Terminatör 4: Kurtuluş
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Terminatör 4: Kurtuluş, James Cameron’un o meşhur mavi tonlu gece kabuslarından sonra bizi tozlu, kirli ve paslanmış bir güneşin altına, tam da mahşerin ortasına fırlatıyor. Serinin dördüncü halkası, o bitmek bilmeyen kovalamaca formülünden sıkılanlar için aslında cesur bir denemeydi ama sinema tarihinin o devasa gölgelerinden kaçmak her zaman göründüğü kadar kolay olmuyor. Eğer hafta sonunu metal yığınlarının birbirini parçaladığı distopik bir evrende geçirmek isterseniz, vakit kaybetmeden Terminatör: Kurtuluş izle seçeneğine yönelip kendinizi 2018 yılının o tekinsiz harabelerine bırakabilirsiniz. Makinelerin yükselişi artık uzak bir kehanet değil, her sabah uyanılan o lanetli gerçekliğin ta kendisi haline gelmiş durumda.
Terminatör: Kurtuluş Konusu
Yıl 2018. Modern uygarlığın o cafcaflı günleri çoktan geride kalmış, yerini Skynet’in demir yumruğuna bırakmıştır. John Connor, annesinden duyduğu o korkunç geleceğin içinde, hayatta kalan bir avuç insanı organize ederek makinelerin mutlak hakimiyetine karşı bir direniş başlatır. Ancak Connor, henüz o efsanevi liderlik vasıflarının zirvesinde değildir; bir yandan hiyerarşiyle uğraşırken diğer yandan Skynet’in yeni ve ölümcül planlarını çözmeye çalışır. Hikaye, Marcus Wright isminde, geçmişine dair sadece bir idam hücresini hatırlayan gizemli bir yabancının ortaya çıkışıyla bambaşka bir boyuta evrilir. Marcus, bu yeni ve acımasız dünyada ne tarafa ait olduğunu anlamaya çalışırken yolu John Connor ile kesişir. Connor, Marcus’un geçmişten mi geldiği yoksa Skynet’in bir tuzağı mı olduğu ikilemiyle boğuşurken, insanlığın sonunu getirecek olan büyük saldırıyı durdurmak için Skynet’in ana merkezine giden tehlikeli bir yolculuğa çıkmak zorunda kalırlar. Film, bir yandan kimlik sorgulaması yaparken diğer yandan çelik ve etin çarpışmasını merkezine alıyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, yönetmen koltuğunda McG ismini gördüğümde hepimiz gibi ben de bir duraksamıştım. Charlie’nin Melekleri gibi renkli ve hafif işlerden gelip bu kadar ağır, kasvetli ve endüstriyel bir atmosfere soyunması büyük bir kumardı. Bana sorarsanız, bu kumarın teknik kısmını kazandı ama ruhunu biraz yolda bıraktı. Christian Bale, John Connor rolünde her zamanki o yoğun ve stresli oyunculuğunu sergiliyor; bazen o kadar gergin ki karakterin insani yanını hissetmekte zorlanabiliyoruz. Ancak asıl sürprizi Sam Worthington yapıyor. Marcus Wright karakterinin yaşadığı o içsel çatışma ve kimlik krizi, filmin duygusal yükünü Bale’in omuzlarından alıp Worthington’a teslim ediyor. Moon Bloodgood ve Helena Bonham Carter gibi isimler ise kadronun derinliğini artırsa da senaryonun onlara tanıdığı alan biraz kısıtlı kalmış. Genç Kyle Reese rolünde izlediğimiz Anton Yelchin ise filme nostaljik bir bağ katma konusunda oldukça başarılı. IMDb puanının 6.08 civarında gezinmesi, aslında serinin hayranlarının ilk iki filme olan sarsılmaz sadakatinden kaynaklanıyor. Evet, bir Cameron dehası beklemiyoruz ama bu film de yerden yere vurulacak kadar kötü değil. Mekan tasarımları, o paslı metalik doku ve devasa robotların ağırlık hissi oldukça başarılı işlenmiş. Bana kalırsa filmin en büyük sorunu, serinin o eski gizemini ve korku unsurlarını bir kenara bırakıp tamamen bir savaş filmine dönüşmesi. Yine de aksiyon sahnelerindeki o çiğ ve sert üslup, günümüzün pürüzsüz ve sahte duran dijital efektlerinden çok daha gerçekçi hissettiriyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer kıyamet sonrası senaryolara, paslanmış robotlara ve çöle dönmüş şehirlere bayılıyorsanız bu film tam size göre. Terminatör serisinin o meşhur gelecek sahnelerini hep merak edenler, direnişin nasıl şekillendiğini görmek isteyenler için bu yapım kaçırılmayacak bir fırsat sunuyor. Saf aksiyon arayan ama bunun yanında bir nebze de olsa karakter gelişimi görmek isteyen izleyiciler, Marcus’un hikayesinde aradığını bulacaktır. Skynet’in soğuk ve hesaplı zekasına karşı, insan iradesinin o düzensiz ama inatçı direnişini izlemek için play tuşuna basmanız yeterli. Bu film, serinin geleneğine saygı duruşunda bulunurken kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan, tozlu ve gürültülü bir makine dairesi gibi. Eğer beklentinizi felsefik derinlikten ziyade, iyi kurgulanmış bir distopik mücadeleye ayarlarsanız, bu yolculuktan keyif almamanız için hiçbir sebep yok. Makinelerin dünyasında hayatta kalmanın bedelini merak ediyorsanız, bu karanlık ama etkileyici atmosfere davetlisiniz.





















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!