Son Şarkı
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Son Şarkı (The Last Song 2010), kalbinin kapılarını ardına kadar açmak isteyenlerin, hayal kırıklıklarını bir kenara bırakıp yeniden başlamanın o sancılı ama umut verici yolculuğuna çıkmak isteyenlerin limanı. İnsan bazen hayatın karmaşasından, bitmek bilmeyen sorumluluklardan ve modern dünyanın gürültüsünden o kadar yoruluyor ki, ruhunu dinlendirecek, ona en saf haliyle sevgiyi hatırlatacak bir hikayeye ihtiyaç duyuyor. İşte bu noktada, internetin derinliklerinde Son Şarkı izle arayışına girenler için bu yapım, sadece bir film değil, aynı zamanda duygusal bir arınma vaadi sunuyor. Nicholas Sparks’ın kaleminden dökülen o tanıdık ama her seferinde yeniden çarpan doku, beyaz perdede hayat bulurken bizi New York’un beton yığınlarından alıp Güney Carolina’nın o uçsuz bucaksız, huzur kokan kumsallarına götürüyor. Bu bir kaçış hikayesi değil, tam tersine, kendinle ve geçmişinle yüzleşme cesaretini bulma hikayesi.
Son Şarkı Konusu
Ronnie, hayatının en asi ve en savunmasız döneminde olan, hırçınlığını bir zırh gibi kuşanan genç bir kız. Babasının ailesini terk edişini bir türlü sindirememiş, piyanoya olan yeteneğini ise bir protesto aracı olarak sessizliğe gömmüş durumda. Annesinin zoruyla yazı babasının yanında, deniz kenarındaki küçük bir kasabada geçirmek zorunda kaldığında, bu durumu hayatının en büyük cezası olarak görüyor. Babası Steve ise, hayatını ahşap işçiliğiyle ve kilisenin vitraylarını onarmakla geçiren, kızıyla arasındaki o kopuk bağı yeniden örmeye çalışan, sabrın ete kemiğe bürünmüş hali. Ronnie’nin o sert, duvarlarla örülü dünyası, sahildeki kaplumbağa yuvalarını korumaya çalışırken tanıştığı Will ile birlikte çatlamaya başlıyor. Will, kasabanın o popüler ama aslında derinliği olan genci olarak Ronnie’nin hayatına sızarken, Ronnie de babasının sessiz sevgisini ve aslında neden gittiğini yavaş yavaş keşfetmeye başlıyor. Bir piyano tınısının, söylenmemiş binlerce kelimeden daha etkili olduğu bu atmosferde, sırlar gün yüzüne çıktıkça karakterlerin maskeleri düşüyor. Çatışma sadece baba ve kız arasında değil, Ronnie’nin kendi içindeki o nefret ve sevgi dengesinde yatıyor. Olaylar geliştikçe, en büyük yaraların aslında en çok sevdiklerimiz tarafından açıldığını ve yine sadece onlar tarafından sarılabileceğini görüyoruz.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Filmin yönetmen koltuğunda oturan Julie Anne Robinson, izleyiciyi yormadan, sahnelerin doğal akışına müdahale etmeden hikayeyi anlatmayı tercih etmiş. Bu tercih, filmin o samimi ve gerçekçi havasını besliyor. Başrolde izlediğimiz Miley Cyrus, o dönemdeki pop star imajını bir kenara bırakıp, gerçekten acı çeken, öfkeli ama bir o kadar da sevgiye muhtaç bir genci oynamış. Performansı yer yer ham olsa da, o karakterin içindeki çiğ duyguyu vermekte oldukça başarılı. Babası rolündeki Greg Kinnear ise filmin asıl ağır topu. Karakterinin o durgun ama derin hüznünü, bir bakışıyla ya da elindeki bir işe odaklanırkenki duruşuyla hissettiriyor. Gençlik ateşini harlayan Liam Hemsworth ise hikayeye o taze ve umutlu enerjiyi katıyor. Bobby Coleman, evin küçük oğlu rolünde, hikayenin en duygusal anlarında bir emniyet supabı görevi görüyor ve izleyiciyi o saf çocuksu bakış açısıyla gülümsetiyor. IMDb puanı olan 7.2, bu türdeki bir film için oldukça dürüst bir karşılık. Film bize yeni bir dünya keşfettirmiyor ya da sinema tarihinde devrim yaratmıyor; ancak insanın kalbine dokunmayı, boğazını düğümlemeyi ve nihayetinde o huzurlu hıçkırığı serbest bırakmayı çok iyi biliyor. Bazı sahnelerdeki kurgu tercihleri temponun hafifçe düşmesine neden olsa da, müziklerin hikaye ile bütünleşmesi bu açığı kapatıyor. Piyano sahneleri, karakterlerin ruhsal değişimlerini notalar üzerinden okumamıza olanak sağlıyor. Hallock Beals gibi yan karakterlerin katkılarıyla, kasaba hayatının o dar ama koruyucu çemberi başarıyla kurulmuş.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Eğer hayatınızda bir şeylerin eksik olduğunu hissediyor ama o boşluğun adını bir türlü koyamıyorsanız, bu yapım tam size göre. Ailenizle olan bağlarınızda tamir edilemez sandığınız kırıklar varsa veya birine veda etmenin ağırlığını nasıl taşıyacağınızı bilmiyorsanız, Ronnie’nin yolculuğu size bir rehber olabilir. Sadece romantik bir gençlik filmi izlemek isteyenlerin ötesinde, baba-kız ilişkisinin o kendine has, bazen sert bazen de koruyucu doğasını anlamak isteyenler için bu yapım bir hazine niteliğinde. Melankoliyi seven, yağmurun sesini piyano sesiyle birleştirmekten keyif alan ve en önemlisi de, sevginin her zaman her şeyi iyileştirmeye yetmeyebileceğini ama denemenin her şeye değer olduğunu kabul eden izleyiciler bu filmden memnun ayrılacaktır. Karmaşık felsefi çıkarımlar yerine, hayatın içinden gelen yalın gerçekleri, pişmanlıkları ve ikinci şansları arayan herkes ekran başına geçmeli. Kendinizi karakterlerin yerine koyduğunuzda, aslında hepimizin benzer korkularla ve özlemlerle yaşadığını göreceksiniz. Bu film, kalbinizdeki o tozlu rafları havalandırmak için bir fırsat sunuyor; bu yüzden ruhunuzu bu sıcak ama hüzünlü dalgalara bırakmaktan çekinmeyin.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!