Manhattan’da Sihir
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Manhattan’da Sihir (2007), sadece bir Disney masalı değil, aslında hepimizin içindeki o saf çocuğun koca şehirlerin hengamesinde nasıl ezildiğinin ve sonra yeniden ayağa kalkışının hikayesi. Manhattan’da Sihir izle seçeneğiyle bu filme ulaştığınızda, karşınıza sadece renkli kıyafetler ve neşeli şarkılar çıkacağını sanıyorsanız yanılıyorsunuz; bu yapım aslında modern dünyanın o buz gibi soğuk gerçekliğiyle, çocukluk hayallerimizin o pespembe dünyasının kafa kafaya çarpışmasını anlatıyor. Bir kanalizasyon kapağından New York’un o gri, gürültülü ve insanların birbirine selam vermeye korktuğu sokaklarına düşmek, aslında bir nevi büyümenin ve o masumiyetini kaybetmenin sert bir metaforu gibi. Giselle karakterinin o şaşkın bakışları, metropolün o kaotik yapısı içinde kayboluşu, aslında her birimizin hayatın gerçekleriyle ilk tanıştığı o sarsıcı anı hatırlatıyor. Film, izleyiciyi bir yandan o eski masalsı günlere götürürken bir yandan da ayağının altındaki betonun sertliğini hissettiriyor. İnsanın ruhunda garip bir tortu bırakıyor; bir yanı \”hadi canım oradan\” derken, diğer yanı o saf iyiliğe sıkı sıkı sarılmak istiyor. Şehrin o keşmekeşi içinde bir kuşla dertleşmek ya da bir yabancıya gülümsemek gibi unutulmuş insani refleksleri, en doğal ve en absürt haliyle karşımıza koyuyor.
Manhattan’da Sihir Konusu
Andalasia adındaki o kusursuz, her şeyin bir şarkıyla çözüldüğü ve kötülerin sonunda mutlaka kaybettiği bir diyardan koparılıp New York’un kalbine fırlatılmak, bir karakterin başına gelebilecek en büyük sınavdır. Giselle, tam da hayatının aşkıyla evlenmek üzereyken kötü kalpli bir kraliçenin hırsı yüzünden gerçek dünyaya sürülür. Burada ne kuşlar ona yardım eder ne de insanlar şarkılarına eşlik eder. Onun bu yolculuğu, fiziksel bir yer değişiminden ziyade duygusal bir evrim sürecine dönüşür. New York’un o hırslı, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan ve aşka sadece bir boşanma davası dosyası olarak bakan avukatı Robert ile yolları kesiştiğinde, iki farklı dünyanın çatışması asıl o zaman başlar. Robert, hayatını mantık çerçevesine oturtmuş, hayal kurmayı çoktan bırakmış ve kızına da bu gri gerçekliği aşılamaya çalışan bir adamdır. Giselle ise hissettiği her duyguyu dışa vuran, öfkenin ya da üzüntünün ne olduğunu bile bilmeyen bir varlıktır. Olaylar ilerledikçe Giselle, gerçek dünyada duyguların tek renkli olmadığını, insanların bazen neden ağladığını ve \”mutlu son\” denilen şeyin aslında verilmesi gereken zorlu bir mücadele olduğunu keşfetmeye başlar. Bu keşif süreci, sadece bir prensesin macerası değil, hepimizin o katılaşmış kalplerine atılan ince bir çentik gibidir. Yan karakterlerin bu kaosa dahil olmasıyla birlikte, o bildiğimiz prens ve prenses arketipleri de yavaş yavaş parçalanır ve yerini daha gerçekçi, daha kanlı canlı karakterlere bırakır.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Amy Adams, Giselle rolünde gerçekten parlıyor; o kadar saf ve inandırıcı bir performans sergiliyor ki, onun gerçekten bir çizgi filmden fırlayıp geldiğine ikna olmamak imkansız. Bakışlarındaki o boşluk, şaşkınlık ve sonrasında gelen o hüzünlü kabullenme süreci, filmin en sağlam dayanağı. Yönetmen Kevin Lima, animasyon dünyasındaki o dinamik havayı canlı çekimlere o kadar iyi yedirmiş ki, geçişler hiç sırıtmıyor. Patrick Dempsey ise o dönemki o mesafeli ama güvenilir adam imajını Robert karakteriyle tam olması gerektiği gibi yansıtıyor. Ancak James Marsden tarafından canlandırılan Prens Edward karakterinin bazen fazla karikatürize kaldığını ve filmin o yakalamaya çalıştığı derinliği biraz yüzeyselleştirdiğini söylemek mümkün. Timothy Spall ve Idina Menzel gibi isimler kadroyu zenginleştirse de, filmin asıl yükü Giselle ve Robert arasındaki o zıt kutupların çekimi üzerine kurulu. Müzikler konusunda ise Disney yine formunda; Central Park’taki o devasa dans sahnesi, sokağın o tozlu havasına rağmen insana garip bir enerji pompalıyor. Eleştirmem gereken asıl nokta ise final kısmının biraz aceleye getirilmiş olması. Kötü karakterin motivasyonu ve o son kapışma sahnesi, filmin başındaki o zekice kurgulanmış \”gerçek dünya-masal dünyası\” çatışmasının biraz gerisinde kalıyor. IMDb puanı olan 6.8, aslında bu tarz hibrit ve riskli bir yapım için makul ama Amy Adams‘ın o muazzam enerjisi hatırına bir tık fazlasını da hak edebilirdi. Bazı mantık hataları, özellikle karakterlerin New York’un o devasa karmaşasına bu kadar kolay adapte olması veya kimsenin bu tuhaf kıyafetli insanları gerçek anlamda yadırgamaması, filmi biraz daha çocuk masalı tarafında tutuyor. Yine de o samimiyet ve duygusal derinlik, bu eksikleri bir nebze olsun kapatıyor.
Manhattan’da Sihir Filmini Kimler İzlemeli?
Bu yapım, özellikle hayatın bitmek bilmeyen koşturmacası içinde ruhunun o çocuksu ve umut dolu yanını kaybettiğini hissedenler için birebir. Eğer siz de her şeye sadece mantık ve çıkar çerçevesinden bakmaktan yorulduysanız, bir anlığına da olsa \”neden olmasın?\” sorusunun peşinden gitmek istiyorsanız bu film tam sizin kalbinize göre. Modern ilişkilerin o hesapçı, soğuk ve mekanik yapısından bunalan, biraz olsun saflık ve karşılıksız iyilik arayan herkes Giselle’in o koca gözlerinde kendinden bir parça bulacaktır. Masal türüyle ince ince dalga geçen ama aynı zamanda o türün ruhuna saygı duruşunda bulunan o ironik mizahı sevenler, filmin detaylarındaki o göndermeleri yakalamaktan büyük keyif alacaklardır. Diğer taraftan, sadece sert realizm peşinde koşan, her sahnede katı bir mantık arayan ve müzikal öğelere, aniden şarkı söylemeye başlayan karakterlere tahammülü olmayan bir kitleyseniz, bu film sizi yorabilir. Manhattan’da Sihir, size hayata pembe gözlüklerle bakmanızı vaat etmiyor; sadece o gözlüklerin camındaki çamuru silip, bazen en karanlık sokaklarda bile bir tutam sihir olabileceğini hatırlatıyor. İçindeki o minik umut ışığını sönmekten kurtarmak ve bir parça olsun gülümsemek isteyenlerin listesine mutlaka dahil etmesi gereken bir iş bu. Kendinizi o masalsı atmosfere bırakırken, aslında gerçek dünyanın da o kadar korkunç olmayabileceğini hissedeceksiniz.

















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!