Sıkı Dostlar
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Sıkı Dostlar: Bir Suç Hikâyesinden Fazlası, Bir Sinema İhtilali
Sıkı Dostlar (Goodfellas), beyaz perdeye yansıdığı ilk andan itibaren bildiğiniz o steril, takım elbiseli ve ağırbaşlı mafya imajını yerle bir eden bir başyapıt. İtiraf etmeliyim ki, bugün çekilen o pırıl pırıl ama ruhsuz suç filmlerini izlediğimde içimden koca bir kahkaha atmak geliyor; çünkü Scorsese, 1990 yılında bu filmle ‘gerçek suç’ türünün kitabını yeniden yazdı. Sinema salonunun o karanlığında Henry Hill’in ‘Kendimi bildim bileli hep bir gangster olmak istemişimdir’ dediği o ilk saniyede, sadece bir karakterin itirafına değil, sinema tarihinin en dinamik yolculuğuna davet edildiğinizi anlıyorsunuz. Bu film, türünün diğer örnekleri gibi sizi dışarıdan izleyici olarak tutmuyor; sizi o dumanlı odalara, o pahalı restoranların mutfak girişlerine ve o kan gölüne dönen bagajların başına bizzat oturtuyor.
Kameranın Dansı ve Scorsese’nin Kusursuz Ritmİ
Hani o sahneler olur ya, teknik bir başarıdan öte bir duyguya dönüşür; işte Martin Scorsese ve efsanevi kurgucusu Thelma Schoonmaker, bu filmde imkansızı başarıyor. Sizi koltuğa çivileyecek olan şey aslında sadece şiddet değil, filmin o baş döndürücü ritmidir. Özellikle o meşhur Copacabana gece kulübü sahnesini hatırlayın. Tek bir kesintisiz çekimle, mutfaktan geçip şatafatlı bir masaya ulaşırken aslında Henry Hill’in hayatındaki o ‘ayrıcalıklı’ dünyaya adım atıyorsunuz. Sinematografideki renk paleti, 1950’lerin o sıcak ve umut dolu tonlarından, 80’lerin o uyuşturucu etkisindeki kirli, kontrastı yüksek ve klostrofobik kırmızısına evrilirken, karakterlerin ruh halindeki çürümeyi de iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Scorsese, kamerayı bir fırça gibi kullanarak her karede bir İtalyan rönesans tablosu ile bir sokak kavgası arasındaki o ince çizgide dans ediyor.
Karakterlerin Anatomisi: Tommy DeVito ve Joe Pesci Mucizesi
Başrollerdeki Robert De Niro ve Ray Liotta’nın performansları elbette tartışılmaz; ancak filmdeki o patlayıcı gücü veren asıl kişi Joe Pesci. Onun canlandırdığı Tommy DeVito karakteri, sinema tarihinin en öngörülemez ve korkutucu figürlerinden biridir. ‘Komik olan ne? Yani bir palyaço gibi mi?’ dediği o efsanevi sahnede, kahkahanızın boğazınızda düğümlendiğini hissedersiniz. İşte Sıkı Dostlar’ı sıradan bir filmden ayıran tam olarak bu ‘gerçeklik’ hissidir. Karakterler sadece senaryo gereği orada değiller; onlar o sokakların, o geleneklerin ve o acımasız hiyerarşinin doğal birer parçası. Paul Sorvino’nun o sessiz ama otoriter duruşuyla Paulie karakteri, aslında bu vahşi dünyanın koruyucu ama bir o kadar da cellat babasını temsil ediyor. Her bir oyuncu, Scorsese’nin o kaotik orkestrasında en doğru notayı basıyor.
Yaşanacak Bir Tecrübe Olarak Goodfellas
Bu filmi sadece ‘izlenecek bir şey’ olarak kategorize etmek, ona yapılacak en büyük hakarettir. Sıkı Dostlar, bir tecrübedir. Filmin müzik kullanımı bile başlı başına bir inceleme konusu olabilir. Tony Bennett’tan Muddy Waters’a, Eric Clapton’ın ‘Layla’ piyano çıkışına kadar her şarkı, bir sahnenin ruhunu sadece desteklemiyor, onu baştan yaratıyor. Filmin ortalarına doğru o mafya hayatının parıltısı yerini yavaş yavaş derin bir paranoyaya ve ihanete bırakırken, siz de karakterlerle birlikte terlemeye başlıyorsunuz. Henry’nin gökyüzünde kendisini takip eden o helikopteri gördüğü andaki o panik, aslında bir rüyanın kâbusa dönüşmesinin en somut kanıtı. Renkler soluyor, sesler yükseliyor ve o ‘sıkı dostlar’ birbirlerinin celladına dönüşmeye başlıyor.
İhanetin ve Paranoyanın Eşiğinde
Hikâye, Henry Hill’in yükselişini o kadar cazibeli bir şekilde sunuyor ki, bir noktada ‘Ben de orada olmalıydım’ diyorsunuz. Ancak Scorsese, o kapıyı aralık bırakırken sizi bekleyen asıl tehlikeyi son perdede gösteriyor. Jimmy Conway’in o soğukkanlı zekası, Tommy’nin kontrolsüz öfkesi ve Henry’nin hayatta kalma içgüdüsü arasında sıkışıp kalmış bir anlatı bu. Büyük bir soygundan sonra gelen o devasa para yığını, aslında dostlukların cenaze namazının kılındığı an oluyor. Sadakat kavramının nasıl bir kağıt parçası gibi yanıp kül olduğunu, ‘Asla dostlarını satma ve her zaman ağzını kapalı tut’ kuralının nasıl yerle bir edildiğini izlemek, sinematik bir trajedi izlemektir. Henry’nin o meşhur kapı girişindeki son bakışı ve ardından gelen o sessizlik…
Sona Doğru: Nefesinizi Tutmaya Hazır mısınız?
Geri kalanını görmek, o büyük çöküşün nasıl bir gürültüyle gerçekleştiğine şahit olmak için nefesinizi tutmaya hazır mısınız? Sıkı Dostlar, sizi bir suçlunun hayatına ortak edip, sonra o hayatın enkazı altında bırakacak kadar dürüst ve sert bir film. Eğer gerçek sinemanın, insanın en karanlık arzularına nasıl ayna tuttuğunu görmek istiyorsanız, bu film sizin için bir son durak. Scorsese’nin bu şaheseri, son karesine kadar sizi bırakmayacak ve bittiğinde ‘Vay be, sinema buymuş’ dedirtecek kadar iddialı. Şimdi ışıkları kapatın, ses sistemini açın ve kendinizi 1970’lerin New York sokaklarındaki o tehlikeli ama büyüleyici dansın kollarına bırakın. Ama unutmayın, bu dünyada dostluk sadece bir yanılsamadır.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!