Hellboy 2: Altın Ordu
- Film Hakkında
- Oyuncular
- Yorumlar (0)
- Yorum Yap

Özet
Hellboy 2: Altın Ordu, fantastik sinemanın sadece pelerinli kahramanlardan ya da bitmek bilmeyen patlamalardan ibaret olmadığını kanıtlayan, her karesinden emek ve hayal gücü fışkıran o nadir yapımlardan biri olarak hafızalarda yer ediyor. Orijinal adıyla Hellboy II: The Golden Army (2008) olarak bildiğimiz bu film, ilk adımın üzerine sadece daha büyük bir bütçe değil, aynı zamanda daha derin bir ruh katarak yükseliyor. Eğer hikaye anlatıcılığında doku, renk ve karakter derinliği arıyorsanız, karşınıza çıkan Hellboy II: Altın Ordu izle seçenekleri arasından birine yönelip kendinizi bu karanlık ama büyüleyici masalın kollarına bırakmanızın zamanı gelmiş demektir. Çünkü bu film, sıradan bir devam yapımı olmanın çok ötesinde, yönetmenlik koltuğundaki ismin kendi iç dünyasındaki canavarları ve güzellikleri serbest bıraktığı bir vizyon belgesi niteliği taşıyor.
Hellboy 2: Altın Ordu Konusu
Hikayenin merkezinde, insanlığın açgözlülüğü ve doğaya olan ihaneti sonucu unutulmuş kadim bir anlaşmanın bozulma tehlikesi yatıyor. Yüzyıllar önce, Elves Kralı ile insanlar arasında bir barış imzalanmış, dünya ikiye bölünmüştür. Ancak bu huzur, Kral Balor’un oğlu Prens Nuada’nın, babasının kararlarına isyan edip sürgüne gitmesiyle kırılgan bir zemine oturur. Nuada, insanların her geçen gün dünyayı daha fazla kirletmesine ve doğayı yok etmesine dayanamayarak, durdurulamaz bir güç olan Altın Ordu’yu uyandırmayı kafasına koyar. Bu ordu, ne yorulan ne de acı çeken mekanik savaşçılardan oluşan bir kıyamet makinesidir. Nuada’nın bu tehlikeli planını gerçekleştirmesi için gereken tek şey, kraliyet tacının kayıp parçalarını bir araya getirmektir. İşler bu noktada sarpa sarar; zira tacın parçalarından biri, barıştan yana olan ikiz kardeşi Prenses Nuala’dadır. Kahramanımız ve B.P.R.D. ekibi, bir yandan modern dünyada gizli kalmaya çalışırken diğer yandan bu mistik iç savaşı durdurmak zorunda kalır. Karşılarındaki düşman sadece bir ordu değil, haklılık payı olan öfkeli bir medeniyet kalıntısıdır.
Beklentileri Karşılıyor mu? (Editörün Yorumu)
Yönetmen Guillermo del Toro, bu filmde türün sınırlarını öylesine genişletiyor ki, bir noktadan sonra izlediğimiz şeyin bir çizgi roman uyarlaması olduğunu unutuyoruz. Ron Perlman, Hellboy rolünde yine tam bir nokta atışı sergiliyor; karakterin o dışlanmış, aksi ama bir o kadar da sevilmeye muhtaç halini sadece bir makyajın arkasından değil, tüm vücut diliyle hissettiriyor. Filmdeki her bir canavarın, her bir mekanik parçanın arkasında duran o detaycı işçilik, dijital efektlerin soğukluğuna hapsolmamış bir samimiyet sunuyor. Doug Jones, canlandırdığı karakterin zarafeti ve naifliğiyle hikayenin duygusal yükünü sırtlarken, Selma Blair ise gücünü kontrol etmeye çalışan bir kadının içsel fırtınalarını dürüstçe yansıtıyor. 6.8 olan IMDb puanı, filmin sunduğu teknik deha ve anlatım zenginliği göz önüne alındığında biraz mütevazı kalıyor diyebilirim. Film, özellikle Troll Pazarı sahnesinde olduğu gibi, arka plandaki en ufak bir yaratığın bile bir hikayesi varmış gibi hissettiren o yoğun atmosferiyle rakipsizleşiyor. John Alexander ve seslendirmesiyle karaktere hayat veren Seth MacFarlane, ekibe katılan yeni soluklar olarak mizahı ve tuhaflığı dengeli bir şekilde dağıtıyor. Filmin en büyük başarısı, iyi ile kötü arasındaki çizgiyi silikleştirmesi; Prens Nuada’nın davasının altındaki haklı öfke, izleyiciyi kimin tarafında durması gerektiği konusunda tatlı bir ikileme düşürüyor. Eksik kaldığı yerler yok mu? Belki final çatışması, kurulan o devasa beklentinin bir tık altında kalıyor gibi hissettirebilir ancak bu bile bütünsel etkileyiciliği gölgelemiyor.
Bu Yapımı Kimler İzlemeli?
Bu film, sadece süper kahramanların dünyayı kurtarmasını izlemekten sıkılmış, daha karanlık, daha hüzünlü ve estetik kaygısı yüksek bir şeyler arayan herkes için biçilmiş kaftan. Eğer siz de gerçek hayatın gri tonlarından sıkılıp, mekanik çarkların mistik büyülerle çarpıştığı, canavarların insanlardan daha onurlu olabildiği evrenleri seviyorsanız bu hikayeye bayılacaksınız. Pratik efektlerin, protez makyajın ve el emeği dekorların dijital animasyona karşı verdiği o büyük savaşı kazandığını görmek isteyen sinema tutkunları için bu yapım bir vaha niteliğinde. Özellikle Guillermo del Toro evrenine aşina olanlar, yönetmenin Gotik detaylara olan tutkusunun nasıl bir aksiyonla harmanlandığını gördüğünde büyük bir tatmin yaşayacaklar. Kendini toplumun dışına itilmiş hissedenlerin, bir yere ait olamamanın burukluğunu taşıyanların ve tabii ki iyi tasarlanmış fantastik bir dünyanın içinde kaybolmak isteyenlerin kesinlikle ıskalamaması gereken bir serüven bu. Çizgi roman köklerine sadık kalırken sinema sanatının görsel gücünü sonuna kadar kullanan bu yapım, her saniyesinde size farklı bir his bırakmayı vaat ediyor.
“}
>.”}


















Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap, topluluğa yön ver!