Üç Silahşörler
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Üç Silahşörler, Alexandre Dumas’nın o meşhur eserini alıp üzerine steampunk sosu dökerek karşımıza getiren, ciddiye alınmayı reddeden bir yapım. Eğer orijinal hikayeye sadakat arıyorsanız yanlış yerdesiniz, ancak Üç Silahşörler izle aramasıyla bu sayfaya geldiyseniz muhtemelen derdiniz edebiyat dersi değil, patlamış mısır eşliğinde vakit öldürmek. Yönetmen koltuğunda Paul W. S. Anderson oturuyor ve kendisi tarihsel gerçekliği elinin tersiyle itip yerine uçan gemiler, ninja gibi dövüşen Milady ve Matrix vari aksiyon sahneleri yerleştiriyor. The Three Musketeers ismini taşıyan bu 2011 yapımı film, klasik kılıç dövüşü estetiğini modern teknolojinin abartılı görselliğiyle birleştirme niyetinde olsa da, derinlikten ziyade gürültüye odaklanıyor. Klasik anlatının dışına çıkan bu tarz, gelenekselcileri kızdırabilir fakat tempo arayanları bir şekilde ekranda tutmayı başarıyor. Film, 17. yüzyılın o ağır havasını dağıtıp yerine her köşesinden aksiyon fışkıran bir çizgi roman estetiği yerleştirmiş. Bu durum, yapımı bir dönem draması olmaktan çıkarıp tamamen bir yaz eğlencesi kıvamına sokuyor.
Üç Silahşörler Konusu
Hikaye, genç ve toy D’Artagnan’ın babasından aldığı öğütlerle Paris’e, efsanevi silahşörlerin arasına katılma hayaliyle gelmesiyle fitilleniyor. Ancak karşılaştığı manzara, bir zamanların kahramanlarının emekliye ayrılmış, hayata küsmüş ve sisteme boyun eğmiş halleri oluyor. Paris sokakları artık onurla değil, entrikayla dönüyor. Kardinal Richelieu’nun krallığı ele geçirme hırsı ve Milady de Winter’ın çift taraflı ajanlık oyunları, Fransa’yı geri dönülemez bir savaşın eşiğine sürüklerken, bu dörtlü mecburen tekrar kılıç kuşanıyor. İşin içine İngiltere ile olan gerilim ve kraliyet ailesinin onurunu kurtaracak olan çalınan mücevherler girince, mesele sadece bir şövalyelik yemini olmaktan çıkıp tam kapsamlı bir kıta krizine dönüşüyor. İhanetin kol gezdiği saray koridorlarında, kimin eli kimin cebinde belli değilken, silahşörlerin tek şansı eski usul cesaretle yeni nesil savaş teknolojilerini harmanlamak. Planlar işliyor, kılıçlar çekiliyor ve havada süzülen devasa savaş gemileri Paris semalarını gölgeliyor. Bu noktadan sonra hikaye, bir sadakat arayışından çok, kimin daha büyük patlamalar yaratacağı yarışına evriliyor.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Bu film için 5.8 puan verilmiş olması aslında izleyiciye net bir mesaj gönderiyor: \”Görselliğe evet, mantığa hayır.\” Yönetmen Paul W. S. Anderson, aksiyon sahnelerinde kurguyu öyle bir hızlandırmış ki, kılıçların birbirine değme sesinden başka bir şey duymak bazen imkansızlaşıyor. Başrolde Logan Lerman canlandırdığı D’Artagnan karakterinde biraz zayıf ve tecrübesiz kalsa da, Matthew Macfadyen, Ray Stevenson ve Luke Evans üçlüsü aralarındaki kimya ile sahneleri ayakta tutmayı başarıyorlar. Özellikle Milady rolündeki Milla Jovovich, yönetmenin tarzına en uygun performanslardan birini sergileyerek her sahnesinde baskın bir karakter çiziyor. Ancak sorun şu ki, karakterlerin motivasyonları çok sığ kalmış. Bir yanda saf bir kral, diğer yanda karikatürize edilmiş bir kötü adam prototipi var. Film, Dumas’nın kaleminden çıkan o ağırbaşlı havayı tamamen çöpe atıp yerine bir video oyunu estetiği koyuyor. Eğer beklentiniz saray entrikalarının ağırlığı ve dönemin ruhunu iliklerinize kadar hissetmekse, büyük ihtimalle hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Ama kılıçların havada uçuştuğu, fizik kurallarının yok sayıldığı bir seyirlik arıyorsanız, bu yapım o iki saati bir şekilde kurtarabilir. Kostüm tasarımları ve set dekorları oldukça başarılı ancak hikayenin bu dekoratif zenginliğin altında ezildiği bir gerçek. Senaryo, derin bir anlatı sunmak yerine sadece bir sonraki aksiyon sekansına geçmek için bahane üretiyor. Yine de yapımın prodüksiyon kalitesi, düşük puanına rağmen teknik açıdan sınıfı geçmesini sağlıyor. Eksik olan tek şey, sahneler arasındaki bağın daha sağlam kurulması ve karakterlere biraz daha ruh katılmasıydı.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Tarihi gerçeklik peşinde koşmayan, \”gerçekçilik\” kelimesini sözlüğünden silmiş aksiyon meraklıları için bu film ideal bir tercih olabilir. Klasik eserlerin modernize edilmesinden, hatta bazen tanınmayacak kadar değiştirilmesinden rahatsız olmayanlar bu yapımı keyifle izleyebilir. Özellikle steampunk elementlerinden hoşlanan, 17. yüzyıl Fransası’nda uçan devasa gemiler görmeyi tuhaf karşılamayan izleyici kitlesi hedeflenmiş. Derin felsefi sorgulamalar ya da karakter gelişimi arayanlar ise bu filmin yanından bile geçmemeli. Bu, tamamen görsel bir adrenalin pompalama çabası ve bunu kabul ederek ekran başına geçenler için eğlenceli bir kaçış olabilir. Eğer akşamı kafa yormadan, sadece ekrandaki hareketliliğe odaklanarak geçirmek istiyorsanız bu film size hitap ediyor. Ancak kaliteli bir edebiyat uyarlaması beklentisiyle gelirseniz, hayal kırıklığınız kaçınılmaz olur. Kısacası, bu yapım bir sinema sanatı örneğinden ziyade, yüksek bütçeli bir lunapark trenine benziyor; hızlı, gürültülü ama bittiğinde zihninizde pek bir şey bırakmıyor.
















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!