X-Men 8: Kıyamet
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
X-Men 8: Kıyamet, perdenin açıldığı andan itibaren o devasa antik Mısır atmosferiyle insanın yakasına yapışıyor. Perdeden taşan o tozlu ve mistik hava, aslında serinin en büyük tehdidinin ayak seslerini duyuruyor. 2016 yılında karşımıza çıkan bu yapım, süper kahraman külliyatının en kalabalık ve en gürültülü duraklarından biri. Eğer bu kaosu, mutantların birbirine girmesini ve dünyanın her köşesinin yıkıma uğramasını seviyorsanız X-Men kıyamet izle araması yapıp ekran başına geçtiğinizde sizi neyin beklediğini az çok tahmin edersiniz; tanrısal bir güç ve onun karşısında duran çaresiz ama bir o kadar da inatçı bir grup genç mutant. Filmin giriş sekansındaki o ritim, aslında hikayenin ne kadar büyük bir ölçekte geçeceğinin de açık bir kanıtı. Sokaktaki sıradan insanın derdinden ziyade, varoluşsal bir yok oluşun tam ortasına bırakılıyoruz.
X-Men 8: Kıyamet Konusu
Filmin hikaye akışı, binlerce yıllık derin bir uykudan uyanan, dünyanın ilk ve en güçlü mutantı olan Apocalypse üzerine kurulu. Bu karakter, uyandığında 1983 yılının dünyasını görüyor ve karşılaştığı manzara karşısında tam anlamıyla hayal kırıklığına uğruyor. İnsanlığın geldiği noktayı, kurulan sistemleri ve teknolojiyi kendi ideallerine aykırı bulan bu kadim güç, dünyayı temizlemeye ve kendi hükümdarlığını kurmaya karar veriyor. Tabii bunu tek başına yapmıyor; yanına kendine has yetenekleri olan dört farklı ‘atlı’ topluyor. Bu noktada hikayenin en can alıcı halkası, acısını ve öfkesini bir türlü dindiremeyen Magneto’nun bu yıkım ekibine dahil olmasıyla oluşuyor. Magneto’nun yaşadığı trajik kayıp, onu yeniden karanlık tarafa iterken, Profesör X ve ekibinin önünde devasa bir engel birikiyor.
Olayların domino etkisi ise tam burada başlıyor. Bir yanda dünyayı sıfırlamak isteyen bir tanrı figürü, diğer yanda ise henüz kendi güçlerini bile tam olarak kontrol edemeyen genç bir mutant kadrosu var. Profesör X, her ne kadar barışçıl bir yol arasa da, Apocalypse’in yarattığı yıkım dalgası okulun kapılarına dayandığında kaçacak yer kalmıyor. Karakterlerin kendi içindeki çatışmaları, aidiyet hisleri ve kimin tarafında duracaklarına dair verdikleri o anlık kararlar, filmin aksiyon dolu dakikalarını besleyen temel yakıt haline geliyor. İnsanoğlunun kaderi, bu kez sadece politikacıların elinde değil, doğrudan doğruya evrimin en uç noktalarındaki bu varlıkların arasındaki savaşa bağlı kalıyor. Her bir karakterin geçmişinden gelen yükler, bu büyük savaşın ortasında hem birer motivasyon hem de birer ayak bağı olarak karşımıza çıkıyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Açık konuşmak gerekirse, bu film serinin bir önceki harikası olan Days of Future Past’in yarattığı o muazzam çıtanın biraz altında kalıyor. Buradaki asıl mesele, yönetmen koltuğunda oturan Bryan Singer’ın hikayeyi anlatırken bazen odağını kaybetmesi ve büyük patlamalara gereğinden fazla bel bağlaması. Eğrisiyle doğrusuyla konuşacak olursak, elimizde çok güçlü bir oyuncu kadrosu var ama bu isimlerin hepsi hak ettikleri ekran süresini veya derinliği bulamıyor. Mesela Oscar Isaac gibi yetenekli bir adamı o kadar ağır makyajın ve mor kostümün altına hapsedip, mimiklerini yok etmek bana kalırsa biraz yetenek israfı olmuş. Apocalypse karakteri daha tehditkar hissettirebilirdi ama çoğu zaman sadece ekranda nutuk çeken bir kötü adam gibi duruyor.
Öte yandan, Michael Fassbender yine bildiğimiz gibi. Adam sadece bakışlarıyla bile Magneto’nun içindeki o bitmek bilmeyen fırtınayı bize hissettirmeyi başarıyor. Polonya’daki o orman sahnesinde sergilediği performans, filmin geri kalanındaki tüm o bilgisayar efektlerinden çok daha gerçekçi ve sarsıcı. James McAvoy ise Charles Xavier rolünde o naif ama kararlı duruşunu korumaya devam ediyor; özellikle saçlarına veda ettiği o anların altının doldurulma biçimi fena değil. Jennifer Lawrence’ın canlandırdığı Mystique karakteri ise artık bu serinin yüzü olmaktan biraz yorulmuş gibi görünüyor, eski enerjisini aratıyor. Nicholas Hoult ise Beast rolünde her zamanki gibi stabil bir performans sergiliyor ancak senaryo ona yeni bir alan açmakta zorlanıyor.
IMDb puanının 6.5 seviyelerinde geziniyor olması aslında izleyicinin bu karmaşaya verdiği net bir cevap. Kötü bir film mi? Asla değil. Ancak bir şaheser mi? Kesinlikle hayır. Bazı sahneler, özellikle Quicksilver’ın o meşhur kurtarma sekansı, filmin toplam kalitesini bir anda yukarı çekiyor. Ama bu anlık parlamalar, senaryodaki bazı boşlukları ve finaldeki o oldu bittiye getirilmişlik hissini tamamen silmeye yetmiyor. Aksiyon sahneleri devasa, yıkım sahneleri epik ama duygusal bağ kurma noktasında film bazen seyirciyi boşlukta bırakıyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer 80’lerin o kendine has atmosferini, büyük yıkım sahnelerini ve X-Men evreninin geneline yayılan o ‘farklı olanın dışlanması’ temasını seviyorsanız, bu yapımı kesinlikle listenize eklemelisiniz. Özellikle Marvel dünyasına ve mutantların mitolojisine derinlemesine hakim olanlar, küçük detaylardan ve göndermelerden büyük keyif alacaktır. Çizgi roman estetiğini beyaz perdede devasa bir ölçekte görmek isteyenler için tatmin edici bir deneyim vaat ediyor. Ancak daha ayakları yere basan, karakter odaklı ve hikayenin her bir noktasının ince elenip sık dokunduğu bir drama arayışındaysanız, X-Men: Apocalypse sizi biraz yorabilir. Bu film, hafta sonu patlamış mısırınızı alıp, beyninizi biraz olsun dinlendirerek kendinizi o fantastik dünyanın kollarına bırakmak istediğiniz anlar için biçilmiş kaftan. Saf aksiyon ve epik bir hesaplaşma izlemek isteyenler için hala geçer akçe ama derin bir felsefi altyapı bekleyenlerin beklentisini düşük tutmasında fayda var.


























Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!