakur ilerleyişi karşısında biraz huzursuz olabilirler. Bir sihirbazın en büyük numarası, izleyiciye baktığı yerin yanlış olduğunu hissettirmeden onu kandırmaktır; bu film de tam olarak bunu yapıyor. Zihnini bir bulmaca gibi kullanmaktan keyif alanlar, iktidar hırsının insanı ne kadar gülünç durumlara düşürebileceğini görmek isteyenler ve tabii ki eski Viyana’nın o puslu, loş ışıklı salonlarında bir yolculuğa çıkmaya can atanlar için bu film bir nevi ruhsal sığınak. Öte yandan, illüzyonun ardındaki mekanizmayı çözmek yerine sadece mucizeye inanmak isteyenler, filmin o akıl dolu finalinde biraz şaşkınlık yaşayabilirler. Yine de belirtmek gerekir ki, bu yapım sadece bir sinema filmi değil; gerçeğin esnekliği üzerine yazılmış sessiz bir senfoni gibi. Eğer gece yarısı loş bir odada, elinizde kahvenizle insan doğasının o karanlık ve aydınlık taraflarını sorgulamaya hazırsanız, bu kapıdan içeri girmelisiniz. Ama dikkat edin, bu kapıdan çıktığınızda gerçekliğe olan güveniniz sarsılmış olabilir.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!