Ölümcül Dövüş 2 (1997)
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Ölümcül Dövüş 2 (1997), doksanların o gürültülü ve her köşesinden aksiyon fışkıran atari salonu kültürünü beyaz perdeye taşıma iddiasıyla yola çıkan, ancak bu yolda biraz nefesi kesilen bir yapım. İnsan bazen geçmişe dönüp o eski heyecanlarını tazelemek istediğinde, bir şekilde karşısına Ölümcül Dövüş 2 izle seçeneği çıkar ve o an içindeki o nostaljik çocuk uyanır. Ancak bu film, ilk halkadaki o nispeten oturaklı ve gizemli havayı alıp bir kenara fırlatmış; yerine durmak bilmeyen, bazen mantık sınırlarını zorlayan bir kargaşa koymuş. Sokaktaki o sert ve kontrolsüz kavga enerjisini, mistik güçlerle harmanlayıp kucağımıza bırakıyor. İzlerken kendinizi bir an devasa bir savaşın ortasında, bir an sonra ise ne olduğunu anlamadığınız bir boyutta bulabiliyorsunuz. Bu da insanın zihninde bir tür tortu bırakıyor; o meşhur dövüş oyununun karakterlerini kanlı canlı görmenin verdiği o ham sevinç ile hikayenin darmadağınık ilerlemesi arasındaki o tuhaf boşluk bu. Film, aslında bize büyük bir vaatle geliyor: Dünyanın sonu. Ama bu son o kadar hızlı ve o kadar plastik bir şekilde sunuluyor ki, karakterlerin yaşadığı o derin çaresizliği hissetmekte bazen zorlanıyoruz. Yine de o dönemin ruhunu, o saf ve filtresiz heyecanını özleyenler için bu karmaşa bile kendi içinde bir anlam taşıyor.
Ölümcül Dövüş 2 Konusu
Hikayemiz, ilk turnuvanın dumanı üzerinde tüterken, zafer sarhoşluğunun bile yaşanmasına izin vermeyen bir yıkımla başlıyor. Liu Kang ve ekibi, dünyayı kurtardıklarını sanırken aslında her şeyin daha yeni başladığını acı bir şekilde öğreniyorlar. Dış Dünya’nın o karanlık ve acımasız imparatoru Shao Kahn, kadim kuralları bir kenara itip, kapıları sonuna kadar açarak dünyayı istila etmeye karar veriyor. Bu sadece bir saldırı değil, aynı zamanda bir varoluş savaşı. Kraliçe Sindel’in diriltilmesiyle birlikte dengeler tamamen altüst oluyor; gökyüzünden inen ordular ve her köşede biten düşmanlar, seçilmiş savaşçılarımızı köşeye sıkıştırıyor. Karakterlerin motivasyonları bu sefer sadece bir turnuvayı kazanmak değil, sevdiklerini ve üzerinde yaşadıkları toprağı korumak için son bir umut ışığının peşinden koşmak üzerine kurulu. Raiden, her zamanki ağırbaşlılığıyla yol göstermeye çalışsa da, tanrısal güçlerin bile bu vahşet karşısında ne kadar zorlanabileceğini görüyoruz. Liu Kang’ın içindeki o bitmek bilmeyen öfke ve adalet arayışı, Shao Kahn’ın çiğ acımasızlığıyla çarpışıyor. Yan karakterlerin her biri, bu büyük savaşın birer dişlisi gibi hikayeye ekleniyor ancak olaylar o kadar hızlı gelişiyor ki, kimin ne ara saf değiştirdiğini veya neden o an orada olduğunu anlamak için pürdikkat kesilmek gerekiyor. Her şeyin tek bir dövüşe, tek bir yumruğa bağlandığı o son düzlüğe kadar tansiyon hiç düşmüyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen koltuğunda oturan John R. Leonetti, aslında bir görüntü yönetmeni olmanın getirdiği o bakış açısıyla her şeyi büyük göstermeye çalışmış ama hikaye anlatıcılığı tarafında ciddi gedikler bırakmış. İlk filmdeki o ikonik müziklerin ve atmosferin ekmeğini yemeye çalışırken, oyuncu kadrosundaki köklü değişiklikler seyirciyi biraz yabancılaştırıyor. Özellikle Raiden karakterinde James Remar ismini görmek, Christopher Lambert’ın o kendine has karizmasından sonra insana biraz eksik geliyor. Robin Shou, Liu Kang rolünde yine o atletik ve hırslı duruşunu koruyor ama senaryo ona duygusal bir derinlik katmak yerine sadece dövüşmesini söylemiş gibi. Kitana rolünde Talisa Soto ve Jax olarak karşımıza çıkan Lynn ‘Red’ Williams gibi isimler, karakterlerin fiziksel özelliklerini iyi yansıtsalar da senaryonun sığlığı nedeniyle potansiyellerini tam kullanamıyorlar. Brian Thompson ise Shao Kahn olarak yeterince ürkütücü ve gaddar görünüyor, ancak replikleri bazen o kadar karikatürize kalıyor ki insanın ciddiye alması zorlaşıyor. Sandra Hess tarafından canlandırılan Sonya Blade karakteri de bu karmaşanın içinde ayakta kalmaya çalışıyor. Filmin 4.5 gibi yerlerde sürünen IMDb puanı aslında her şeyi özetliyor; teknik imkanların yetersizliği, özellikle o dönemin standartlarında bile zayıf kalan dijital efektler, hikayenin bütünlüğünü ciddi şekilde zedeliyor. Bazı sahneler o kadar yapay duruyor ki, sanki bir film değil de bitmemiş bir oyun videosu izliyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Mantık hataları ise havada uçuşuyor; karakterler bir yerden bir yere ışınlanıyor, nedenini sormaya vaktiniz bile kalmıyor. Yine de tüm bu eksiklerine rağmen, bu yapım doksanların o samimi hatasını bağrında taşıyor.
Ölümcül Dövüş 2 Filmini Kimler İzlemeli?
Bu film, kesinlikle bir sinema sanat eseri arayanların kapısını çalacağı bir durak değil. Eğer çocukken atari salonlarında jeton bitirip, o meşhur “fatality” sahnelerini görmek için can atanlardansanız, bu yapım sizin için bir tür hatıra yolculuğu olacaktır. Dövüş sanatlarının fantastik ögelerle harmanlandığı, mantığın ikinci planda kaldığı ve sadece saf aksiyonun konuştuğu işleri sevenler için hala bir albenisi var. Özellikle video oyunlarının o çiğ atmosferini olduğu gibi perdede görmek isteyenler, teknik kusurları görmezden gelip bu maceraya ortak olabilirler. Ancak, bir hikayede derinlik arayan, karakter gelişimine önem veren ve görsel kalite konusunda titiz olan izleyicilerin bu yapımdan uzak durması en mantıklısı olur. Çünkü buradaki her şey, bir sonraki dövüş sahnesine geçmek için bahane olarak kurgulanmış gibi duruyor. Eski dostları tekrar görmek, o meşhur kostümlerin içinde dövüşen aktörleri izlemek ve sadece kafa boşaltmak isteyen o kitle, bu filmi bir şekilde bağrına basacaktır. Ama geriye kalanlar için bu yapım, maalesef kötü bir devam filmi örneği olmaktan öteye geçemeyecek bir deneme olarak kalacaktır.



















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!