Zootropolis 2
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Zootropolis 2, tam dokuz yıllık uzun ve sancılı bir bekleyişin ardından nihayet o devasa beyaz perdeye geri döndü. İlk filmdeki o katmanlı dünyayı, toplumsal hiyerarşinin ince kıvrımlarını ve Judy ile Nick arasındaki o tuhaf ama büyüleyici kimyayı özlediğimizi inkar edecek değilim. Modern animasyon dünyası genellikle gişe uğruna devam filmlerini birer posa makinesine dönüştürür, bu yüzden bu yeni maceraya yaklaşırken her zamanki o ukala ve temkinli tavrımı takınmıştım. Yine de, neon ışıklarıyla parlayan bu devasa metropole geri dönmek, eski bir dostla ancak bu sefer çok daha tehlikeli bir meseleyi konuşmak için buluşmak gibi hissettiriyor. Eğer hafta sonunu kaliteli, zekice tasarlanmış bir yapımla değerlendirmek isterseniz Zootropolis 2 izle araması yapıp bu kaotik dünyaya daldığınızda, o tanıdık atmosferin sizi hemen avucunun içine aldığını göreceksiniz. Ancak peşinen söyleyeyim; bu sefer işlerin biraz daha karmaşık, hatta biraz daha soğukkanlı bir hal aldığını fark etmek uzun sürmüyor.
Zootropolis 2 Konusu
Filmin hikayesi, bıraktığımız yerden çok da uzak olmayan bir zaman diliminde, memeli toplumunun kalbinde filizleniyor. Sevimli ama bir o kadar da inatçı tavşanımız Judy Hopps ve artık onun resmi polis partneri olan, kurnazlık genlerini adaletin hizmetine sunan tilkimiz Nick Wilde, kendilerini şehrin tarihindeki en gizemli ve sarsıcı vakalardan birinin ortasında buluyorlar. Zootropolis, kural olarak memelilerin hüküm sürdüğü, av ve avcı dengesinin modernize edildiği bir dünya; ancak bu hassas dengeler, şehre aniden sızan ve memeli metropolünü alt üst eden gizemli bir sürüngenle sarsılıyor. Bu davetsiz misafir, sadece fiziksel bir tehdit oluşturmakla kalmıyor, aynı zamanda şehrin yerleşik düzenini ve kemikleşmiş önyargılarını da kökten sorgulatıyor. Judy ve Nick, bu yabancının izini sürerken, Zootropolis’in daha önce haritada bile görmediğimiz, belki de bilerek karanlıkta bırakılmış yeni yaşam alanlarına ve bataklık bölgelerine dalmak zorunda kalıyorlar. Hikaye ilerledikçe, olayın basit bir asayiş vakası olmadığını, şehrin genetik kodlarına ve geçmişine dair saklanan çok daha büyük bir sırrın yattığını keşfediyoruz. İkili, bu gizemli sürüngeni bulmak için hem birbirlerine olan güvenlerini tazelemek hem de alışık olmadıkları bir türün zihniyetini anlamak zorunda kalıyorlar.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Gelelim asıl meseleye; yönetmen koltuğunda yine işin ehli olan Jared Bush ve Byron Howard ikilisini görmek beni bir nebze olsun rahatlatmıştı. Açık konuşmak gerekirse, ilk filmin o taze ve zekice kurgulanmış sosyolojik taşlamasının üzerine çıkmak atomu parçalamaktan bile daha zor bir görevdi. Zootropolis 2, bu zorluğun altından kalkmak için güvenli limanlarda demirlemek yerine, dünyasını genişletmeyi ve risk almayı tercih etmiş. Seslendirme kadrosuna baktığımızda Ginnifer Goodwin ve Jason Bateman ikilisinin o muazzam paslaşması hala yerli yerinde duruyor. Ancak benim için asıl heyecan verici olan, son yıllarda her girdiği sahnede devleşen Ke Huy Quan’ın ekibe dahil olmasıydı. Kendisi karaktere öyle bir enerji ve derinlik katmış ki, sahneleri çalmak konusundaki ustalığını bir kez daha kanıtlıyor. Ayrıca Fortune Feimster ve Andy Samberg gibi isimlerin varlığı, filmin mizah dozajını çocukça şakalardan çıkarıp daha modern ve iğneleyici bir seviyeye taşımış.
Bana sorarsanız, IMDb’deki 7.6 puanı şu an için adil bir noktada duruyor, hatta zamanla bu değerin kıymeti daha iyi anlaşılabilir. İlk filmdeki “her şey olabilirsin” temalı motivasyon konuşmalarının yerini, burada “farklılıklarla ve bilinmezlikle nasıl bir arada kalabilirsin” sorusu almış. Animasyonun teknik kalitesi zaten tartışmaya kapalı; her bir kürk teli, her bir yağmur damlası ve o yeni bataklık bölgesindeki ışık oyunları kusursuz işlenmiş. Ama bir sinefil olarak beni asıl cezbeden şey, sürüngenlerin bu dünyaya dahil ediliş biçimi ve bunun üzerinden yapılan sınıfsal çıkarımlar. Memeliler arasındaki o hassas toplumsal sözleşmeye “soğukkanlı” bir unsurun girişi, politik alt metinleri okumayı sevenler için oldukça lezzetli doneler sunuyor. Filmin temposu bazı noktalarda biraz fazla hızlı akıyor, sanki her şeyi 100 dakikaya sığdırmak için bir telaş varmış gibi hissediliyor ama bu da günümüz popüler sinemasının genel bir hastalığı. Yine de karakterlerin derinliği ve Nick’in o her zamanki kinayeli esprileri, bu ufak tefek aksaklıkları görmezden gelmenizi sağlıyor.
Bu Filmi Kimler İzlemeli?
Eğer animasyonun sadece çocuklar için olduğunu iddia eden o sığ ve sıkıcı yetişkinlerden biri değilseniz, bu film size beklediğinizden çok daha fazlasını vaat ediyor. Dedektiflik hikayelerini, türler arası çatışmaları ve zekice yazılmış, alt metni zengin diyalogları seven herkes bu yapımdan büyük keyif alacaktır. İlk filmle duygusal bir bağ kuranlar zaten biletini çoktan almıştır ama benim tavsiyem, bu sefer hikayenin arkasındaki o ince toplumsal eleştirilere biraz daha yakından, hatta daha dikkatli bir gözle bakmanız yönünde. Judy ve Nick’in bu yeni ve gizemli düşmanla mücadelesini izlerken, hem kahkahalar atacak hem de modern dünyanın karmaşasına dair çok tanıdık, bazen de can yakıcı izler bulacaksınız. Şimdi o mısırları hazırlayın, ışıkları karartın ve Zootropolis’in bu yeni, biraz daha vahşi ama kesinlikle büyüleyici perdesini aralayın. Pişman olmayacaksınız, tabii eğer sinemanın sadece bir eğlence değil, bir anlatı sanatı olduğunu kavrayabilen taraftaysanız.

















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!