X-Men 6: Wolverine
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
X-Men 6: Wolverine, Logan’ın pençelerinin arasından sızan o saf öfke ve bitmek bilmeyen kederin, Japonya’nın yağmurlu ve neon ışıklı sokaklarına çarptığı sert bir açılışla bizi karşılıyor. Artık karşımızda o eski, durdurulamaz ve her şeyi umursayan mutant yok; kendi ölümsüzlüğünün ağırlığı altında ezilen, yaşadığı kayıpları birer hayalet gibi peşinde taşıyan yorgun bir savaşçı var. Eğer bu hırpalanmış adamın ruhsal çöküşüne ve yeniden ayağa kalkma çabasına ortak olmak isterseniz, X-Men: Wolverine izle seçeneği sizi o bildiğiniz renkli süper kahraman dünyalarından alıp, çok daha karanlık ve toprak kokan bir atmosferin içine fırlatacak. Bu film, X-Men evreninin en ikonik karakterini alıp, onu kendi güçlerinden arındırarak ne kadar kırılgan olabileceğini test ediyor. Logan’ın o meşhur pençeleri bu kez sadece düşmanlarına değil, kendi içindeki bitmek bilmeyen vicdan azabına da saplanıyor. Sinemanın o steril ve her şeyin çözüldüğü formüllerinden uzak duran, karakterin derinliklerine inmeye çalışan bir yolculuk bu.
X-Men 6: Wolverine Konusu
Hikaye, İkinci Dünya Savaşı’nın o dehşet verici Nagasaki günlerinden bir borçla başlıyor ve bizi günümüzün modern ama bir o kadar da geleneksel Japonya’sına sürüklüyor. Logan, ormanlarda münzevi bir hayat sürerken, yıllar önce hayatını kurtardığı eski bir dostunun ölmek üzere olduğunu ve ona veda etmek istediğini öğreniyor. Yashida adındaki bu eski asker, Logan’a hem bir hediye hem de bir lanet gibi duran ölümsüzlüğünden kurtulma şansı teklif ediyor. Kendi iyileşme yeteneğinin bir yük olduğunu düşünen Logan için bu, hem korkutucu hem de cezbedici bir teklif. Ancak olaylar sadece bir veda ziyaretinden ibaret kalmıyor; Yashida’nın ölümüyle birlikte Logan kendisini Yakuza’nın, suikastçıların ve derin aile sırlarının ortasında buluyor. İşin en can alıcı noktası ise, Logan’ın o meşhur iyileşme yeteneğinin gizemli bir şekilde sekteye uğraması. İlk kez gerçekten kanayan, yaraları iyileşmeyen ve ölümü ensesinde hisseden bir Wolverine ile karşı karşıyayız. Yanında korumaya çalıştığı Mariko ve enerjik Yukio ile birlikte, Japonya’nın o uçsuz bucaksız kırlarından hızlı trenlerin üzerine kadar uzanan amansız bir kovalamaca başlıyor. Logan bu süreçte sadece dışarıdaki düşmanlarla değil, rüyalarına giren Jean Grey’in hayaliyle de yüzleşmek zorunda kalıyor. Karakterin bu savunmasız hali, hikayeyi sıradan bir aksiyon filminden çıkarıp, bir samuray dramasına dönüştürüyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, bu film vizyona girdiğinde bir önceki felaket olan Origins filminin yarattığı o kötü tadı silip atmak gibi ağır bir yükü omuzlamıştı. James Mangold dümene geçtiğinde, hikayeye çok daha oturaklı, karakter odaklı ve Batı’nın o gürültülü aksiyonundan ziyade Uzak Doğu’nun felsefi derinliğini katan bir yaklaşım getirdi. Eğrisiyle doğrusuyla bakarsak, filmin ilk iki perdesi muazzam bir işçilik sunuyor. Logan’ın bir ‘Ronin’ yani efendisiz bir samuray gibi tasvir edilmesi, türe taze bir soluk getirmiş. Hugh Jackman ise artık bu karakterle öyle bir bütünleşmiş ki, vücudundaki her bir damarın şişmesinden bakışlarındaki o derin boşluğa kadar Wolverine’in acısını iliklerimize kadar hissettiriyor. Buradaki asıl mesele, filmin bir noktadan sonra kendi kurduğu o gerçekçi ve kasvetli dünyadan kopup, finalde CGI ağırlıklı, kocaman metal bir robot savaşına evrilmesi. Bu durum, 6.4 gibi ortalama bir IMDb puanının nedenini de açıklıyor aslında. Sinema tutkunları o ana kadar karakterin içsel yolculuğuna öyle bir odaklanıyor ki, son sahnelerdeki o mekanik karmaşa biraz sırıtabiliyor. Ancak Hiroyuki Sanada’nın o vakur duruşu, Tao Okamoto’nun zarafeti ve Rila Fukushima’nın yarattığı o dinamik Yukio karakteri, filmin ritmini hep yukarıda tutuyor. Famke Janssen’in bir hayalet gibi belirdiği sahneler ise Logan’ın içsel dünyasındaki o bitmek bilmeyen yas sürecini çok iyi besliyor. Mangold, bir çizgi roman uyarlamasını alıp onu nasıl bir trajediye dönüştürebileceğini kanıtlıyor. Pençelerin çıkışındaki o metalik ses bile bu filmde daha anlamlı, daha hüzünlü geliyor kulağa. IMDb puanı belki çok yükseklerde uçmuyor ama bu yapımın, karakterin özüne en sadık kalan işlerden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer her saniyesi patlamalarla dolu, karakterlerin derinliğinin es geçildiği tipik bir ‘pelerinli kahraman’ hikayesi arıyorsanız, bu film sizi biraz zorlayabilir. Ancak bir karakterin psikolojik haritasını çıkarmayı seven, samuray disiplinine ilgi duyan ve ‘iyileşmeyen yaraların’ hikayesini merak edenler için bu yapım bulunmaz bir nimet. Hugh Jackman’ın performansının zirvelerinden birine şahit olmak isteyenler ekran başına geçmeli. Özellikle Japonya’nın o hem teknolojik hem de feodal dokusunu seven, atmosferin hikayeye nasıl hizmet ettiğini görmek isteyen sinefiller bu deneyimden keyif alacaktır. Kendi ölümsüzlüğüyle savaşan, hayatında ilk kez gerçekten ölmekten korkan ama buna rağmen onuru için savaşan bir adamın hikayesini izlemek istiyorsanız, koltuğunuza yaslanın. Bu film, Wolverine’i sadece bir dövüş makinesi olarak değil, kanayan ve acı çeken bir insan olarak görmek isteyenlerin favorisi olmaya aday. Eğer süper kahraman filmlerinde biraz ciddiyet, biraz felsefe ve bolca karakter gelişimi arayanlardansanız, bu yolculuğu kaçırmamanızı öneririm. Sonuçta her kahraman dünyayı kurtarabilir, ama çok azı kendi ruhunu kurtarmak için bu kadar büyük bedeller ödemeyi göze alabilir.

























Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!