Terminatör 3: Makinelerin Yükselişi
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Terminatör 3: Makinelerin Yükselişi, James Cameron gibi bir dehanın yarattığı o kusursuz bilim kurgu anıtının ardından gelen, hem hayranların hem de eleştirmenlerin bıçak sırtında beklediği o riskli hamleydi. 2000’lerin başında Hollywood’un eski efsaneleri paraya tahvil etme modasının en gürültülü ve metalik örneklerinden biri olarak karşımıza dikildiğinde, sinema salonlarının o kendine has kokusuna hafif bir yanık kablo kokusu karışmıştı. Eğer o dönemin bu devasa yapımını modern ekranlarda tekrar hatırlamak isterseniz, Terminatör 3: Makinelerin Yükselişi izle aramasıyla bu mekanik kaosun içine dalabilirsiniz. Film, ilk iki yapımın yarattığı o ağır felsefi ve varoluşsal sancıları bir kenara bırakıp, aksiyonun vitesini sona dayayan bir yaklaşımla, nükleer savaşın kaçınılmaz gölgesinde bir hayatta kalma hikayesi sunuyor.
Terminatör 3: Makinelerin Yükselişi Konusu
Hikaye, Sarah Connor’ın ölümünün üzerinden yıllar geçmişken, John Connor’ın bir hayalet gibi yaşadığı, kayıt dışı ve sistemsiz Los Angeles sokaklarında başlıyor. 22 yaşına gelen John, 1997’de engellediklerini sandıkları Mahşer Günü’nün aslında tamamen silinmediğinden, sadece ertelendiğinden habersizdir. Geçmişte onu vurmayı başaramayan Skynet, bu kez strateji değiştirir ve gelecekteki direnişin diğer kilit isimlerini avlamak için daha gelişmiş, daha akıllı ve bu kez kadın formunda bir katil makine gönderir: T-X. John, tesadüfler zinciri sonucunda eski bir okul arkadaşı olan Kate Brewster ile bir veteriner kliniğinde yolları kesişirken, kader onları yine tanıdık bir koruyucuya, yani yeniden programlanmış eski usul bir Terminatör’e muhtaç bırakır. Üçlü, bir yandan T-X’in amansız takibinden ve teknolojik üstünlüğünden kaçarken, diğer yandan kaçınılmaz olduğu iddia edilen o büyük felaketi, yani makinelerin dünyaya hükmedeceği anı durdurmak için zamanla yarışmak zorundadır.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, Cameron gibi bir vizyonerin koltuğuna oturmak her yönetmenin harcı değildir. Yönetmen Jonathan Mostow, sinema tarihinin en ağır miraslarından birini devralırken imkansıza yakın bir yükün altına girdi. Cameron’ın o karanlık, noir ve teknolojiye karşı beslediği derin korkuyu barındıran atmosferini arayanlar için bu film biraz fazla steril ve parlak gelebilir. Ancak Jonathan Mostow, felsefeyi biraz geri plana itip saf aksiyon sinemasına odaklanarak kendi tarzını yaratmaya çalışmış. Arnold Schwarzenegger ise ilerleyen yaşına rağmen o meşhur deri ceketi giydiğinde hala perdede bir kütle olarak devleşmeyi başarıyor. Meşhur repliklerini bu kez biraz daha mekanik, hatta belki hafif bir mizahla harmanlayarak söylese de, onun fiziksel varlığı filmi ayakta tutan en güçlü kolon.
John Connor rolünde Nick Stahl, Edward Furlong’un o asi çocuk ruhunu değil de, kaderinin altında ezilmiş, yorgun ve hatta biraz ürkek bir adamı başarıyla canlandırıyor. Ona eşlik eden Claire Danes, aksiyonun ortasındaki şaşkın ama kararlı duruşuyla karakterin hakkını veriyor. Asıl mesele ise T-X karakterini canlandıran Kristanna Loken. Robert Patrick’in T-1000 ile yarattığı o buz gibi, tekinsiz havayı yakalaması zordu ancak soğukkanlı ve teknolojik bir avcı olarak görevini layığıyla yerine getiriyor. Earl Boen ise serinin geleneksel bir halkası olarak küçük bir rolle karşımıza çıkıp bizi eski günlere götürerek selam çakıyor. IMDb puanı olan 6.183 seviyesi, aslında bu filmin bir başyapıt olmadığını ancak türünün sağlam bir örneği olduğunun matematiksel kanıtı. Bana sorarsanız, bu puan serinin hayranlarının ilk iki filme olan tutkusundan dolayı biraz acımasız kalmış. Zira filmdeki vinçli takip sahnesi ve aksiyon koreografileri, bugünün dijital yorgunu sinemasında bile hala sapasağlam duruyor. Filmin finali ise, Hollywood’un o her şeyi düzelten pembe sonlarına atılmış en sert tokatlardan biri olarak hafızalarda kalmayı hak ediyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Bilim kurgu dendiğinde aklına sadece gösterişli uzay gemileri değil de, metalin metale çarptığı, kaçınılmaz kaderin soğuk nefesinin ensenizde hissedildiği öyküler gelen herkes bu filme bir şans vermeli. “Kıyamet kaçınılmazdır” temasını sevenler, aksiyon sahnelerinde yapay dijital efektlerden ziyade gerçek pratik efektlerin gücüne inananlar için bu yapım bir vaha niteliğinde. Eğer nostalji yapmak istiyorsanız veya modern aksiyon filmlerinin o karmaşık ve yorucu kurgusundan sıkılıp, ne yaptığını bilen bir yönetmenin elinden çıkmış dürüst bir devam filmi arıyorsanız, aradığınız şey tam olarak bu. Play tuşuna basmadan önce kendinize şu soruyu sorun: Kaderinizi kendiniz mi yazarsınız, yoksa her şey çoktan birileri tarafından programlanmış mıdır? Makineler yükseliyor, siz nerede duracaksınız?





















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!