X-Men 5: Birinci Sınıf
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
X-Men 5: Birinci Sınıf, süper kahraman sinemasının o bitmek bilmeyen, birbirinin kopyası aksiyon sahnelerinden ve tek boyutlu karakterlerinden yorulmuş bünyeler için bir vaha gibi çıkageldi. Serinin geçmişteki dağınık yapısını toparlayıp bizi her şeyin en başına, o tozlu ama bir o kadar da şık 1960’lara götüren bu yapım, ilk saniyeden itibaren ritmini izleyicinin nabzına mühürlemeyi başarıyor. Ekrandan taşan o çiğ enerji, aslında bir çizgi roman uyarlamasından çok, Soğuk Savaş dönemine ait yüksek tansiyonlu bir casusluk gerilimini andırıyor. Türün kalıplarını kırmayı hedefleyen bu cesur hamleyi anlamak için X-Men: Birinci Sınıf izle seçeneğine yöneldiğinizde, karşınıza sadece pelerinli adamlar değil, ideolojik bir çatışmanın tam ortasında kalmış, yaralı ruhlar çıkıyor. Filmin daha ilk sahnelerinde Magneto’nun acısıyla Charles’ın idealizmi arasındaki o uçurumu hissetmeye başlıyorsunuz ve bu durum, hikayeyi teknik bir formül olmaktan çıkarıp kanlı canlı bir deneyime dönüştürüyor.
X-Men: Birinci Sınıf Konusu
Filmin hikayesi, mutant dünyasının iki dev ismi olan Charles Xavier ve Erik Lehnsherr’in henüz birbirlerine düşman kesilmedikleri, aksine aynı amaç uğruna ter döktükleri bir dönemi mercek altına alıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın toplama kamplarından gelen derin bir travmayla beslenen Erik, intikam ateşiyle yanıp tutuşurken; Oxford’un steril odalarında telepatik yeteneklerini bilimle harmanlayan Charles, dünyayı mutantlarla insanların bir arada yaşayabileceği bir yer haline getirmeyi düşlüyor. Bu iki zıt kutup, dünyayı nükleer bir felaketin eşiğine getirmeye çalışan Sebastian Shaw liderliğindeki Hellfire Club’a karşı güçlerini birleştirmek zorunda kalıyor. Ancak mesele sadece bir kötü adamı durdurmak değil; bu süreçte kendi kimliklerini inşa etmeye çalışan genç mutantların, toplumdan dışlanmanın getirdiği öfkeyle mi yoksa kabul görme umuduyla mı hareket edeceklerine karar vermeleri gerekiyor. Küba Füze Krizi’nin gölgesinde ilerleyen olaylar zinciri, politik oyunlar ve gizli operasyonlarla birleşerek karakterleri geri dönülemez bir yol ayrımına sürüklüyor. Her bir adım, ileride yaşanacak o büyük savaşın ilk tuğlalarını döşerken, dostluğun ihanete, umudun ise karanlığa nasıl evrildiğini iliklerinizde hissediyorsunuz.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Eğrisiyle doğrusuyla konuşmak gerekirse, yönetmen koltuğundaki Matthew Vaughn, o dönemde adeta can çekişen X-Men serisine hayat öpücüğü vermiş. Çoğu yönetmen bu kadar geniş bir kadroyu ve karmaşık bir zaman dilimini yönetirken dağılıp giderdi, ancak Matthew Vaughn temposu hiç düşmeyen, stilize ve karakter odaklı bir iş çıkarmayı başarmış. Buradaki asıl mesele, oyuncu seçimlerinin nokta atışı olması. James McAvoy, Charles Xavier karakterine henüz o bildiğimiz otoriter sakinliğine kavuşmamış, hafif flörtöz ve fazla iyimser bir enerji katmış. Karşısında ise Michael Fassbender gibi bir dev var. Michael Fassbender, Erik rolünde sadece bir antagonist değil, haksızlığa uğramış bir adamın içindeki o saf nefreti o kadar iyi yansıtıyor ki, her sahnede gözleriyle adeta ekranı delip geçiyor. Aralarındaki o kimya, filmin asıl yakıtı diyebilirim. Açık konuşmak gerekirse, 7.3’lük IMDb puanı bu film için bir tık insafsızca kalmış. Benim nezdimde bu yapım, türün en olgun ve en ayakları yere basan örneklerinden biri olarak en az 8 puanı hak ediyor. Jennifer Lawrence’ın Mystique’in içsel çatışmalarını verişindeki samimiyet ve Kevin Bacon’ın o soğukkanlı, her şeyi bildiğini iddia eden kötü adam tavrı filmin kalitesini yukarı çekiyor. Rose Byrne ise insani tarafta dengeyi tutturarak hikayeye gereken rasyonelliği sağlıyor. Bazı yan karakterlerin (Angel veya Azazel gibi) biraz sığ kalması ve bazı özel efektlerin bugün bakıldığında bir miktar eskimiş durması küçük kusurlar olsa da, filmin yarattığı o genel hava bu eksikleri kolayca kapatıyor. Vaughn’un 60’lar estetiğini modern bir anlatıyla birleştirme biçimi, filmi sadece bir süper kahraman aksiyonu olmaktan çıkarıp, sinematografik bir başarıya dönüştürüyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer siz de benim gibi, sadece birilerinin birilerini yumrukladığı, içi boş gürültülü yapımlardan bıktıysanız, bu film tam size göre. Karakter gelişimi her şeyden önce gelir diyenlerin, bir dostluğun nasıl parça parça dağılıp bir savaşa dönüştüğünü merak edenlerin kaçırmaması gereken bir iş var burada. Politik entrikaları, dönem filmlerinin o kendine has havasını ve gri karakterleri seven izleyici kitlesi, bu filmden büyük keyif alacaktır. Öte yandan, sadece ışıklı patlamalar görmek isteyen ya da çok basit, siyah-beyaz kadar keskin bir kahramanlık hikayesi arayanlar bu derinlikten sıkılabilir. Mutant dünyasının o meşhur dışlanmışlık temasını, toplumsal bir metafor olarak görmek isteyen herkes için bu yapım bir ders niteliğinde. Kısacası, zekice yazılmış diyaloglar ve güçlü oyunculuklar eşliğinde bir hikaye deneyimlemek istiyorsanız, koltuğunuza yaslanın ve bu modern klasiğin tadını çıkarın. Yanlış anlaşılmasın; bu sadece bir çizgi roman uyarlaması değil, kimlik ve aidiyet üzerine söylenmiş sert bir söz.

























Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!