Elysium: Yeni Cennet
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Elysium: Yeni Cennet, orijinal adıyla Elysium, bizi pırıltılı bir gökyüzü vaadi ile yerdeki tozun ve pasın arasına fırlatan o sert yapımlardan biri olarak hafızalarda yer ediyor. Bilim kurgu sinemasında genellikle steril ve beyaz gelecek tasvirlerine alışığızdır ancak bu film, tam tersi bir istikamette ilerleyerek gerçekliğin en kirli ve en acımasız yüzünü gösteriyor. Eğer vaktinizi ayırıp ayırmayacağınıza karar vermek için Elysium: Yeni Cennet izle seçeneklerini değerlendiriyorsanız, karşınıza çıkacak olanın sadece bir aksiyon macerası değil, aynı zamanda çok ağır bir sistem eleştirisi olduğunu bilmeniz gerekiyor. Film, iki farklı dünya yaratıyor ve bu dünyaların arasındaki o aşılmaz duvarı, izleyicinin midesine oturan bir ağırlıkla anlatıyor. Bir tarafta her türlü hastalığın saniyeler içinde tedavi edildiği, yaşlanmanın ve sefaletin olmadığı o devasa uzay istasyonu; diğer tarafta ise kaynakları tükenmiş, kalabalığın içinde boğulan ve hayatta kalmak için birbirini çiğneyen milyarlarca insan. Bu tezatlık, daha ilk dakikalardan itibaren insanın içindeki adalet duygusunu tetikleyen bir huzursuzluk yaratıyor.
Elysium: Yeni Cennet Konusu
Takvimler 2154 yılını gösterdiğinde dünya, bugünkü sorunlarımızın katlanarak büyüdüğü dev bir çöplüğe dönüşmüş durumdadır. İnsanlık ikiye ayrılmıştır: Devasa servet sahipleri, yeryüzünün karmaşasından kaçıp Elysium adındaki kusursuz bir uzay üssünde yaşamaktadır. Aşağıda kalanlar ise aşırı nüfus, kıtlık ve sağlık hizmetlerine erişim imkansızlığı ile boğuşmaktadır. Hikayenin merkezinde yer alan Max, eskiden suça bulaşmış olsa da artık düzenli bir işe girmeye ve hayatta kalmaya çalışan bir işçidir. Bir gün çalıştığı fabrikada meydana gelen feci bir kaza sonucu yüksek dozda radyasyona maruz kalır ve yaşamak için sadece beş günü kalır. Tek kurtuluş yolu ise Elysium’da bulunan ve her türlü hücreyi yenileyebilen tıbbi yataklara ulaşmaktır. Ancak bu yolculuk, sadece bilet alıp gitmek kadar kolay değildir. Max, hayatını kurtarmak için yeraltı dünyasının tehlikeli isimleriyle bir anlaşma yapmak zorunda kalır. Sırtına monte edilen ağır bir dış iskelet ve zihnine yüklenen gizli verilerle birlikte, hem kendi yaşamı hem de dünyadaki milyonlarca insanın kaderi için geri dönüşü olmayan bir yola girer. Bir adamın can havliyle verdiği bu mücadele, sistemin en tepesindekiler için bir güvenlik krizine dönüşürken, aşağıdakiler için ise bir umut ışığı haline gelir. Max’in karşısında ise sadece fiziksel engeller değil, aynı zamanda statükoyu korumak için her şeyi göze alan acımasız bir yönetim mekanizması vardır.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen Neill Blomkamp, daha önceki işlerinde olduğu gibi bu filmde de teknolojiyi bir amaç değil, sınıfsal farkları vurgulayan bir araç olarak kullanıyor. Filmin dokusu o kadar gerçekçi ve çiğ ki, metalin pasını ve havadaki tozu hissedebiliyorsunuz. Matt Damon, karakterin içine düştüğü o büyük çaresizliği ve sonrasında gelen öfkeyi son derece doğal bir oyunculukla sergiliyor. Üzerindeki o hantal metal iskeletle hareket ederken verdiği her fiziksel mücadele, izleyiciye de aynı yorgunluğu hissettiriyor. Filmin 6.5 olan IMDb puanı, aslında beklentinin çok yüksek tutulmasından kaynaklanan bir haksızlık barındırıyor olabilir. Çünkü film, görsel işçiliği ve yarattığı evrenin inandırıcılığı açısından bu puanın çok daha üzerinde bir etki bırakıyor. Jodie Foster, canlandırdığı savunma bakanı karakteriyle, üst sınıfın kibrini ve merhametsizliğini buz gibi bir tavırla ekrana taşıyor. Onun o mesafeli ve sert duruşu, yerdeki Max’in terli ve kanlı mücadelesiyle müthiş bir kontrast oluşturuyor. Diğer taraftan Sharlto Copley, hikayenin en vahşi ve öngörülemez unsuru olarak karşımıza çıkıyor; performansı o kadar tekinsiz ki, sahnede her belirdiğinde bir huzursuzluk bulutu çöküyor. Filmin teknik başarısı, Diego Luna ve Wagner Moura gibi isimlerin kattığı o samimi ve sokaktan gelen enerjiyle birleşince, yapaylıktan uzak bir seyir keyfi ortaya çıkıyor. Bazı anlarda senaryonun hızı ve olayların birbirine bağlanma şekli biraz fazla tesadüfi görünebilir, ancak bu durum filmin genelindeki o boğucu atmosferi ve yaşama tutunma arzusunu gölgelemiyor. Filmin verdiği en dürüst mesaj, teknolojinin insanlığı kurtarmayacağı, onu kimin elinde tuttuğunun her şeyi belirlediği gerçeğidir.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Bu yapımı, gelecekte bizi nelerin beklediğine dair steril ve parlak hayaller kurmak yerine, insan doğasının karanlık köşeleriyle yüzleşmek isteyenler kesinlikle izlemeli. Eğer bir filmde sadece lazer silahları ve uçan araçlar değil, aynı zamanda vicdan, fedakarlık ve adaletsizlik gibi kavramların sorgulanmasını arıyorsanız, aradığınızı burada bulacaksınız. Sınıfsal uçurumların yarattığı öfkeyi ve bu öfkenin nasıl bir patlamaya dönüşebileceğini merak eden her izleyici için bu film biçilmiş kaftan. Özellikle sistemin çarkları arasında sıkışmış hisseden ve bireysel bir çabanın kolektif bir umuda nasıl dönüşebileceğini görmek isteyenlere hitap ediyor. Sadece görsel bir oyalama değil, bittikten sonra kafanızda dünyadaki gelir adaletsizliğine ve sağlığın bir ayrıcalık olup olmadığına dair sorular bırakacak bir hikaye arıyorsanız, bu iki saatlik serüven size beklediğinizden fazlasını verecektir. Duygusal anlamda sizi biraz yorabilir, hatta yer yer öfkelendirebilir ancak gerçek sinemanın görevi de biraz budur; konfor alanınızı sarsmak ve sizi düşünmeye itmek.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!