Terminatör 2: Mahşer Günü
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Terminatör 2: Mahşer Günü, sinema tarihinin o nadir anlarından biridir; hani bir devam filminin orijinal yapımı sadece aşmakla kalmayıp, onu adeta bir ön hazırlık evresine indirgediği o kutsal an. 1991 yazında beyaz perdeye düştüğünde, sadece aksiyon sinemasının çıtasını arşa çıkarmadı, aynı zamanda bilimkurgunun felsefi derinliğini popüler kültürle en rafine şekilde harmanladı. Sinemanın karanlık salonlarında, o metalik mavi atmosferin ve Brad Fiedel’in insanın içine işleyen ikonik müziğinin yarattığı etkiyi bugün bile çoğu modern yapımda bulamazsınız. Eğer bu türün zirvesini, dijital efektlerin henüz ruhunu kaybetmediği o altın çağı yeniden solumak istiyorsanız, listenizin en başına bu başyapıtı almalı ve bir şekilde Terminatör 2: Mahşer Günü izle fırsatını yaratmalısınız. Zira bu film, sadece bir robot kapışması değil, insanlığın kendi yarattığı kıyametle olan o nafile ama onurlu mücadelesinin destanıdır.
Terminatör 2: Mahşer Günü Konusu
Hikayemiz, ilk filmdeki dehşet dolu olayların üzerinden yaklaşık on yıl geçtikten sonra, 1995 yılının Los Angeles sokaklarında vuku buluyor. Gelecekteki yapay zeka tiranı Skynet, insan direnişinin lideri olacak olan John Connor’ı henüz çocukken ortadan kaldırmak için bu kez daha gelişmiş, sıvı metal teknolojisine sahip T-1000 modelini geçmişe gönderir. Ancak direnişçiler de boş durmamış, John’u koruması için yeniden programladıkları eski bir T-800 modelini aynı zaman dilimine postalamıştır. James Cameron tarafından kurulan bu dinamik yapı, bizi sadece bir kaçma kovalamaca hikayesine değil, bir anne, bir çocuk ve bir makine arasındaki tuhaf bağın merkezine fırlatır. Sarah Connor, bir akıl hastanesine kapatılmış, gelecekteki nükleer kıyamet vizyonlarıyla aklını yitirmenin eşiğine gelmiş bir savaşçıya dönüşmüştür. Genç John ise otoriteyle sorunları olan, gelecekteki omuzlarına binecek yükten habersiz bir ergendir. Arnold Schwarzenegger’in canlandırdığı T-800, bu kez bir cellat değil, bir koruyucu ve belki de John’un hiç sahip olamadığı o “baba figürü” olarak karşımıza çıkar. Edward Furlong’un çocuk yaşta sergilediği doğal performans ve Linda Hamilton’ın fiziksel ve ruhsal dönüşümüyle devleştiği bu süreçte, karakterlerimiz Skynet’in doğumunu engellemek ve kaçınılmaz görünen kaderi değiştirmek için zamana karşı amansız bir yarışa girerler.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, günümüzün milyar dolarlık ama içi boş süper kahraman filmlerini izledikten sonra Terminatör 2: Mahşer Günü’ne dönüp bakınca, James Cameron’ın neden bir dahi olduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Filmdeki 8.1’lik IMDb puanı, bana sorarsanız bu kalibredeki bir yapım için oldukça mütevazı bir rakam. Bu film, aksiyon sinemasında “pratik efektler” ile “bilgisayar tabanlı görselliğin” nasıl kusursuz bir evlilik yapabileceğinin dersidir. Robert Patrick tarafından canlandırılan T-1000 karakteri, o dönem için devrim niteliğinde olan sıvı metal sahneleriyle hala izleyeni ürpertmeyi başarıyor. Adamın o duygusuz, soğuk ve kararlı bakışları, CGI teknolojisinin bir oyuncunun yeteneğiyle birleştiğinde neler yapabileceğini kanıtlıyor. Bana kalırsa filmin asıl başarısı, aksiyonun arasına serpiştirilen o hüzünlü ve düşündürücü anlarda saklı. Linda Hamilton’ın Sarah Connor karakteri, sinema tarihindeki en güçlü kadın figürlerinden biri olarak orada dururken; Arnold Schwarzenegger’in bir makinenin öğrenme sürecini, duygusuz ama bir o kadar da anlamlı mimiklerle yansıtması takdire şayan. Earl Boen’in canlandırdığı Dr. Silberman karakterinin o her şeyi rasyonelleştirmeye çalışan kibirli tavrı bile filmin dokusuna öyle güzel oturuyor ki, hiçbir karakterin fazlalık olduğunu düşünmüyorsunuz. Cameron, tempoyu öyle bir ayarlamış ki, ne kovalamaca sahneleri sizi yoruyor ne de diyaloglar hikayeyi yavaşlatıyor. Bu film, beklentileri karşılamanın ötesinde, beklentilerin ne olması gerektiğini bizzat belirleyen bir standart.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer sinemanın sadece vakit geçirmek için değil, bir vizyonu paylaşmak için var olduğuna inananlardansanız, bu filmi pas geçme lüksünüz yok. Bilimkurgu sevip de bu başyapıtı ıskalayan birinin sinema kültüründe büyük bir gedik var demektir. Akıllıca kurgulanmış senaryolardan, karakter gelişimine önem veren aksiyonlardan ve “gelecek değiştirilebilir” mottosunun altını dolu dolu dolduran hikayelerden keyif alan herkes bu filme bayılacaktır. Yapay zekanın kapımızda beklediği şu günlerde, Skynet’in o meşhur uyarılarını tekrar dinlemek hem nostaljik hem de ürkütücü bir deneyim vaat ediyor. Başlat tuşuna bastığınız andan itibaren, 90’ların o samimi ama sert atmosferi sizi ele geçirecek. Bir makinenin neden ağladığını anlayamadığı ama bizim onun için ağladığımız o final sahnesine kadar, ekranın başından bir an bile ayrılmak istemeyeceksiniz. Kemerlerinizi bağlayın; çünkü mahşer günü henüz gelmedi ama James Cameron’ın bu eşsiz dünyası sizi her an o ateşin içine atmaya hazır.





















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!