Transformers: Bumblebee
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Transformers: Bumblebee, o bildiğiniz gürültülü, metal yığınlarının birbirine girdiği ve her saniyesinden patlama fışkıran o yorucu Transformers serisinden çok farklı bir yerde duruyor. 1980’lerin o kendine has, biraz tozlu ama inanılmaz derecede samimi atmosferine bizi geri götüren bu film, aslında devasa bir robotun hikayesinden ziyade iki yaralı ruhun birbirine nasıl sığınak olduğunu anlatıyor. Ekranın bir köşesinden fırlayan o sarı Volkswagen Beetle’ı gördüğünüz an, yönetmen koltuğunda oturan Travis Knight’ın bize sunmak istediği o nostaljik ama taze enerjiyi hemen hissediyorsunuz. Eğer hafta sonu için plan yapıyorsanız ve nostalji soslu bir macera arıyorsanız Bumblebee izle seçeneği üzerinden bu dünyaya adım atmanız, seriye küsen bir sinefil olsanız bile size kendinizi iyi hissettirecek. Çünkü bu sefer karşımızda ruhsuz bir savaş makinesi değil, korkan, öğrenen ve en önemlisi de bağ kuran bir karakter var.
Transformers: Bumblebee Konusu
Hikayemiz bizi 1987 yılına, California’nın sakin bir sahil kasabasına götürüyor. Bir yanda babasının kaybıyla baş etmeye çalışan, kendi dünyasına hapsolmuş ve 18 yaşına girmek üzere olan Charlie, diğer yanda ise Cybertron’daki büyük savaştan kaçıp dünyaya sığınan, sesini ve hafızasını kaybetmiş genç bir keşifçi var. Hailee Steinfeld tarafından canlandırılan Charlie, hurdalıkta bulduğu o harap haldeki sarı arabayı tamir etmeye başladığında, aslında hayatının en büyük dostluğunu tamir ettiğinin farkında bile değil. İkilinin arasındaki o sessiz ama derin iletişim, filmin merkezine oturuyor. Ancak bu huzurlu keşif süreci çok uzun sürmüyor; çünkü Bee’nin peşindeki Decepticon’lar ve Dünya’daki askeri birimler olan Sektör 7, bu gizemli misafirin peşine düşüyor. John Cena’nın canlandırdığı sert mizaçlı Ajan Burns, bu yabancı teknolojiyi bir tehdit olarak görürken, Charlie ve Bumblebee hem hayatta kalmak hem de dünyayı yaklaşan bir yıkımdan kurtarmak için zamana karşı yarışmaya başlıyorlar. Olaylar geliştikçe, o eski külüstürün aslında galaksiler arası bir savaşın en kilit figürü olduğunu ve Charlie’nin de kendi içindeki gücü bu dev metal dostu sayesinde keşfettiğini görüyoruz.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, Michael Bay’in o her yeri birbirine katan yönetmenlik tarzından sonra bir Transformers filmine karşı önyargılı olmamak imkansızdı. Fakat Travis Knight, daha önce animasyon dünyasında (Kubo ve Sihirli Teller) sergilediği o naif ve karakter odaklı yaklaşımı buraya da çok güzel taşımış. Buradaki asıl mesele, robotların kaç kilo çelikten yapıldığı değil, o metalin altındaki o insani kıvılcım. Hailee Steinfeld, karakteri Charlie’ye öyle bir derinlik katmış ki, bir robotla konuştuğunu unutup onunla birlikte hüzünleniyorsunuz. Genç oyuncunun performansı filmi sadece bir aksiyon yapımı olmaktan çıkarıp bir büyüme hikayesine dönüştürüyor. Diğer taraftan John Cena, o bildiğimiz köşeli asker tiplemesini iyi kotarmış; sırıtmıyor ama çok büyük bir derinlik de sunmuyor. Filmdeki esas yıldız, tabii ki tasarımıyla 80’lerin o efsanevi G1 serisine sadık kalınan Bumblebee’nin kendisi. Eğrisiyle doğrusuyla bakarsak, IMDb’deki 6.7 puanı biraz cimri bulduğumu söylemem lazım. Bu film, serinin diğer tüm karmaşık ve kafa şişiren bölümlerinden çok daha derli toplu ve ne istediğini bilen bir yapım. Filmin müzik seçimleri ise tam bir nokta atışı; The Smiths’ten tutun da o dönemin hit parçalarına kadar her tını, atmosferi güçlendiriyor. Görsel efektler ise sırıtmıyor; robotların tasarımı karmaşık ve anlamsız detaylardan arındırılmış, daha göz yormayan ve ne olduğu anlaşılan bir yapıda karşımıza çıkıyor. Jorge Lendeborg Jr. ve John Ortiz gibi isimler de yan rollerde hikayeye gerekli desteği sağlıyorlar, ancak odak noktası asla Charlie ve Bee’den şaşmıyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Bu yapım, her şeyden önce 80’li yıllara karşı bitmek bilmeyen bir özlem duyanlar için biçilmiş kaftan. Eğer Steven Spielberg’in o eski aile maceralarını, E.T. veya Iron Giant tarzı “bir insan ve bir yabancı varlık” arasındaki dostluğu seviyorsanız, Bumblebee sizin için tam bir nokta atışı olacak. Aksiyonun içinde boğulmak değil, hikayenin kalbine dokunmak isteyen seyirci bu filmden büyük bir keyif alacaktır. Ancak “Ben sadece robotlar birbirini saniyede bin parça etsin, ekran duman altı olsun, mantık aramam sadece patlama olsun” diyen bir kitleye hitap ettiğini söyleyemem. Travis Knight, daha sakin, daha odaklı ve karakter gelişimine önem veren bir iş çıkarmış. Bilim kurgu türünü gençlik dramasıyla harmanlayan bu hibrit yapıyı, hem serinin sadık hayranları hem de Transformers dünyasından bugüne kadar uzak durmuş olanlar gönül rahatlığıyla izleyebilir. Dylan O’Brien’ın Bee’ye verdiği o ilk can suyu ve ses, kısa da olsa filmin ruhuna büyük katkı sağlıyor. Demem o ki, bu film bir makine yığını değil, içinde gerçekten atan bir kalp barındırıyor.























Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!