Transformers 3: Ay’ın Karanlık Yüzü
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Transformers 3: Ay’ın Karanlık Yüzü, perdede ilk belirdiği andan itibaren sadece bir film değil, metalin metale çarptığı, gürültünün bir sanat formuna dönüştüğü devasa bir yıkım senfonisi olarak karşımıza çıkıyor. Michael Bay, bu üçüncü halkada vitesi öyle bir yükseltiyor ki, izleyicinin bu devasa makinelerin arasında ezilmemesi neredeyse imkansız hale geliyor. Sinema salonunda ya da evdeki en büyük ekranın başında, o meşhur Linkin Park tınıları eşliğinde Transformers: Ay’ın Karanlık Yüzü izle seçeneğine yöneldiğinizde, aslında sadece bir hikaye izlemiyorsunuz; modern blokbuster sinemasının zirve noktasındaki o hırçın ve kontrolsüz enerjiyi iliklerinize kadar hissediyorsunuz. İlk iki filmden kalan o ergen mizahı bu kez yerini çok daha sert, çok daha karanlık ve dünyanın sonu temalı bir kaosa bırakırken, insanlığın uzay yarışının arkasında yatan o kirli sır perdesini de aralıyor.
Hikaye, 1960’lı yılların meşhur Ay’a iniş hikayesinin aslında bildiğimizden çok daha farklı bir amacı olduğu tezi üzerine kuruluyor. Ay’ın o hiç görülmeyen karanlık yüzünde, Cybertron’un kadim teknolojisini taşıyan bir geminin, yani Ark’ın enkazı yatıyor. Yıllar boyu saklanan bu sır, Decepticonların dünyaya yönelik nihai planlarının tetikleyicisi oluyor. Sam Witwicky, üniversiteyi bitirmiş, dünyayı iki kez kurtarmış olmasına rağmen iş bulamayan, hayatının o ‘normal’ ama sıkıcı evresinde debelenen bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu durgunluk çok sürmüyor; zira Autobotların eski lideri Sentinel Prime’ın Ay’dan getirilip canlandırılmasıyla birlikte olaylar bir domino taşı etkisiyle devasa bir savaşa dönüşüyor. Decepticonlar, dünyayı kendi gezegenlerini kurtarmak için bir köle pazarına dönüştürmeye kararlıyken, Autobotlar ve bir avuç cesur insanın Chicago sokaklarında verdiği o amansız hayatta kalma mücadelesi filmin ana damarını oluşturuyor. Chicago, tarihinin en büyük yıkımını yaşarken, karakterlerimiz sadece robotlarla değil, aynı zamanda ihanetlerle ve kendi içindeki korkularla da yüzleşmek zorunda kalıyor.
Transformers 3: Ay’ın Karanlık Yüzü Konusu
Filmin olay örgüsü, soğuk savaş döneminin o gergin atmosferinden beslenerek başlıyor ve günümüzün yüksek teknolojili çatışma alanlarına evriliyor. Orijinal hikayede insanoğlunun yaptığı o büyük hata, aslında merakının kurbanı olmasıyla başlıyor. Ay’a yapılan o tarihi yolculuğun asıl sebebi, orada tespit edilen dünya dışı yaşam belirtisiydi. Sentinel Prime’ın taşıdığı o gizemli sütunlar, birer ulaşım aracı olmanın ötesinde, dünyayı yok oluşun eşiğine getirecek bir köprü görevi görüyor. Sam, yeni sevgilisi Carly ile huzurlu bir hayat kurmaya çalışırken, bir anda kendisini yine Megatron ve ekibinin korkunç planlarının ortasında buluyor. Chicago’nun bir savaş alanına dönüştüğü o son bir saatlik sekans, sinema tarihindeki en uzun ve en yoğun çatışma sahnelerinden biri olarak hafızalara kazınıyor. Sokakların her köşesinden fırlayan Decepticonlar, binaları saran devasa mekanik yılanlar ve gökyüzünden yağan ateş, bu savaşın sadece bir metal kavgası değil, bir gezegenin kaderini belirleyen bir dönüm noktası olduğunu kanıtlıyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, Michael Bay sinemasını ya seversiniz ya da ondan nefret edersiniz; bunun ortası pek yoktur. Ancak bu filmde Bay, kendi tarzının en saf ve en rafine halini sunuyor. 6.223’lük IMDb puanı sizi yanıltmasın; bu film bir sanat filmi derinliği arayanlar için değil, duyusal bir bombardıman isteyenler için çekilmiş. Buradaki asıl mesele, aksiyonun koreografisindeki o akıl almaz detaylar. Shia LaBeouf, o meşhur panik atak hallerini ve enerji dolu performansını yine zirveye taşıyor. Megan Fox’un gidişinden sonra kadroya dahil olan Rosie Huntington-Whiteley, karakter derinliği açısından çok bir şey katmasa da filmin o pırıltılı estetiğine uyum sağlıyor. Eğrisiyle doğrusuyla şunu söylemek lazım ki; teknik açıdan 2011 yapımı bir filmin bugün bile çoğu modern yapımdan daha gerçekçi durması hayret verici. Peter Cullen‘ın seslendirdiği Optimus Prime her zamanki gibi karizmanın vücut bulmuş haliyken, Leonard Nimoy‘un Sentinel Prime’a verdiği o bilge ama tekinsiz ses, filmin en büyük artılarından biri.
Dürüst olmam gerekirse, senaryoda mantık hataları aramaya kalkarsanız işin içinden çıkamazsınız. Neden o robotlar oradaydı, neden bu karakter bunu yaptı gibi sorular, Michael Bay‘in patlayan binaları ve ağır çekim Amerikan bayrağı geçişleri arasında kaybolup gidiyor. Ama bu filmin amacı da bu; size mantık dersi vermek değil, nabzınızı sonuna kadar zorlamak. John Turturro yine o nev-i şahsına münhasır karakteriyle aralara serpiştirdiği mizahla filmin karanlık havasını bir nebze olsun dağıtıyor. Görselliğin bu kadar ön planda olduğu bir yapımda, hikayenin bazen topallaması beklenen bir durum. Yine de Chicago kuşatması başladığında, o devasa binaların kağıt gibi parçalanışını izlerken kendinizi o kaosa kaptırmaktan alıkoyamıyorsunuz. IMDb puanının bu kadar düşük kalmasının sebebi muhtemelen filmin süresinin gereksiz uzunluğu ve insan karakterlerin bazen robotların heybetinin altında çok cılız kalması olabilir. Ancak bir deneyim olarak bakıldığında, türünün en büyük örneklerinden biri olduğu gerçeği değişmiyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer haftanın stresini atmak için devasa robotların birbirini parçaladığı, binaların yıkıldığı ve aksiyonun bir an bile durmadığı bir yapıma ihtiyacınız varsa, doğru yerdesiniz. Mekanik detaylara hayran olanlar, CGI teknolojisinin sınırlarını görmek isteyenler ve çocukluğundaki o oyuncak robotların canlandığını hayal eden her yaştan izleyici bu filmden keyif alacaktır. Özellikle Michael Bay tarzı ‘Bayhem’ olarak adlandırılan o kaotik ve enerjik anlatımı sevenler için bu film adeta bir kutsal kitap niteliğinde. Ancak, katmanlı karakter gelişimi, felsefi derinlik ya da sessiz, sakin bir sinema dili arıyorsanız, bu film sizin için tam bir kabusa dönüşebilir. Burası sessizliğin değil, çığlıkların ve gıcırdayan metallerin dünyası. Kısacası, Transformers: Ay’ın Karanlık Yüzü, beynini bir süreliğine dinlendirip gözlerini ve kulaklarını sonuna kadar açmak isteyen her sinefilin, türü ne olursa olsun en az bir kez tecrübe etmesi gereken bir yapım. Sinemanın o devasa, hür ve vahşi tarafını görmek isteyenler ekran başına geçebilir.























Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!