Şehrin Azizleri 2: Azizler Günü
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Şehrin Azizleri 2: Azizler Günü (The Boondock Saints II: All Saints Day 2009), yıllarca beklenen o keskin ve gürültülü geri dönüşün ete kemiğe bürünmüş hali olarak karşımızda duruyor. İlk filmin yarattığı o devasa kült rüzgarının ardından, Connor ve Murphy kardeşlerin sessizliğe gömülmesini kimse beklemiyordu. Eğer siz de bu adaleti kendi elleriyle dağıtan ikilinin peşine düşmek için Şehrin Azizleri: Azizler Günü izle arayışına girdiyseniz, kendinizi nostaljiyle karışık, bol kurşunlu ve biraz da kafa karıştırıcı bir atmosferin içinde bulacağınızı bilmelisiniz. Bu yapım, ilk filmin o çiğ ve samimi ruhunu sırtlanıp on yıl sonrasına taşıma iddiasında bulunurken, izleyicisini de Boston’un o kirli ve karanlık sokaklarına yeniden davet ediyor. Ancak bu defa işler bıraktığımız gibi değil; hem karakterler hem de hikayenin anlatım dili biraz daha ağırbaşlı, biraz daha kendi efsanesinin farkında bir duruş sergiliyor. Play tuşuna bastığınız andan itibaren, o meşhur İrlanda duasının tınısı kulaklarınızda çınlarken, adaletin hukuk kitaplarında değil, namlunun ucunda arandığı bir dünyaya adım atıyorsunuz.
Şehrin Azizleri 2: Azizler Günü Konusu
Hikaye, MacManus kardeşlerin efsanevi Boston operasyonlarının ardından İrlanda’nın sessiz ve huzurlu vadilerinde, babalarıyla birlikte sakin bir hayat sürmesiyle başlıyor. Geçmişin kanlı izlerinden tamamen temizlendiklerini düşündükleri bir anda, okyanusun ötesinden gelen bir haber tüm sessizliği bozuyor. Boston’da herkes tarafından sevilen, dürüst bir rahibin bir çete tarafından infaz edilmesi ve cinayet mahallinin sanki kardeşler yapmış gibi kurgulanması, Azizleri kışkırtmaya yetiyor. Bu kişisel bir saldırıdır ve kardeşlerin sessiz kalması artık imkansızdır. Kardeşler, üzerlerindeki pası atıp kutsal görevlerine geri dönmek üzere yeniden yola çıkıyorlar. Boston’a ayak bastıklarında karşılaştıkları manzara ise eskisinden çok daha karmaşık ve tehlikeli. Bu kez yanlarına yeni bir yol arkadaşı, enerjisiyle ortalığı kasıp kavuran bir isim katılıyor. Ancak tek sorun yerel çeteler değil; FBI cephesinde de işler kızışıyor ve zeki bir ajanın takibi altına giriyorlar. Olaylar geliştikçe rahibin öldürülmesinin ardındaki asıl nedenin çok daha köklü ve ailevi bir hesaba dayandığı ortaya çıkıyor. Kardeşler, bir yandan kendi isimlerini temize çıkarmaya çalışırken bir yandan da şehri temizlemeye kaldıkları yerden devam ediyorlar.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Bir devam filmi için on yıl beklemek, izleyicinin zihninde ya çok büyük bir beklenti yaratır ya da ciddi bir önyargı duvarı örer. Yönetmen Troy Duffy, bu filmde risk alarak ilk yapımın DNA’sına sadık kalmayı seçmiş. Sean Patrick Flanery ve Norman Reedus arasındaki o benzersiz kimya, aradan geçen yıllara rağmen hiç bozulmamış. İkilinin birbirini tamamlayan mizahı ve şiddete olan soğukkanlı yaklaşımları, filmin motorunu çalıştıran en büyük güç. Ancak dürüst olmak gerekirse, ilk filmin o bağımsız ve sert ruhunun yerini bu kez biraz daha stilize edilmiş, yer yer karikatürize kaçan bir anlatım almış. IMDb puanının 6 bandında seyretmesi de aslında bu değişimin bir yansıması. İzleyici, ilk filmdeki o vurucu ve çiğ gerçekliği ararken, bu yapımda daha çok aksiyon koreografisine odaklanan bir yapı buluyor. Clifton Collins Jr., ekibe dahil olan yeni yüz olarak filme taze bir kan ve mizah katmış; ancak Willem Dafoe’nun ilk filmdeki o ikonik ve çılgın FBI ajanı performansının bıraktığı boşluğu doldurmak her oyuncu için imkansız bir görevdi. Julie Benz, zeki ve otoriter bir ajan rolüyle bu boşluğu kendi tarzıyla kapatmaya çalışsa da, senaryonun yer yer tekrara düşmesi ritmi biraz sekteye uğratıyor. Judd Nelson gibi tecrübeli bir ismin varlığı ise hikayeye derinlik katmaya yetmiyor. Görsel tercihlerde kullanılan ağır çekimler ve stilize çatışma sahneleri, filmin bir çizgi roman estetiğine kaymasına neden olmuş. Bu durum kimileri için keyifli bir seyirlik sunarken, ilk filmin o sokak kokan atmosferini özleyenleri biraz hayal kırıklığına uğratabilir. Yine de sahneler arasındaki geçiş hızı ve karakterlerin bitmek bilmeyen enerjisi, filmi sonuna kadar izletmeyi başarıyor. Şiddetin bir kefaret aracı olarak sunulduğu bu evrende, yönetmenin kendi yarattığı efsaneye olan tutkusu her kareden okunuyor. Müziklerin kullanımı ve aksiyonun dozajı, türün meraklılarını tatmin edecek seviyede tutulmuş.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Eğer sinemada derin felsefi sorgulamalar, katmanlı karakter gelişimleri veya Oscar adayı bir dram arıyorsanız, bu yapım sizin için doğru durak olmayabilir. Ancak, 90’ların sonu ve 2000’lerin başındaki o hırçın, kuralları yıkan aksiyon sinemasına karşı bir özleminiz varsa, bu film sizi oldukça mutlu edecektir. Adaletin bazen karanlık yollardan geçmesi gerektiğini savunan hikayeleri sevenler, bu ikilinin yolculuğunda kendilerini bulacaklar. Özellikle ilk filmi bir başucu eseri olarak görenler için bu devam halkası, karakterlerin akıbetini görmek ve o tanıdık atmosferi tekrar solumak adına kaçırılmaması gereken bir fırsat. Arkadaş grubunuzla birlikte, fazla kafa yormadan, sadece silahların konuştuğu ve dostluğun ön planda olduğu bir aksiyon gecesi planlıyorsanız, aradığınız enerji tam olarak burada mevcut. Stilize şiddeti bir sanat formu gibi izlemeyi seven ve karakterlerin karizmasına önem veren izleyiciler, Norman Reedus ve Sean Patrick Flanery‘nin bu dumanı tüten serüveninden büyük keyif alacaktır. Şehrin tozunu yutmuş, kanunların yetmediği yerde kendi kanununu yazan kahramanların öyküsü, türün sadık takipçileri için hala geçerli bir davet niteliği taşıyor.

















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!