Siyahlı Kadın 2: Ölüm Meleği
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Siyahlı Kadın 2: Ölüm Meleği (The Woman in Black 2: Angel of Death 2014), sislerin arasından süzülen soğuk bir nefes gibi izleyicinin üzerine çökerken, korkunun sadece karanlıktan değil, aynı zamanda geçmişin susturulamaz çığlıklarından beslendiğini bir kez daha kanıtlıyor. İlk yapımın bıraktığı o ağır ve tekinsiz mirası devralan bu film, izleyiciyi İkinci Dünya Savaşı’nın yıkıntıları arasından çekip alarak çok daha derin, çok daha hüzünlü bir yalnızlığın içine fırlatıyor. Siyahlı Kadın 2: Ölüm Meleği izle seçeneğiyle bu puslu dünyaya adım atanlar, sadece bir hayalet hikayesiyle karşılaşmıyor; aynı zamanda savaşın insan ruhunda açtığı yaraların, doğaüstü bir dehşetle nasıl harmanlandığına tanıklık ediyor. Yapım, gerilim türünün o beylik numaralarına sırtını dayamak yerine, her köşesinden rutubet ve keder sızan Eel Marsh Malikanesi’nin o boğucu atmosferini merkeze alıyor. Burada korku, aniden ekrana fırlayan bir surattan ziyade, her an ensenizde hissettiğiniz o buz gibi varlıkta gizli.
Siyahlı Kadın 2: Ölüm Meleği Konusu
Filmin hikayesi, insanlığın en büyük yıkımlarından biri olan İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde şekilleniyor. Londra’nın bitmek bilmeyen bombardımanlarından ve kaosundan kaçan bir grup, kendilerini görünüşte güvenli ama aslında lanetli bir sığınakta buluyor. İngiliz hükümeti tarafından askeri bir psikiyatri kliniğine dönüştürülen o meşhur Eel Marsh House, artık savaşın parçaladığı zihinlerin ve yaralı bedenlerin son durağı haline gelmiştir. Genç ve idealist bir hemşire olan Eve, bu izole hastaneye, hastaların bakımıyla ilgilenmek ve onlara bir nebze de olsa umut aşılamak için gönderilir. Ancak binanın çürümüş tahtaları arasında sadece savaşın travmaları değil, yıllardır uykuda olan, intikam ateşiyle yanıp tutuşan bir ruh da nefes almaktadır. Sorunlu askerlerin gelişiyle birlikte binanın karanlık gizemleri uyanmaya başlar. Eve, bir yandan kendi geçmişinin hayaletleriyle boğuşurken bir yandan da hastane sakinlerini tehdit eden, siyahlar içindeki o kadının pençesinden herkesi kurtarmaya çalışır. Olaylar geliştikçe, binadaki tek düşmanın dışarıdaki savaş olmadığını, içerideki sessizliğin çok daha büyük bir tehlike barındırdığını anlaması uzun sürmeyecektir. Karakterlerin her biri, hem kendi içsel savaşlarıyla hem de bu amansız varlıkla yüzleşmek zorunda kaldığı bir çıkmaza doğru sürüklenir.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen koltuğunda oturan Tom Harper, ilk filmin o gotik havasını korumaya çalışırken hikayeyi daha trajik bir zemine oturtmayı tercih etmiş. Ancak dürüst olmak gerekirse, film bazı noktalarda temposunu ayarlamakta güçlük çekiyor ve izleyiciyi o beklenen doruk noktasına ulaştırmakta biraz geç kalıyor. Phoebe Fox, canlandırdığı Eve karakteriyle filmin duygusal yükünü başarıyla sırtlıyor; onun çaresizliği ve aynı zamanda direnci, filmin en güçlü yanlarından birini oluşturuyor. Helen McCrory ise her zaman olduğu gibi ağırlığını koyuyor ve sahnelerine derinlik katıyor. Jeremy Irvine ve Oaklee Pendergast gibi isimler de atmosferin tekinsizliğini destekleyen performanslar sergiliyorlar. Ned Dennehy ise o huzursuz edici havayı pekiştiren bir diğer unsur olarak karşımıza çıkıyor. Filmin 5.2 olan IMDb puanı, aslında beklentilerin ne kadar yüksek olduğunun ve türün meraklılarının ne kadar seçici davrandığının bir göstergesi. Teknik açıdan bakıldığında, renk paleti ve mekan tasarımı kusursuz işliyor; o gri, soluk ve cansız dünya izleyicinin içine işliyor. Ancak senaryo, yer yer türün klasikleşmiş klişelerine yenik düşüyor. Bazı sahnelerde mantık sınırlarını zorlayan karakter kararları, filmin yarattığı o ağır gerçeklik duygusuna zarar verebiliyor. Yine de ses tasarımı ve müziklerin kullanımı, o meşum sessizliği bozarak izleyiciyi yerinden sıçratmayı başarıyor. İlk filmin o taze dehşetini arayanlar için biraz daha durağan kalabilir ama psikolojik derinliği ve savaşla kurduğu bağ açısından kayda değer bir çaba sergilediğini söylemek mümkün.
Siyahlı Kadın 2: Ölüm Meleği Filmini Kimler İzlemeli?
Bu yapım, her saniyesi aksiyon dolu olan veya her beş dakikada bir korku unsuruyla sizi zıplatacak bir film arayanlara hitap etmiyor. Eğer siz, mekanın bir karakter gibi kullanıldığı, kasvetli ve ağır ilerleyen gotik korku örneklerinden keyif alıyorsanız, bu film tam size göre. Savaşın yarattığı yıkımla doğaüstü olayların iç içe geçtiği o puslu hikayeleri sevenler, Eel Marsh House’un o tekinsiz yalnızlığında kendilerini bulacaklardır. Özellikle insan psikolojisinin uç noktalarını ve çaresizliğin getirdiği o donukluğu izlemekten hoşlananlar için film, sadece bir korku öğesi olmanın ötesine geçiyor. Diğer taraftan, daha hızlı tüketilebilir, neşeli veya parlak sahneler bekleyen izleyici kitlesi için bu film fazla boğucu ve yavaş gelebilir. Eğer bir hayalet hikayesinden beklediğiniz şey sadece kan ve vahşet ise, bu filmin size sunacağı şeyin daha çok melankoli ve sessiz bir ürperti olduğunu bilmelisiniz. Yalnız kalmanın, terk edilmişliğin ve geçmişten kaçamamanın verdiği o sancılı hissi derinden duyumsamak isteyenler, bu yapıma bir şans vermeli; ancak sabırlı olmayan ve derinlemesine işlenmiş atmosferlerden ziyade yüzeysel heyecanlar arayan izleyiciler bu deneyimden pek tatmin olmayabilirler.

















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!