Trump’ın Hikayesi
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Trump’ın Hikayesi (The Apprentice 2024), hırsın insanı neye dönüştürebileceğini gösteren, izledikten sonra insanın içinde metalik ve soğuk bir tat bırakan o filmlerden biri. Trump’ın Hikayesi izle cümlesini kurarken aslında sadece bir siyasi figürün geçmişine değil, New York’un o eski, kirli ve vahşi sokaklarında kaybolmaya hazırlıklı olmak lazım. Bu yapım, bir adamın nasıl bir lidere dönüştüğünü değil, bir imajın nasıl bir canavar gibi büyüdüğünü anlatıyor. Yetmişli yılların New York’u, pırıltılı reklam panolarının arkasında çürümüşlüğü saklayan bir dev gibi dururken, biz o devin dişlerinin arasından süzülen bir hırsın hikayesine tanık oluyoruz. Filmi yaşarken kendinizi sadece bir biyografinin içinde değil, bir karakterin ruhunun nasıl parça parça döküldüğünü ve yerine nasıl çelikten bir zırh örüldüğünü izlerken buluyorsunuz. Kameranın o dönemlerin puslu ve kirli havasını yansıtan çiğ dokusu, havadaki o isli kokuyu ve insanların hırstan terlemiş yüzlerindeki o yapış yapış hissi resmen duyuruyor. Bu sadece bir yükseliş hikayesi değil, bir insanın kendinden vazgeçişinin, bir “markaya” dönüşmesinin kronolojik dökümü. İnsanın boğazında düğümlenen o çiğ hırs, filmin her karesinde üzerinize siniyor ve sizi o kasvetli atmosferin bir parçası haline getiriyor.
Trump’ın Hikayesi Konusu
Film, Donald Trump’ın henüz babasının tahsilatçılığını yaptığı, Queens ile Manhattan arasında sıkışıp kaldığı o gençlik yıllarını merkeze alıyor. Genç Donald, babasının gölgesinden kurtulmak ve kendi imparatorluğunu kurmak için yanıp tutuşurken, karşısına Amerika’nın en korkulan ve en manipülatif avukatlarından biri olan Roy Cohn çıkıyor. Bu karşılaşma, filmin asıl kırılma noktası. Cohn, Donald’a dünyayı bir savaş alanı olarak görmeyi, asla yenilgiyi kabul etmemeyi ve her zaman saldırıda kalmayı öğreten karanlık bir mentor olarak hikayeye dahil oluyor. Aralarındaki ilişki, klasik bir usta-çırak ilişkisinden ziyade, bir ruhun yeniden şekillendirilmesi süreci gibi işleniyor. Gayrimenkul dünyasının o acımasız dişlileri arasında, eski püskü binalardan altın kaplamalı kulelere uzanan o yolculukta, Donald’ın sadece çevresini değil, kendi ahlaki pusulasını da nasıl değiştirdiğini görüyoruz. Roy Cohn’un meşhur üç kuralı; saldır, her şeyi inkar et ve asla zaferden vazgeçme düsturu, Donald’ın karakterinin yapı taşları haline geliyor. Hikaye, lüks otellerin gösterişli açılışlarının ardındaki kirli pazarlıkları, siyasi yozlaşmayı ve bir insanın içindeki o saf hırsın nasıl yavaş yavaş empatiyi ve insanlığı yediğini spoiler vermeden, sadece o soğuk gerçeklikle önümüze seriyor. Yan karakterler, özellikle Donald’ın ailesi ve ilk eşi Ivana ile olan bağları, bu dönüşümün ne kadar yüksek bedellerle ödendiğini sessizce ama derinden fısıldıyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen Ali Abbasi, biyografi türünün o alışılmış, parlatılmış ve steril yapısını yerle bir ederek karşımıza çok daha sert ve çiğ bir iş çıkarmış. Filmin en büyük kozu hiç tartışmasız Sebastian Stan ve Jeremy Strong arasındaki o tüyler ürpertici uyumda gizli. Sebastian Stan, Trump’ın o kendine has konuşma biçimini ve beden dilini karikatürize etmeden, içselleştirerek oynamış. Karakterin başlardaki o çekingen halinden, sonlardaki o narsist ve duygusuz zirveye çıkışını izlemek hem etkileyici hem de ürkütücü. Ancak Jeremy Strong, Roy Cohn rolünde bambaşka bir seviyeye çıkmış. Gözlerindeki o ölü balık bakışı, o ruhsuz ve manipülatif duruşuyla izleyiciyi oturduğu yerde huzursuz etmeyi başarıyor. Martin Donovan, Fred Trump rolünde babalık otoritesinin o baskıcı ve sevgi kırıntısı barındırmayan halini çok iyi vermiş. Maria Bakalova ise Ivana rolünde, bu erkekler dünyasında var olmaya çalışan bir kadının yaşadığı o duygusal erozyonu başarıyla sırtlanmış. Catherine McNally ve diğer yan kadro da bu karanlık tabloyu kusursuzca tamamlıyor. Filmin görsel dili, 70’lerin televizyon estetiğini ve 16mm filmlerin o kumlu, grenli yapısını kullanarak bizi o dönemin içine hapsediyor. Müzikler ise sahnenin gerilimini artırmak için değil, o dönemin ruhundaki o sahte pırıltıyı hissettirmek için kullanılmış. IMDb puanı olan 6.9, belki filmin bazı yerlerdeki tempo düşüklüğü veya hikayenin bazı dönemleri çok hızlı geçmesi nedeniyle verilmiş olabilir, ama bence bu performanslar ve atmosferin tutarlılığı çok daha fazlasını hak ediyor. Film, yer yer bazı sahnelerde klişelere düşse de, karakterlerin psikolojik derinliğine inme konusundaki cesaretiyle bu açığını kapatıyor.
Trump’ın Hikayesi Filmini Kimler İzlemeli?
Bu yapım, bir insanın karakterinin nasıl inşa edildiğini, daha doğrusu nasıl bir dış kabuğun altına hapsedildiğini merak eden psikolojik derinlik arayan izleyiciler için harika bir seçenek. Gücün doğasını, manipülasyonun bir insanı nasıl baştan aşağı değiştirebileceğini ve başarının ne kadar soğuk bir yer olduğunu görmek isteyenler bu filmden çok etkilenir. Sadece politik bir figürün hayatını değil, bir dönemin ruhunu ve o dönemin yarattığı insan tipolojisini incelemek isteyen sosyoloji meraklıları da bu anlatıda aradığını bulacaktır. Eğer usta-çırak ilişkilerinin karanlık tarafına, bir akıl hocasının bir zihni nasıl zehirleyebileceğine dair sert bir dram arıyorsanız, bu film tam size göre. Öte yandan, hızlı aksiyon sahneleri, kahramanlık hikayeleri veya Trump hakkında siyah-beyaz, net bir yargı arayanlar bu filmden beklediğini alamayabilir. Bu film, izleyiciye bir yargı sunmak yerine, o yargıya giden taşların nasıl döşendiğini gösteriyor. Duygusal bir bağ kurmaktan ziyade, bir karakterin ruhsal anatomisini uzaktan ama en ince detayına kadar incelemek isteyen, gri alanlarda dolaşmayı seven her sinemasever bu yolculuğa çıkmalı. Filmin sonunda kendinizi bir başarıya değil, bir boşluğa bakarken bulacaksınız; işte o an filmin asıl etkisinin başladığı andır.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!